Amerikali Turk

Hakan Atilla davasında karar çıkmadı...

  • December 21, 2017 10:15 AM

New York Güney Bölgesi mahkemesinde görülen, ABD’nin İran yaptırımları ihlali davasında jüri tek tutuklu sanık Mehmet Hakan Atilla’ya isnat edilen suçlara dair kararını vermek üzere Çarşamba öğle saatlerinde toplandı.

New York eyaletinde sıradan hayatlar yaşayan altısı kadın 12 kişi, bir bankacının dahi anlamakta zorlanabileceği teknik anlatımlarla dolu üç haftalık bir duruşma trafiğinden sonra Çarşamba sabahı oldukça detaylı bir talimatname aldı.

Altmış sayfayı aşan bu listede, iddianamede belirtilen altı suça ilişkin hangi delil ve ifadeleri, hangi çerçevede değerlendirecekleri, hangi eylemin suç kapsamına alınacagina dair detaylı talimatlar bulunuyor.

Jüriye okunan bu uzun liste ışığında, işlendiği iddia edilen suçlara dair Halk Bankası eski genel müdürünün suçlu olup olmadığına karar verilirken oldukça katı bir filtre uygulanacak.

Özellikle suçta işbirliğine dair eylemlerin kapsamındaki genişlik ve iştirak hallerine dair kullanılan ucu açık ifadeler, sanığın suçsuz bulunması yönünde ihtimalleri oldukça zayıflatacak nitelikte.

Savunma ekibinin daha dava başlamadan çok önce, Ekim 31 tarihinde, kendi versiyonunu mahkeme ile paylaştığı bu direktiflerde kullanılacak kelimeler üzerine avukat ve savcılar üç gündür hummalı bir istişare içindelerdi.

Çarşamba sabahına kadar bazı hususlarda anlaşamadıkları görülen taraflar, liste Yargıç Berman’ın tok sesiyle okunmaya başladığında oldukça bitkin ve durgun bir görüntü verdiler.

“Sizin göreviniz delilleri, tanıklıkları değerlendirip gerçeğe ulaşmaktır,” diyerek sözlerine başlayan Yargıç, iddianamenin, duruşmalar esnasında yapilan yorumların, sorgu esnasinda yapilan itirazların hiç bir şekilde delil olarak kabul edilmemesi gerektiğinin belirtti.

Sanığın, Amerikan yasalarına göre şüphe götürmeksizin suçluluğu ispat edilene kadar suçsuz kabul edildiğine kuvvetli bir vurgu yapan yargıç, “şüphe götürmeksizin”den kastının, varsayımdan uzak, tereddütsüz, duygulardan bağımsız gerçeklik oldugunu soyledi.

Sarraf Vurgusu

Üç haftayi askin bir zamandir, davanın kilit isimlerinin birbirine tamamen zıt ifadelerine maruz kalan, ve delilleri de her iki anlatım üzerinden tekrar tekrar inceleyen jüriye yargıç, “Simdi, hangi tanığın sözünün güvenilir olduğuna karar vermek sizin göreviniz,” dedi.

İran asıllı Türk altın tüccarı Rıza Sarraf’in davanın bir numaralı sanığı olarak savcılarla işbirliği yapmış olmasının ifadesinin güvenilirliğine gölge düşürmediğinin altı da çizildi.

“Siz verilen ifadenin gerçekliğine odaklanın,” diyen yargıç, “Eğer bu kişinin kendine fayda sağlamak adına ya da bir amaç uğruna doğru ya da yalan söylediğini düşünüyorsanız, delillere bakın,” tavsiyesinde bulundu.

Berman, aynı zamanda, Sarraf ya da başka bir tanığın bir konuda yalan söylemesinin bütün ifadenin güvenilmez olduğu anlamına gelmeyeceğini belirtti.

Korkmaz ve getirdiği deliller

Hüseyin Korkmaz’ın da adının geçtiği talimatnamede, yabancı kaynaklardan elde edilen delillerin davalarda kullanılmasının kabul edilir bir uygulama olduğu belirtildi.

Bir suçun tespitinin bazı durumlarda gizli kaynaklar olmadan tespit edilemeyeceğine vurgu yapan Yargıç, esas olanın şüpheye yer bırakmadan verilecek bir kararda bu delillerin ne kadar önem taşıdığının sorgulanması olduğunu söyledi.

Direkt ve dolaylı delillere örnek vermek için bir hikayelendirme yapan Yargıç, “Perdeleri kapalı bir salonda oturan jüri, dışarıyı göremese de salona giren üzeri ıslak kişilerden dışarıda yağmur yağdığı kanısına sahip olabilir,” dedi ve ekledi, “delilleri incelerken deneyim ve tecrübenizi kullanın.”

Direkt kanıtlarin ifadeler ve sunulan belgelerden oluştuğunu belirten yargıç, ifadelerin ya da belgelerin şüpheye yer bırakmayacak şekilde yarattığı izlenim için de dolaylı deliller ifadesini kullandı.

Suçların Esasına İlişkin Talimatlar

Yargıç Berman, kategorik olarak banka dolandırıcılığı ve kara para aklama suçlarına dair nasil karar verileceğini detaylandırırken, bu iki ayrı suçta işbirliğinin de kapsam dahilinde olduğunu hatırlattı.

Suçların tanımından ziyade hangi durumlarda sanığın bu suçu işlemiş sayılıp sayılmayacağına dair verilen talimatlar dikkat çekiciydi.

Özellikle işbirliği konusunda savunma tarafının yoğun itirazlarda bulunduğu, ve ‘suçun görmezden gelinmesi’ vurgusunun talimatlara dahil edilmemesi konusunda Victor Rocco ve diğer avukatlarin çabalarının sonuçsuz kaldığı görüldü.

Suçu işleyenlerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarından bağımsız, kazanç sağlama saiki ile suç işlemek üzere biraraya gelmelerinin ya da kişinin plan yapmasının dahi jürinin suçlu kararına temel oluşturabileceği söylendi.

Eylemin suç olarak anlaşıldığı noktadan itibaren, kazara ve istem dışı durumlar dışında bilerek ve isteyerek bankaları dolandırma fiiline girişmek suç olarak tanımlandı.

Yedek koltuğunda oturan bir erkek jürinin bu teknik anlatımın ağırlığına dayanamayarak uyukladığı görüldü.

“Sabredin beş tane kaldı,” diyerek havayı hafifletmeye çalışan yargıç, Amerika’daki bankaları ve finansal sistemi kullanarak yasadışı yollarla para transferi yapmak olarak açıklanan kara para aklama suçlaması ile talimatlara devam etti.

Jüriye, “Banka dolandırıcılığı ve kara para aklama suçlarına dair sanığın yardım ve yataklık yaptığı sonucuna vardığınız taktirde suçlu kararı vermeniz gerekir,” denildi.

“Bu kişi bu suça iştirak etmiş mi? Bu suçu işleyen kişiyle bir ilişki kurmuş mu? Bu kişinin hedefine ulaşmasına vesile olmuş mu?” sorularına verilecek cevapların önemine işaret edildi.

İşbirliği Tanımı Atilla’yı Zorlayabilir

Suçun bizzat işlendiği tespit edilmese de, ABD Hazine Bakanlığı’nın yasal varlığına karşı suç işleme isteği sabit görülürse sanığın suçlu sayılacağının altı çizildi.

Yargıç, bu konuda işbirliğinin de suç kapsamında olduğunu vurguladı.

“Bir işbirliği çerçevesinin varlığı masa etrafında verilen bir karar olmayabilir, ifade edilmeyen bir ortakllik sözkonusu olabilir,” diyerek işbirliği kavramını oldukça ucu açık bir anlama çeken ifadelere savunmanın itiraz ettiği biliniyor.

“Eylemin sesi sözden yüksek çıkar,” diyerek İngilizce bir deyime de gönderme yapan Yargıç, kanıtların bütününe bakılması gerektiğine işaret etti.

Kişinin tek bir eyleme dahi iştiraki sözkonusu olsa, yasadışı düzenin bütününe destek vermiş sayılacağını vurgulandi. Bu işbirliğinin tespitinde, finansal kazanç elde edilip edilmemesinin önemli olmadığı belirtildi.

Atilla, diğer tanıkların ifadeleriyle teyit edildiği üzere, kesinlikle rüşvet almadığını beyan etmiş, Türkiye’de gayet mütevazı bir hayat yaşadığına dair aile ve ev fotoğrafları jüri ile paylaşılmıştı.

İşbirliği durumlarında çoğu zaman direkt delillerin değil, sanık tarafından kullanılan ifadeleri ve eylemleri içeren ikinci derece delillere bakılması gerektiği belirtildi.

“Kişinin bilgisi haricinde böylesi bir işbirliği içinde bulunması ise suçlu sayılması için yeterli değildir,” notu düşüldü.

‘Amerikan yaptırım düzenlemelerini ihlal’ sucu açıklanırken kullanılan “iyi niyet” ifadesi dikkat çekti.

İhlale dair bilgisi olmadığı hallerde ihlal eden tarafla ilişki içinde olsa da sanığın iyi niyetinin dikkate alınması gerektiğine atıf yapan Yargıç Berman, ihlale bilerek göz yummanın ise suç sayılması gerektiğini belirtti.

“İyi niyet,” ifadesinin savunma tarafı tarafından talimatlara eklendiğine vurgu yapan Amerikalı bir avukat, “Eğer davranışınızın hukuksuz olduğunu düşünmüyorsanız, kanundan haberiniz yoksa, suçsuz sayılırsınız deniyor. Halbuki Amerikan yasalarında kanunu bilmiyor olmak savunma sebebi sayılmaz. Burada savunma sebebi olabilir deniyor, oldukça karışık,” dedi.

Bilinçli olarak Görmezden gelme

Sanığın işlenen suçu görmezden gelmesi halinde suça iştirak etmiş sayılacağına dair yapılan bu atıf, Atilla aleyhine kullanılabilecek en güçlü talimatlardan biri olabilir.

Yargıç Berman, “Eğer sanığın gerçekleri bilerek görmezden geldiğine kanaat getirirseniz, bu eylemlerden bilgisi dahilinde haberi olabileceğini düşünüyorsanız, bu suç teşkil eder,” dedi.

İddia makamının, Atilla’nın bankadaki görevinin ne kadar üst düzey, kapsamlı ve olan biten her şeyden haberdar olmasını gerektiren bir pozisyon olduğuna yaptığı atıfların bu çerçevede değerlendirilebileceği konuşuluyor.

Belgelere dair son bir atıfla talimatnameyi sonlandıran yargıç, “Gördüğünüz delil, grafik, şemalar kendi başlarında bir şey ifade edemez, ifadeler ışığında değerlendirmeleri gerekir,” diye konuştu.

Karar aşaması

On iki jüri üyesinin hepsi altı suça dair ayrı ayrı, aynı karara ulaşmak durumundalar. Ellerinde not defterleri ile bekleyen jüriye, “Kararınıza vicdanen inandığınızı yansıtın,” diyen Yargıç Berman, üyelerin kendi aralarında tartışabilecekleri ve not tutabileceklerini hatırlattı.

Üyeler, karar verecekleri güne kadar mesai saatleri dahilinde, öğle yemeklerini mahkeme salonu arkasında kendilerine ayrılan odada yiyecekler.

Salonun güvenliğinden sorumlu olan görevli yargı görevlilerinin bulunduğu bölmenin önüne gelerek jürinin güvenliğinden ve gizliliğinden sorumlu olacağına dair özel bir yemin etti.

Yargıç ile seçilen jüri temsilcisi arasında yazılı ve imzalı notlar vasıtası ile iletişim kanalı açık kalacak. Güvenlik görevlisine verilen bu nota cevap da aynı şekilde yazılı olarak jüriye ulaştırılacak.

Bugün imzalı olmayan bir notla yargıçtan okuma gözlüğü, fosforlu kalem ve içecek talep edildi.

Duruşma süresince kendilerine sunulan her türlü delil, belge ve tanık ifadesine erişimleri mümkün olan jürinin en geç Cumaya kadar kararını vermesi bekleniyor.

Salon bugün Sarraf’in geldiği gün kadar olmasa da yine de kalabalık bir gün yaşadı.

Çarşamba öğle saatinden sonra mahkeme kapısında bekleyen muhabirler jüriden gelebilecek sorulara kilitlenmiş durumda.

Saat farkına karşı yarışan Türk muhabirler arasında büyük bir rahatlama gözlendi ancak mesai bitmiş değil.

Avukatların bir çoğu mahkeme binasından ayrılırken, karar çıkması durumda haberdar edilebilmeleri için Yargıç Berman’ın yardımcısına telefon numaralarını bıraktılar.

Seyirci Gözlemi

1989 yılından bu yana Amerika’da yaşayan 74 yaşındaki bir kadın seyirci, jürinin yerinde bir karar verebileceğine dair inancı olmadığını söyledi.

“Bu jüri şimdi o kadar Türkçe tercüme içinde neler döndüğünü anladı mı?” diye soran ve ismini vermek istemeyen kadın, “Bizler tapeleri de biliyoruz, bu konuşmaları da, işlenmiş suçları da, karakterleri de, hepsini seslerinden tanıyoruz. Yine de bazı şeyleri anlamadık, şimdi bu grup bütün bunları anlayıp düzgün bir karar nasıl verecek?” dedi.

“Rezil olduğumuzla kaldık,” diyerek başını sallayan yaşlı kadın, “Amerikalı komşumla geldim geçen gün, utandım. Neden burada yargılanıyorlar? Türkiye’de yargılansaydı ne olurdu? Neden hukuk çalışmıyor, buralarda adalet arıyoruz,” şeklinde konuştu.

Sarraf hakkında, “itiraf etmiş olsa da cezasını çekmeli,” diyen Amerikan vatandaşı Türk, “Atilla’nın yerine ayakkabı kutusu adam, adı neydi.. Süleyman Aslan, o oturmalıydı o koltukta,” şeklinde isyan etti.

Atilla hakkında, “Biraz üzüldüm ona, masum tarafları var, asıl suç işleyenler elini kolunu sallayarak dolaşıyor ortalıklarda,” dedi ve güvenlik kontrolünden sonra diğer seyircilerin oturduğu salonun sağ bölümünde kalabalık bir sıraya oturdu.