Amerikali Turk

Kılıçdaroğlu'dan erken yerel seçim çağrısı

  • October 24, 2017 1:05 PM

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerin erkene alınması çağrısında bulunarak, "17 ay beklemenin bir anlamı yok. Kim milletten kaçıyor, kim kaçmıyor çıksın ortaya. Gidelim seçime, bütün gerçekler ortaya çıksın" dedi.

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bir sorunlar yumağı altında olduğunu belirterek, kimseden umutsuzluğa kapılmamasını istedi. "Sözüm söz. Bütün bu sorunlardan Türkiye'yi arındıracağım" diyen Kılıçdaroğlu, hapishane değil, fabrikalar yapacağını söyledi.

Türkiye'deki taşeron işçi sorununu ilk kez kendisinin dile getirdiğini vurgulayan Kemal Kılıçdaroğlu, "Tamamına sahip çıktım. Sizin haklarınızı savunmak benim boynumun borcudur" ifadesini kullandı. 

Aylardır Enis Berberoğlu'nun hapiste olduğunu ve geçtiğimiz günlerde bir fıtık ameliyatı geçirdiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Beni üzen ameliyat geçirmesi değil, bu ameliyatı havuz medyasının istismar etmesi oldu. Enis Berberoğlu ameliyattan sonra tekrar hapishaneye gitme kararı aldı, bunlara ibretlik olsun diye. Emin olun insan düşmanına dahi insanca davranmalı. Bunların gözü o kadar kararmış ki kim yanında değilse 'herkesin yok edilmesi lazım' diye düşünüyorlar. Enis Berberoğlu içeride boş durmadı, bir kitap yazdı, bu kitabın bütün gelirlerini gazetecilik stajı yapan öğrencilere verecek. Ergenekon, Balyoz davalarında bir Silivri külliyatı oluşmuştu, onlarca kitap çıktı. Şimdi 20 Temmuz darbe külliyatı çıkacak. O külliyatlardan biri de budur. Mağdur olan harp okulları öğrencileri, askeri lise öğrencileri, işine son verilen akademisyenler... Bunların tamamı geleceğe bırakılan önemli notlardır, o kitapları yazan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz."

TUTUKLU GAZETECİLER 

Kılıçdaroğlu, tutuklu olan gazetecilerin serbest bırakılması gerektiğini savundu. Ali Bulaç, Nazlı Ilıcak, Altan kardeşler gibi bazı tutuklu gazetecilerin isimlerini söyleyen ve bir günahları bulunmadığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Eğer bir ülkede gazeteci hapisteyse o ülkede demokrasi yoktur, nokta" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Adını saydığım bazı gazeteciler yazı yazdıkları dönemde belki bir cümle dahi CHP'yi övmemiştir. Bizi savunmak zorunda değiller, onlar gazeteci, 'kalemleri özgür olsun' diyorum. Onlar gazetecilik yaptığı sürece hep saygı gösterdim, şimdi hapisteler onların hakkını demokrasiye inanan biri olarak biz savunuyoruz ve sonuna kadar savunacağız."

Büyükada'da toplantı yapan aktivistlerin tutuklandığını hatırlatan ve bunların gizli bir toplantı yapmadığını savunan Kılıçdaroğlu, "Ne gizli toplantısı Bu aktivistler daha önce AK Parti'nin bakanlıklarında da görev yapmışlar, yani beraber eğitim vermişler. Bunu yaptığınız sürece Türkiye dünyada itibar kaybediyor. Gazetecileri hapiste olan, aktivistler hapiste olan bir Türkiye itibar kazanamaz" dedi. 

KAYSERİ'DEKİ KİTAP FUARINDA YAŞANANLAR

CHP'ye oy versin, vermesin bütün insanların düşüncelerini özgürce söyleyebilmesi gerektiğini aktaran Kılıçdaroğlu, bazı belediyelerin zaman zaman kitap fuarları düzenlediğine dikkati çekti. 

Kayseri Büyükşehir Belediyesinin de bir kitap fuarı düzenlediğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Çok güzel. Bu tür fuarlara her görüşten yazar gelir okuyucuyla buluşur. Yazarla okuyucu arasında sıcak ve samimi bir ortam oluşur. Kayseri'de de yapılıyor. İhsan Eliaçık hepimizin bildiği saygıdeğer bir insan. İnanç, din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Dini içerikli çok sayıda eseri vardır. Yayınevi davet eder ancak fuarı düzenleyen belediye İhsan Eliaçık'ın oraya gelmesini yasaklar, bu belediye en büyük hakareti Kayserililereyapıyor. Kayserililer demokrattır, Kayseri düşünce özgürlüğüne önem verir, siz İhsan Eliaçık'ı davet eden yayınevine yasak getireceksiniz ancak polisler koruyacak, bu Kayserililere, düşünce özgürlüğüne getirilen büyük bir kısıtlamadır.

İhsan Eliaçık, 28 Şubat sürecinde tutuklanıp hapse atılan bir kişidir, mağdur olan birisidir. İbrahim Kaboğlu için de yasak getirilmiş. O da mağdur. Bunlar bizde demokrasi olmadığını, tek adam rejiminin olduğunu gösteriyor. Büyük bir ihtimalle tek adam telefon etmiştir, 'bunları içeri sokmayın' diye. Bekledim 'tepki gösterir mi ' diye göstermedi, demek ki talimat oradan gidiyor. Belediyede ne yapsın. 'Beni de istifaya zorlarlar' diye gereğini yapıyor."

ŞIRNAK'TAKİ MADEN KAZASI

Şırnak'taki bir kömür madeninde yaşanan kazayı hatırlatan Kılıçdaroğlu, hayatını kaybeden 8 kişiden birinin 17 yaşındaki işçi olduğunu söyledi.

"17 yaşındaki bir çocuk kömür madeninde çalışmaya zorlanıyorsa herkesin oturup düşünmesi lazım. En başta da devleti yönetenlerin" diyen Kılıçdaroğlu, "Onlar 17 yaşındaki Sıddık'ı değil, ceplerini düşünüyorlar. O açıdan Şırnak'taki kardeşlerime sesleniyorum, Doğu, Güneydoğu'dakikardeşlerime sesleniyorum; artık şapkayı alıp önümüzde koyup düşünme zamanıdır. Kim senin lehine çalışıyor, kim haktan hukuktan adaletten yana, kim cebini doldurmaktan yana, sen düşün taşın" ifadelerini kullandı. 

Kılıçdaroğlu, bu olaydan sonra ocağın kaçak çalıştırıldığına dair açıklama yapıldığını anımsatarak, şunları kaydetti:

"Oysa kaçak değildi, ihaleyle verilmişti. İhale de zaten Resmi Gazete'de yayımlanmış. Bir bakan yalan söyler mi Dokularına işlemiş bunların. O yalan söyleyen bakanın görevi bırakması lazım. 8 işçinin kanı onun boynundadır. Kendi kabahatini gizlemek için 'maden ocağı kaçaktır' diye çıkıp konuşabiliyor. İhaleyi sen yapıyorsun, Resmi Gazete'de yayınlıyorsun, görevini yapmıyorsun, bir anlamda ölenleri suçluyorsun. Bu doğru değil."

UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE

Geçtiğimiz grup toplantılarında uyuşturucunun ne kadar tehlikeli oluduğuna değindiğini aktaran Kılıçdaroğlu, uyuşturucu kullanma yaşının 11'e kadar düştüğüne dikkati çekti.

Kılıçdaroğlu, uyuşturucunun özellikle çocuklar için büyük tehlike olduğuna vurgu yaparak, bu sorunun çözüm yerinin TBMM olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Peki sorun nasıl çözülecek Önce oturup konuşulacak, sağlıklı bir teşhis, ardından yasalar çıkacak. Biz bu sorunu kendi sorunumuz kabul edip bir araştırma önergesi verdik. 'Bütün miletveklilleri oturup konuşalım, bu sorunu nasıl çözeceğimizi karara bağlayalım' diye. Biz bunu verdik, iktidar partisinin milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Uyuşturucu sorununun ayrıntılarını ortaya koymak ve çözüm üretmek için verdiğimiz önergeyi AK Parti milletvekilleri reddetti. Bütün annelere sesleniyorum; bunun hesabını AK Parti milletvekillerine sorun. 'Siz çocukları mı savunuyorsunuz, uyuşturucu baronlarını mı savunuyorsunuz' diye sorun anneler. Soracak mısınız? Söz mü?"

OHAL'İN UZATILMASI 

OHAL'in yeniden 3 ay uzatıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, darbe girişiminden hemen sonra Çankaya Köşkü'nde Başbakan Binali Yıldırım ile yaptığı görüşmeyi anımsattı. 

Yıldırım'ın çok kısa bir süre için OHAL ilan edileceğini ifade ettiğini, ancak sürenin bir yılı aştığını belirten Kılıçdaroğlu, bir halkın bir de "sarayın 15 Temmuz'u" olduğunu ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Halkın 15 Temmuz'un da insanlar sokağa çıktı. 250 şehidimiz, çok sayıda gazimiz var. Darbeyi engellediler. Burada en ufak bir tereddütümüz yok. Ama bir de 15 Temmuz'u fırsat bilip OHAL ilanıyla bir sivil darbe ortamı hazırlayan sarayın 15 Temmuz'u var. Biz sarayın 15 Temmuz'una karşıyız, herkes bunu böyle bilsin. Binlerce kişiyi hapse attılar. Yüzlerce kişi işkenceden geçti. 'İşkence yapıyoruz' diye BM'ye yazı gönderdiler. 'Hukukun üstünlüğünü ihlal edeceğiz' diye BM'ye yazı gönderdiler. Her darbe kendi hukukunu yaratır. 12 Mart 1971 darbesi, 12 Eylül 1980 darbesi kendi hukukunu yaratmıştır. 20 Temmuz 2016 sivil darbe, o da kendi hukukunu yarattı ve devam ediyor. 20 Temmuz sivil darbesi, herkes bu tarihi hafızasının bir yerine yazsın. 20 Temmuz darbesi süreci içindeyiz."

Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin ardından Mecliste bir araştırma komisyonu kurulduğunu, ancak komisyonun engellendiğini, komisyona gelip ifade vermesi gereken kişilerin davet edilmediğini savundu.

Darbe girişiminin en kilit isimlerinden Adil Öksüz'ün cep telefonlarıyla beraber serbest bırakıldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak İbrahim Kaboğlu'nun, İhsan Eliaçık'ın takip edildiğini belirtti. "Bunların ne günahı var?" diye soran Kılıçdaroğlu, Öksüz olayının halen muamma olduğunu, hesabının verilmediğini öne sürdü. 

Kılıçdaroğlu, FETÖ soruşturmasını yapan dürüst ve namuslu savcıların da gerçekler ortaya çıkmasın diye ellerinden o soruşturmanın alındığını öne sürdü. Kılıçdaroğlu, bir milyonu aşkın ailenin mağdur edildiğini savunarak, "Askeri öğrencilerin, er, erbaşların ne günahı var?" dedi.

Soruşturmada örgütün üst kademelerinin bırakılıp, aşağıdakilerle uğraşıldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, "Dayısı, parası, siyasi arkası olanlar dışarıda. Bylock kullan kullanma. Hele kayınpederin de çok iyiyse damat olarak keyfin keyif" diye konuştu. 

Kemal Kılıçdaroğlu, "20 Temmuz darbesi" olarak ifade etttiği Olağanüstü Hal (OHAL) ilanınından sonra bir korku iklimi yaratıldığını, hakimlerin bile korkularından adalet dağıtamaz noktaya geldiğini öne sürdü. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Bütün namuslu, iradesini saraya ipotek etmemiş hakim ve savcılara sesleniyorum Siz adaleti dağıttığınız sürece tarihte yerinizi alacaksınız, adalete sahip çıktığınız sürece itibarınız artacaktır. Adalet dağıttığınız sürece sadece ülkede değil bütün dünyada saygınlık kazanacaksınız. Siz adalet dağıttığınız sürece 20 Temmuz darbesinin üzerindeki bütün külleri atmış olacağız, her şeyi aydınlığa kavuşturmuş olacağız. Namuslu hakim ve savcılara düşen görev ağırdır. Bu şekilde görev yaptığı sürece hepsinin başımızın üzerinde yeri vardır." 

"TEK ADAMIN KANDIRILMASI, ÜLKEYİ FELAKETE GÖTÜRÜR"

Parlamentonun işlevsiz bırakıldığını, göstermelik çalıştığını, KHK'lar ile istenilen her şeyin yapıldığını öne süren Kılıçdaroğlu, devletin akılla, birikimle, irfanla, ilimle, tecrübeyle, istişareyle, iş bölümüyle yönetileceğini söyledi.

Devletin bütün yetkilerinin bir kişiye teslim edilmesi halinde orada devlet yönetimi değil kaos olacağını, hak, hukuk olamayacağını belirten Kılıçdaroğlu, bütün milletin iradesinin bir kişiye teslim edilmesinin, toplumu felakete götüreceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu, Hitler, Mussolini, Pinochet'i buna örnek verdi.

Kılıçdaroğlu, "tek adam rejiminde tek adamın kandırılmasının, ülkeyi felakete götüreceğini" ifade ederek, şöyle konuştu:

"Örnek mi PKK, FETÖ, Esat, Barzani, Obama, Trump kandırdı, dünyanın dolarını ödedi ABD'ye, lobicilere, lobiciler de kandırdı. Bu kadar kandırılan bir adamın bu ülkeye faydası olur mu? Eğer bu ülke, karamsar iklim içindeyse, korku iklimi hakimse herkesin kandırdığı bir adamın, Türkiye'ye getirdiği korkudur. Eğer sarayın da dahil her gece bir odada yatıyor ve korkuyorsa Meclis'e geliyor helikopterler havada, 'Acaba birşey olur mu' diye. Korkan adam ülkeyi mi yönetir? Korkunun egemen olduğu bir ortamda ülke mi yönetilir? Niye, neden korkuyorsun? Çık git, kahvede otur, vatandaşla sohbet et, taşeron işçilerle, çiftçiyle sohbet et. Devleti yöneten aldatılırsa ne olur, devletin kozmik odasını terör örgütüne teslim eder. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün sırlarını, bir terör örgütüne teslim eden vatan hainidir. Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün sırlarını, kozmik odayı terör örgütüne açtın, bunun hesabını vermedin. Bunun hesabını vereceksin.

Her seferinde 'aldatıldık, kandırıldık' diyor. Niçin aldatılır; bilgisi, birikimi, kültürü, devlet deneyimi yoktur, herhangi bir şey yapmamıştır, zeka yetersizliği vardır, birisi gelir aldatır, kandırır. Bunu anlayışla karşılarım. En çok da çocukları aldatabilir, kandırabilirsiniz ama ihanet farklı bir şeydir. İhanette aldatma ve kandırma yoktur, doğrudan siz tasarlıyorsunuz, planlıyorsunuz, uygulamaya koyuyorsunuz. Bunu ben mi söylüyorum, hayır. TDK yayınlarına bakın. İhaneti yapan kişiye hain denir. O da TDK'nın sözlüğünde vardır."

"NE BİÇİM KÜSMEYMİŞ?"

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'a ilişkin, "Bu şehrin kıymetini bilmedik, bu şehre ihanet ettik. Hala da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum" dediğini söyledi.

Hainlerin devleti yönetemeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, Sultanahmet Camisi ve arkasında 16/9 kulelerinin bulunduğu bir fotoğraf gösterdi. Bunun aynı zamanda tarihe, inanca ihanet olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, bu kulelerin ihanet kuleleri olduğunu savundu.

Danıştayın, kuleleri yıkım kararı verdiğini ancak kimsenin bu kararı ciddiye almadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, "Şimdi 'İhanet ettik' diyor, hain kim? Sensin kardeşim başka kim olabilir. Danıştay ve Kültür Bakanlığı 'Yık' demesine rağmen yapan adam, 'Yıkmam', Erdoğan da 'Yıkmıyorsan ben seninle küstüm' diyor. Ama geçen gün yine yan yana kurdele kestiler. Ne biçim küsmeymiş bu? Kendini hain ilan ettiysen o koltuktan kalkacaksın. Hain biri, bu ülkeye ihanet eden o koltukta oturamaz" dedi.

Kılıçdaroğlu, bir otel yasadışı yeni katlar inşa ettiğinde, dönemin Belediye Başkanı Nurettin Sözen'in kaçak katların tamamını traşladığını anlattı. İstanbul depreminden sonra Bülent Ecevit'in 493 bölgeyi, deprem sonrası toplanma alanı olarak belirlediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, ancak 16/9 kuleleri de dahil 400'e yakınının imara açıldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin,10 bin metrekarelik arsaya 145 bin metrekarelik inşaat ruhsatı verdiğini ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a, "ihanetini itiraf ettiği için teşekkür ettiğini" söyledi.

"DEMİRDEN KORKAN TRENE BİNMEZ"

"CHP'li belediyelerin üzerine gidileceği"ne yönelik yorumlar üzerine Kılıçdaroğlu, "Gidin kardeşim. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkaları, namuslu adamlardır. Git bak bakalım bizim belediyelere. Doğal yaşam parkı nerede, en büyük kent ormanını kim yapmış, kamulaştırma yapıp Sümerbank'ın alanını yeşil alan ilan etmiş bak bakalım. Yolun düşerse Aydın, İzmir, Tekirdağ, Eskişehir, Beylikdüzü, Bakırköy'e git. Bizim belediyeler yeşili, ağacın yeşilini seviyorlar, doların yeşilini değil" ifadelerini kullandı. 

Kılıçdaroğlu, CHP'li belediyelerin, suç oranının, uyuşturucun en düşük olduğu yerler olduğunu söyledi. 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, "Bizi korkutmaya çalışıyorlar. Hiç korkmayız. Hiç endişemiz de yok. Kendi kabahatini örtmek için bizden belediye başkanını alıp, içeri atacaksın. Bunu zamanında FETÖ denemişti zaten" ifadesini kullandı.

"BELEDİYE BAŞKANLARI İSTİFAYA ZORLANDI"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, 2014'te demokrasinin sandıktan geçtiğini söylediğini, "Demokrasi sadece sandıktır. Halkın iradesini birileri ipotek altına alma girişimine girmesin. Bırakın halk, kendi iradesini rahat kullansın" dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şimdi yüzde 49,5 oy alan başbakanın görevden alındığını savundu.

"Milli iradeyi açıkça tanımıyorum, milli irade benim" denildiğini öne süren Kılıçdaroğlu, seçimle gelen belediye başkanlarının şantajla istifaya zorlandığını savundu. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Milleti bir kenera atıp, kendini millet yerine koyarsan orada demokrasi, ahlak, düşünce özgürlüğü, adalet olmaz, bir kişi her şeye egemen olur. Suçluyorsun, tehdit ediyorsun, şantaj ve istifaya zorluyorsun. Bunun adı kirli pazarlıktır. Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden adam, kirli pazarlığın ana aktörüdür. Böyle bir adam Türkiye Cumhuriyeti'nde cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez. İşgal altındadır. Milli irade orada temsil edilmiyor. Namus ve şeref kavramını yüreğinde, ruhunda taşımayan insanların o koltukta oturmaya hakları yoktur."

"GEL KARDEŞİM SEÇİM YAPALIM"

Kılıçdaroğlu, tek adam rejimi kaos yaratacağını belirterek, şunları kaydetti:

"Kaos sarayda üretiliyor. Baskı, şantaj, tehditle devlet yönetilir mi? Hangi çağda yaşıyoruz? Ben bunları söylediğimde 'Belediye başkanını mı koruyorsunuz' diyor. Hayır biz demokrasiyi savunuyoruz, demokrasiyi koruyoruz. Şimdi teklif ediyorum; demokrasiyi koruyalım. 17 ay beklemeyelim yerel seçimler için. Buyurun gelin seçimleri erkene alalım. 17 ay beklemenin bir anlamı yok, anlamını kaybetmiştir. Şunu söyleyebilir: Efendim seçimleri erken yapacağız da Anayasa'da hüküm var, 367'yi bulamayız. Söz, CHP'nin sözü, Kılıçdaroğlu'nun sözü. Getir kardeşim Anayasa'yı değiştirelim, erkene alalım bu seçimleri. El mi yaman bey mi yaman çıksın ortaya. Kim milletten kaçıyor, kim kaçmıyor çıksın ortaya. Bu kadar açık, net söylüyorum, demokrasi adına söylüyorum. Demokrasiyi artık daha fazla katletmeyelim, yeter artık. Gidelim seçime, bütün gerçekler ortaya çıksın. Milletten mi korkuyoruz, hayır. Sen milletten korkmuyorsan, millet millet diye sabah akşam geziyorsan, şimdi kendini milli iradenin yerine koyduysan açıkça sana meydan okuyorum. Gel kardeşim seçim yapalım."