Amerikali Turk

Vize krizinde Türkiye ABD'ye bu yanıtı verdi...

  • October 26, 2017 10:51 AM

ABD ile Türkiye arasında vize krizinde üçüncü hafta biterken yeni detaylar ortaya çıkmaya devam ediyor. Amerikan tarafına göre kriz ancak iki şekilde çözülebilir; ya Metin Topuz ve Hamza Uluçay serbest bırakılacak ya da ikisinin de iddia edildiği gibi yasadışı faaliyetlere ve terörizme karıştığı kanıtlanacak.

ABD ile Türkiye'nin vize hizmetlerini karşılıklı olarak askıya almasına neden olan krizde üçüncü hafta tamamlanırken geçen hafta iki tarafta da görülen iyimser hava yerini soru işaretlerine bıraktı. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya'dan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Jonathan Cohen'in geçen haftaki Türkiye ziyaretinin hemen ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ABD'yi hedef alan eleştirilerinde tonu yükseltmesi Washington'da kafaları karıştırdı. Kulislerde 'Türkiye'de sistemdeki birileri krizin bitmesini istemiyor mu?' sorusu soruluyor.

Türk tarafı son iki hafta içinde iki ülke arasında güvenin yeniden tesisi için iyi niyet jesti olarak yorumlanabilecek bir dizi adım attı. Cohen'in ziyaretinden hemen önce Metin Topuz'un avukatıyla görüşme yapmasına izin verildi. Cohen'in Türkiye'ye vardığı günün akşamında Mete Cantürk'ün Amasya'da gözaltına alınan eşi ve kızı serbest bırakıldı. Türkiye'de tutuklu olan 12 Amerikan vatandaşından beşinin aileleriyle görüşmesi de sağlandı. Ankara geçen haftaki görüşmelerde halen tutuklu olan Metin Topuz ve Hamza Uluçay ile ifadeye çağrılan Mete Cantürk dışında hiçbir ABD personeliyle ilgili bir soruşturma olmadığını bildirdi.

ABD tarafının geçen haftaki 'ilerleme sağladık' açıklamaları bu adımlar üzerine geldi. Ancak söz konusu adımların Washington'ın vize askısını kaldırması için yeterli olmadığı belirtiliyor. 'Masaya önkoşul koymadık' diyorlar ancak Amerikan tarafına göre kriz ancak iki şekilde çözülebilir; ya Metin Topuz ve Hamza Uluçay serbest bırakılacak ya da ikisinin de iddia edildiği gibi yasadışı faaliyetlere ve terörizme karıştığı kanıtlanacak.

Edinilen bilgilere göre ABD Müsteşar Yardımcısı Jonathan Cohen başkanlığındaki heyetin Türkiye ziyareti sırasında Ankara Metin Topuz'un neden tutuklandığına ilişkin bir kanıt sunmadı. Türk tarafının masadaki tek argümanı 'FETÖ firarisi Zekeriya Öz ve Sümeyye Erdoğan'ın telefonlarını dinleyen bazı FETÖ sanıklarıyla çok sayıda telefon görüşmesi tespit edildi' olunca Amerikan tarafı söz konusu görüşmelerin tapelerinin olup olmadığını sordu, 'hayır' yanıtını aldı. Türk tarafı ABD'nin kanıt beklentisine karşılık 'Kanıtlar mahkemenindir sizinle paylaşamayız' yanıtını verdi.

Cohen başkanlığındaki heyet Türkiye'de Dışişleri Bakanlığı'ndaki asıl toplantının ertesi günü Türk emniyet teşkilatından yetkililerin de katıldığı ikinci bir toplantı yaptı. Amerikan tarafı toplantıda Metin Topuz'un çalıştığı Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi'nin (DEA) ne şekilde faaliyet gösterdiğini detaylandıran bir sunum yaptı. Türk savcıları için anormal gibi görünen pek çok şeyin ABD personelinin görev tanımı içinde olduğu vurgulandı.
Bazı durumlarda DEA'de çalışanların FBI gibi diğer kurumlara destek olmak üzere görevlendirildiği anlatıldı. Dahası DEA'in yetki alanının sadece uyuşturucu ile mücadele olmadığı, DEA personelinin kara para aklama ve yasadışı para transferi gibi konularda da çalıştığı belirtildi.

Öte yandan Amerikan tarafı görüşmelerde ifadeye çağrılan ABD İstanbul Başkonsolosluğu çalışanı Mete Cantürk hakkında Türk basınına sızdırılan haberlerden duyulan rahatsızlığı da dile getirdi. Cantürk'ün her gün işe gidip geldiği ve bunu bilen Türk polisinin iki haftadır kendisiyle ilgili herhangi bir tasarrufu olmadığı belirtiliyor. Zaten bütün bu süreçte Washington'ı en çok öfkelendiren şey Türkiye'deki ABD personelinin tutuklanması kadar bu süreçlerin bazı basın organlarına sızdırılan haberler üzerinden yönetildiği görüntüsü. ABD tarafı şikayetini şöyle dile getiriyor: 'Sanki Türk devletinin içinde birileri çalışanlarımızı kamuoyu vicdanında mahkum etmek için uğraşıyor. Bu tür bir yaklaşım varken çalışanlarımızın adil yargılanacağına inanmıyoruz.'

Şu an için görüşmeler Dışişleri Bakanlıkları üzerinden yürüyor. Türk basınındaki spekülasyonların aksine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan bir telefon görüşmesi talebi olmamış. Sorun diplomasiyle çözülmeye çalışılıyor ancak işler Ankara'nın 'kısa sürede çözülür' beklentisini karşılayacak bir hızda ilerlemiyor. Özetle Washington 'çalışanlarımızın serbest kalacağına ve başka kimsenin tutuklanmayacağına dair garanti verin' diyor, Ankara 'mahkemeler adına bir taahhütte bulunamayız' yanıtı veriyor. Washington 'O halde adamlarımızın terörist olduğuna dair somut kanıtlarınızı bizimle paylaşın' diyor, Ankara 'kanıtlar mahkemelerindir, paylaşamayız' diyor. Ankara'nın pozisyonunda değişiklik olmaması halinde ABD'nin Türkiye'deki vize hizmetlerine geri dönmesini beklemek gerçekçi görünmüyor.

Vize askısının sürmesi Türk-Amerikan ilişkilerindeki kronik sorun barındıran pek çok alanda sorun çözmeye dönük ziyaretlerin yapılamayacağı anlamına da geliyor. Nitekim geçtiğimiz hafta içinde Adalet Bakanlığı daha önceden planlanan bir cezaevi heyetinin ziyaretinin vize kararı sonrasında iptal edildiğini açıklamıştı. Amerikan tarafında ise heyet başkanı Cohen'e geçen haftaki ziyarette eşlik edecek bazı yetkililerin vizeleri olmadığı için Türkiye'ye gidemediği öğrenildi. Halen Türkiye'de temaslarda bulunmakta olan Amerikan Türk Konseyi üyelerinin bir kısmı ise Kanada'ya giderek vize almış.