Amerikali Turk

Başbakan'dan eczacılara kötü haber

  • December 27, 2009 1:00 PM
Erdoğan, ABD’de olduğu gibi marketlerde de ilaç satılmasına yönelik bir çalışma yürüttüklerini açıkladı.



Erdoğan "Diyoruz ki batının limitleri neyse onu uygulayacağız. İlaç şirketleriyle anlaştık ama eczacılar olmaz dedi. Biz de dedik ki size 15 ocak gününe kadar müsaade. Artık ABD’de olduğu gibi marketlerde de ilaç satılmasına yönelik bir çalışma yürütüyoruz" dedi. Erdoğan'ın eski danışmanı Cüneyt Zapsu’nun abisi Aziz Zapsu’nun sahibi olduğu bilinen "For You" isimli mağazalarda bu yönde çalışmalar başlamış ancak eleştiriler nedeniyle askıya alınmıştı. Mağazalarda "Drugstore For You çok yakında geliyor" ifadelerini içeren ilanlar asılmıştı.

 

Türkiye Eczacılar Birliği ise yurt dışında vitamin ve diğer destekleyici ürünlerin satıldığı mağazalar olarak bilinen Drugstore’ların yasaya aykırı olduğuna işaret etmişlerdi.

''2010 BÜTÇEMİZ KÜRESEL KRİZDEN ÇIKIŞ BÜTÇEMİZ OLARAK HAZIRLANDI"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2010 Mali Yılı Bütçesi'nin, küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandığını bildirdi.

 

Erdoğan DEİK'in 2009 yılı Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, DEİK'in 21 yıldır Türkiye'nin kalkınmasına, ilerlemesine, ekonomisine, ticaretine, dünya ile bütünleşmesine farklı katkılar sağladığını, sağlamaya da devam ettiğini belirtti.

 

Küresel ve ulusal ölçekte önemli bir süreçten geçildiğini, bütün dünyanın 2. Dünya Savaşı sonrası en büyük ekonomik krizi yaşadığını belirten Erdoğan, bu krizi aşabilmek için de yoğun bir çabanın içerisinde olduğunu anlattı.

 

Erdoğan, ''Ülkemizin önünü açacak, ülkemizin daha büyük atılım yapmasını sağlayacak, Türkiye'nin bölgesel, küresel anlamda daha güçlü bir aktör haline getirecek süreç, ekonomimizi yakından ilgilendiren süreçtir. Milli  birlik ve kardeşlik sürecimiz de bu arada işliyor. Çünkü demokratik açılım süreciyle de bu farklı bir sıçramayı bizlere sağlayacaktır'' diye konuştu.

 

Geçtiğimiz cuma günü TBMM'de 2010 Mali Yılı Bütçe Tasarısı'nın yasalaştığını hatırlatan Erdoğan, 2010 bütçesinin hükümetin daha önce 7 bütçesi gibi, sosyal yönü güçlü, Türkiye'nin imkanlarını, fırsatlarını, potansiyellerini, azami derecede milletin istifadesine sunan bir bütçe olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

 

''2010 bütçemiz küresel krizden çıkış bütçesi olarak hazırlandı. Bütçe görüşmeleri sırasında gerek komisyonlarda, gerek TBMM genel kurulunda küresel krizin tüm boyutlarıyla istismar edildiğine, kriz üzerinden Türkiye ekonomisine ilişkin karamsar, moral bozucu bir tablo çizilmek istendiğine şahit olduk, Rakamlar çarpıtıldı. Göstergeler, eğildi büküldü. Kriz üzerinden hükümetimize ve ekonomi politikalarımıza yönelik nezaket sınırlarını da aşan, eleştiriler, hatta hakaretler savruldu. Şunu gönül rahatlığıyla söylemek durumundayım, ekonomimizin tarafları da, aziz milletimiz de, neyin ne olduğunu çok net olarak görüyor, biliyor, anlıyor.''

 

"KÜRESEL KRİZ ELBETTE TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDE ETKİLİ OLMUŞTUR. AMA TEĞET GEÇMİŞTİR''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Küresel kriz elbette Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmuştur. Elbette büyümede, ihracatta, işsizlikte belli oranda düşüş gerçekleşmiştir. Ama teğet geçmiştir, aynı şeyi söylüyorum'' dedi.

 

Erdoğan, DEİK 2009 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, krizin ortaya çıktığı günden bugüne kadar ABD'de tam 158 bankanın battığını, Türkiye'de ise özellikle bankacılık sektöründe hiç bir sıkıntı yaşanmadığını söyledi.

 

Erdoğan, ''7 yıl  boyunca finans, bankacılık alanında yaptığımız köklü reformlar sayesinde küresel krize hazırlıklı yakalandık ve hamd olsun sıkıntıyı en az bir şekliyle ve bu süreci de şu anda atattık, atlatıyoruz'' dedi.

 

Ekim 2009 itibariyle bankacılık sektörü sermaye yeterlilik oranının Rusya'da 18,5, Belçika'da 15,1, Kanada'da 10,3, Amerika'da 13,5 Japonya'da 13,4 ve Almanya'da 13, Türkiye'de ise 20,4 olduğuna dikkati çeken Erdoğan, Türk bankacılık sektörünün güçlü sermaye yapısının Türkiye ekonomisini dış şoklara karşı dayanıklı hale getirdiğini vurguladı.

 

Başbakan Erdoğan, ''Bizde önceki dönemde 21 banka Fon'a devredilirken bu dönemde bir tek banka hamd olsun batmadı, kapanmadı. Bu gerçek ortadayken hala kalkıp da kara kara tablolar çizmenin izahı olabilir mi? Burada art niyetten başka bir şey olabilir mi? Eğer Türkiye ekonomisinin, Türkiye'nin dışarıya  karşı güçlü hale gelmesini arzu eden samimi bir mantık bunu ancak alkışlar. Der ki başarılı olan bir süreç finans sektöründe geçmiştir. Ama ne yazık ki illa karalayacağım diyorsa, muhalefet mantığı beyaza siyah demek üzerine kuruluysa, buradan her şey beklenir'' diye konuştu.

 

''2010'DAN İTİBAREN BÜYÜME SÜRECE BAŞLIYOR''
Türkiye'nin 2009'daki büyüme oranlarının düşük olarak gerçekleştiğini ifade eden Erdoğan şunları kaydetti:

 

''Ancak en güçlü ekonomilerde bile daralma yaşanmış, büyüme oranları ciddi şekilde düşmüştür. 2007 yılında küresel ekonomi yüzde 5,2 büyümüştü. Burada biz 2003-2004-2005, buralara baktığımız zaman büyüme oranlarını yüzde 5 olarak belirlemiştik, 9'u aştığımız zaman niye konuşmadınız? 8'leri yakaladığımızda niye konuşmadınız? Ortalama yüzde 6,9'du geçen yıl sonu itibariyle ama bu yıl bu krizin etkilerin yaşadık ve 2010'dan itibaren inşallah bu büyüme süreci yine başlıyor ve buna biz değil uluslararası bu konudaki yetkili kuruluşlar da açıklıyor.''

 

Bu yıl küresel ekonominin yüzde 1,1 daraldığı, küresel ticaret hacminin de yüzde 11,9 küçüldüğünün tahmin edildiğine işaret eden Erdoğan, üçüncü çeyrekten itibaren büyümenin seyrinin değiştiğini gördüklerini ve 2010'dan itibaren de Türkiye ekonomisinin büyüyeceğini öngördüklerini belirtti.

 

Erdoğan, uluslararası kuruluşlarını da bunu ayrıca ifade ettiklerini, Türkiye ekonomisinin 2010'da dünyanın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer aldığını kendilerinin teyit ettiğini söyledi.

 

Başbakan Erdoğan, ''2010'da IMF ve OECD'nin Türkiye için büyüme tahmini yüzde 3,7'dir. Diğer finans kuruluşları yüzde 3,8 ile yüzde 5,5 oranında büyüme tahmininde bulunuyorlar. Bizim kendi, orta vadeli programda yer alan tahminimiz ise mütevazi olarak söylüyoruz bunu yüzde 3,5'' dedi.

 

''BUNLAR TEĞETİN TANIMINI BİLMİYORLAR''
İşsizlikte de aynı tabloyu gördüklerini belirten Erdoğan şunları kaydetti:

 

''ABD'de işsizlik  oranın 2007 yılında yüzde 4,6'dan 2009'da yüzde 9,3'e, İspanya'da aynı dönemde 8,3'ten yüzde 18,2'ye, İrlanda'da yüzde 4,5'tan 12'ye, İzlanda'da yüzde 1'den 8,6'ya, Macaristan'da yüzde 7,4'ten yüzde 10,7'ye yükselmesi şu anda bekleniyor. Güney Afrika'da ise işsizlik oranının bu yıl yüzde 24 olacağı tahmin ediliyor.

 

Türkiye'de ise, lütfen samimi olacağız, 2007 yılında yüzde 10,3, 2009 Ağustos ayında ise 3,1 puanlık artışla 13,4. Gerçekleşen seviye bu. Buna rağmen kıyametler koparılıyor. Elbette rakamlar tablonun bütününü izah etmeye yetmiyor. Bütçe görüşmelerinde de gördük, herkes kendi baktığı zaviyeden rakamları yorumlayabiliyor. İşine gelene inanıyor, işine gelmeyeni görmezden geliyor ya da inkar ediyor.

 

Şunu açık yüreklilikle, samimiyetle söylüyorum küresel kriz elbette Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmuştur. Elbette büyümede, ihracatta, işsizlikte belli oranda düşüş gerçekleşmiştir. Ama teğet geçmiştir, aynı şeyi söylüyorum. Ama bunlar teğetin tanımını bilmiyorlar. Teğet hiç sürtünmeden geçmek anlanıma gelmez. Sürtünerek geçer ama çok çok az bir şeyler oradan tırpanlar, olay budur. ''

''(TEKEL İŞÇİLERİNİN EYLEMİ) BU İDEOLOJİK DEĞİL DE NEDİR?''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TEKEL işçilerinin eylemiyle ilgili olarak, ''Bu ideolojik değil de nedir? Kimin gönlü gelip de işçinin havuza atlamasını veyahutta orada soğukta kalmasını ister? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem'' dedi.

 

Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) 2009 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yaptığı konuşmada, son zamanlarda ''TEKEL işçileri'' diye ifade edilen, sanki TEKEL'in bütününü kapsayan, çok ciddi bir spekülasyon olduğunu söyledi.

 

TEKEL'in on binlerce elemanının özelleştirmeyle ayrıldığını ifade eden Erdoğan, ''Sadece 2 yıl önce yaptığımız bir görüşmeden, toplantıdan sonra maalesef 2 yıldır biz bunlara katlandık. Ne yapıyorlar? İş mi yapıyorlar? Hayır. Sadece tütün depoları adı verilen depolarda bu insanlar duruyor ve aylık bize maliyeti 40 trilyon. Yaklaşık 10 bin kişi'' dedi.

 

Erdoğan şunları kaydetti:

 

''40 trilyon kimin parasını ödüyoruz bunlara? Halkın parasını ödüyoruz. Peki biz ne yaptık? Dedik ki buralar artık çalışmıyor, bu bir depo, şu anda üretim falan söz konusu değil. 2 yıl önce dedik ki bakın biz buraları kapatıyoruz, ona göre hazırlıklarınızı yapın. Bunu en üst düzeyde Türk-İş Başkanı dahil, Tek Gıda-İş Başkanı dahil, ben ve ilgili bakan arkadaşım beraberce oturduk, konuştuk. Buna rağmen son zamanlardaki yapılan hareketleri gördünüz.

 

Şimdi soruyorum arkadaşlar, bu ideolojik değil de nedir? Kimin gönlü gelip de affedersin işçinin havuza atlamasını veyahutta orada soğukta dışarıda kalmasını ister? Böyle bir şeye tahammül etmek mümkün mü? Ama kusura bakmasınlar ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da orada durarak, oturarak kimseye yediremem. Böyle bir hakkım yok. Ve bunun bedeli ne olursa olsun...''

 

Eylemde bulunanların yüzde 60'ının AK Parti'ye oy verdiğine ilişkin açıklama yapıldığını söyleyen Erdoğan, ''Bu dediğiniz gerçekse o zaman ben dört dörtlük demek ki doğru olanı yapıyorum. Menfaatçilik yapmıyorum, doğru olanı yapıyorum. Niye? Çünkü birisinin bunu yapması gerekir, olması gereken bu'' diye konuştu.

 

Başbakan Erdoğan şunları belirtti:

 

''Dedik ki 'al kardeşim ihbar tazminatını, al kıdem tazminatını. İhbar artı kıdem tazminatı bunun hepsini veriyoruz. Size bir şey daha yapıyoruz. 4C diye bir şey kuruldu. Bu ülkede, sizi 4C'de de istihdam edelim. İlkokul, orta öğretim, üniversite mezunlarına ayrı ayrı ücret değerlendirmesi. Bunu yapalım gelin burada sizi değerlendirelim. Hayır, olmaz....' Ne olacak? 'Bizi aynı şartlarda 4B'de değerlendireceksiniz. Olmaz kardeşim biz bu fazla istihdamlardan ülkemizi bir defa kurtaracağız. Devlet bu şekilde, üretime yönelik olmayan bir istihdamı sağlama alanı değildir. O zaman biz ne oluruz söylenen laf var ya 'devletin malı deniz yemeyen domuz', bu mantıkla bu iş yürümez. Ama sorumluluk altında olmayanlar ne diyor? 'Bunları çalıştırın.''

 

''AYNI ŞEYİ ECZACILIKTA GÖRDÜK''
Aynı şeyi farklı bir alanda, eczacılıkta gördüklerini ifade eden Erdoğan, eczacılıkta göreve geldiklerinde bütün SSK hastanelerinde ne kadar eczane varsa hepsini kapattıklarını, 2003'ün rakamıyla yaklaşık 2,5 katrilyonluk bir kaynağı o günün eczanelerine devrettiklerini anlattı.

 

Erdoğan şunları belirtti:

 

''Serbest eczaneler artık onu kullanmaya başladı. Böyle bir imkanı sağlamışız ve kimlerle görüşüyorsak, konuşuyorsak 'sağ olun var olun, çok iyi kazanmaya başladık. Şöyle oldu böyle oldu' derken şimdi tabi fazla kazanmanın  bittiği nokta yok ki. Biz de diyoruz ki batının limitleri neyse bu limitlerde bu süreci götüreceğiz. İlaç sanayi ile  hepsi ile anlaşıyoruz, mutabık kalmışız, eczacılar hemen dediler ki 'hayır olmaz, biz anlaşmıyoruz' ne olacak? 'biz bir günlük kapatma eylemi...' Kardeşim bak yaptığınız iş doğru değil, oturduk konuştuk hatta ilaç sanayi aradaki farkı biz ödeyeceğiz demesine rağmen onlar da böyle bir eyleme girdi. Ama siyasi ne yaptı? Hemen onu da kullanmaya başladı.

 

Biz şimdi ne yaptık. Biz de diyoruz ki kardeşim buyurun size 15 Ocak'a kadar müsaade direkt olarak gelirsiniz SGK ile anlaşmanızı yaparsınız ve anlaşmayı da yapmak suretiyle biz eczacılarla baş başa bu işi götürürüz. Artı aynen Amerika'da olduğu gibi artık marketlerde, süpermarketlerde ecza ile ilgili stantlar kurulmasına yönelik de bir çalışmayı ayrıca yürütüyoruz. Bu işi geliştireceğiz. Bunun başka çaresi yok. Tekel oluşturmayacağız. Her yerde rekabet alanını geliştireceğiz. Bilimden sanata her yerde. Bunu yapmak durumundayız. Aksi takdirde uluslararası camiada biz o beklediğimiz sıçramayı yapamayız.''

 

ECZACILAR BİRLİĞİ: YANLIŞ YÖNLENDİRİLİYOR
Türk Eczacıları Birliğinden yapılan açıklamada, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın marketlerde eczane açılmasına ilişkin düzenleme yapıldığına yönelik açıklaması, ilgili bürokratların Başbakan'ı yanlış yönlendirmesi sonucu yapıldığına inanıyoruz'' denildi.

 

Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılmış olduğu bir açılış töreninde ''marketlerde eczane açılmasına ilişkin düzenleme yapıldığına yönelik değerlendirmesiyle'' ilgili yazılı açıklama yaptı. ''Açıklamanın ilgili bürokratların Sayın Başbakan'ı yanlış yönlendirmesi sonucu yapıldığına inanıkları'' belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

 

''Aynı bürokratların 4 Aralık günü eczanelerin önemli bir kısmının kapanmayacağını ileri sürdüğünü ama 4 Aralıkta her siyasi görüşten, Türkiye'nin her yerinde eczacıların yüzde 100'e yakınının eczanelerini kapattığını hatırlatıyoruz. Aynı bürokratların, 24 bine yakın eczacının gönderdiği 'birliğim olmadan sözleşme imzalamayacağım' dilekçelerine rağmen, 16 Ocak gününe kadar binlerce eczanenin tek tek sözleşme imzalayacağı yönünde telkinde bulunduğunu ama bunun da gerçekleşmeyeceğini gördüklerini biliyoruz.''

 

Açıklamada, ilaçların marketlerden satılmasının eczanelerin yaşamasından öte, hastaların yaşaması için çok büyük bir tehlike oluşturduğu ileri sürüldü. Bu sistemin, dünyada sadece ABD'de yaygın olarak uygulanıldığı belirtilen açıklamada, söz konusu sistemin sadece ''ilaç şirketlerinin çıkarlarını korumaya yönelik'' olduğu öne sürüldü. Amerika'nın bu sistem nedeniyle kişi başı ilaç harcamalarının en yüksek olduğu ülke olduğu iddia edilen açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:

 

''Bunun hükümetimizin 'tasarruf' yaklaşımı ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Sadece reçetesiz ilaçlarını markette sattıran bazı Batılı ülkelerin bundan bile geri dönmeye başladıklarına dikkati çekiyor, bu sistemin Türkiye'de uygulanmasının akılcı olmayan ilaç kullanımının, buna bağlı sağlık zararlarının ve maliyetlerinin katlanarak artıracağının altını çiziyoruz.

 

Sorunun çözülmesinin yolu, hasta sağlığını ve eczacılık mesleğini tehlikeye atmak, ortadan kaldırmak değil, eczacıların ve hastaların yaşamasına izin verecek düzenlemeler yapmaktır.

 

Türk Eczacıları Birliği, eczacının, hastanın ve kamunun yararını aynı anda ve birlikte gözetecek çözümlerden her zaman yana olmuştur, bundan sonra da olmaya devam edecektir.

 

Bu vesileyle, Sayın Başbakan'ı doğrudan bilgilendirmek amacıyla geçtiğimiz günlerde ilettiğimiz randevu talebimizi yeniliyoruz. Sayın Başbakan'ın müdahalesi ile eczacılarımızın birikmiş sorunlarını çözecek, hastalarımıza hak ettikleri ilaç eczacılık hizmetinin sunumunu sürdürecek, yeni sorunlar değil var olan sorunlara çözüm üreten bir sözleşmenin 15 Ocak tarihine kadar Birliğimiz ve SGK arasında imzalanabileceğine olan inancımızı tekrarlıyoruz.''