Amerikali Turk

‘’Bir Çay Daha Lütfen’’

  • August 31, 2010 11:10 PM
Yazarımız Gökhan Kayacan Sanat tarihçisi ve kütüphaneci olan Katharine Brannıng`ın "Bir Çay Daha Lütfen" adlı kitabını sizin için okudu. Bakın Katharine Türkiye`de nelerden etkilenmiş...

Bazı yazılarımda sitemli yaklaşımlarım olmuştur ‘’Türkiye’yi ve ulusal kültürümüzü bireysellikte dünyada tanıtma aşamasına henüz gelemediğimiz üzerinde durmuştum.Yabancıların Türkiye bakışını Türkler hakkında önyargılarını hep merak etmişimdir.

Aile fertlerimizle, yakın dostlarımızla güzel sohbetlerin pekişmesi, tanımadığımız kişilerle dostluk kurmak adına, keyif alarak yudumladığımız bir bardak çayın dışarıdan bakıldığında evet bu bir Türk kültürü denildiğinden ne kadar haberdarız?? İşte çoğumuzun haberdar dahi olmadığı ya da olamadığı, okuduğum son kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. Konuk olduğumuz  yakınımızın, dostumuzun evinde ısrarlı sunumlar karşısında ya da bahçeli bir yerde ağaç altında çiçekli bir mekanda hoşnutluğumuzu belirtmek üzere ‘’Bir Çay Daha Lütfen ‘’deriz ya bu sözün Türkiye ve Türk yaşam, örf adetlerini konu almış  bir kitabın ismi seçilmiş olmasını çok manidar buldum.

Amerikalı seyyah Katharine Branning’in 30 yıllık hatıratları ve gözlemleri: İstanbul ve Ankara dışında Anadolu Türk İnsanı en ufak ayrıntısına kadar bu kitapta anlatılmış. Bir çay bardağı ve Gök Medrese’nin dış kapak olduğu bu kitabın her sayfasını özenle ve hayranlıkla okudum. Bu kitapta yok yok!Herşeyden bahsedilmiş. Türkiye’nin coğrafi özgeçmişine vurgular: Özellikle Batının Yunan medeniyetlerine duyduğu saygınlıktan ve ruhani ideollerine ilişkin; Büyük İskender, Santa Claus’un, Atatürk’ün, Justuinian, Teodora, Mevlana, Heredot, Sezar ve Bakire Meryem’in ruhunda yürüdüğünü söylemiştir. Yazarımız Katharine Branning için burada dikkat edeceğimiz şey, Atatürk ve Mevlana’yı da listeye almıştır. Aşık Veysel’e kadar uzanmıştır. Tarihsel kalıntılar, tek tanrılı dinlerin odağında bir çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış Türklerin sahip olduğu vatan, Anadolu Türk kadınının eliyle işlediği halıya benzetilmiş. Çok güzel benzetmeler var. Türklerin genetiksel iyilik yapmaya programlı olduğu, Türkler meleklere benzetilmiştir Ortabatılı  Amerikalı yazar Katharine Branning  tarafından.

Kitabın her sayfasında Türkler hakkında içsel övgüyle bahseden Katharine Branning mektuplu anlatımı uygun görmüş ve muhatap olarak 18. yüzyılda yaşamış İngiliz soylusu Kingston Dükü’nün kızı Mary Pierrepont’u seçmiştir.Her mektubun başında Lady Mary hitabıyla Mary Pierrepont’un İngiliz asaletini  ve İstanbul anılarında hakir bakışlarını alaycı uslupla ağır eleştirmiştir.Yazarımız hayali kahramanı İngiliz hanımının Osmanlı hakkında önyargılarına karşılık, Türkiye  ve Türkler’in görmezlikten gelinen ders çıkarılacak yanlarını örneklerle betimleyerek anlatmıştır. Safranbolu’nun Osmanlı’dan kalma otantik evlerini,Türk yemeklerini Lady Mary’e met etmiştir. 

Katharine Branning turist gibi çıktığı yolda tarihi eserler köprüler medreseler üzerinde durmuş.Nihayetinde çalışmalarının sonunda araştırmalarını kendine ait bir websitesinde toplamıştır.

http://www.turkishhan.org Özellikle Selçuklu dönemine ilişkin köprülerin yine Osmanlı zamanında da sürmesiyle ilgisi daha da artmış. Ticaret yollarına bağlantısında, medeniyetler arasında kültür paylaşımı görevinde kullanılan köprülerin mimarisine hayran kalmıştır. 1978’de geldiği İstanbul’da bu geleneğin, batı ve doğu ekseninde köprü olan Türkiye’nin gerçek sahipleri Türkler tarafından Boğaziçi Köprüsü ile sürdüğünü anlamış ve  Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün yapım aşamasına tanık olmuştur. Büyük kentler arasında New York - İstanbul benzerlikleri ve Amerika ve Türkiye arasında coğrafik, sosyoekonomik büyük benzerlikler üzerinde çok durmuştur.Avrupa’ya da gezintiler yapmış yazarın Fransız-İngilizlerin yabancılara kibirli, ukela yaklaşımından rahatsız olmuş. Türkiye coğrafyasını Amerika’ya Türk ırkının çeşitliliğini Amerikan Halkı’na benzetmesinden Türkiye’yi kendini çok yakın hissetmiştir .Kültürü daha iyi anlamak için Türkçe öğrenmeyi benimsemiş. Öğrendiği Türkçe ile ulusal tarihimizi  de araştırmış, kitapta Osmanlı Sultanı 3. Ahmet’e ilişkin Lale Dönemi’nden bahsetmekte bununla birlikte bizdeki çiçek sevgisinin sanata ve yaşama etkisinden, günümüze yansımasından  söz etmiştir. Türk insanının İslami değerlere verdiği önem kadar diğer dinlere duyduğu saygı hoşgörüsünü, yardımsever misafirperverliğini,olağanüstü hoşgörüsünden Anadolu’da bulunduğu yerlerden örmeklerle anlatmış .Karşılaştığı Türk jestlerine latifede bulunmuş ‘’Türkler nereye göç ederse etsin, iyilik yapma duygusunu yanlarında götüreceklerdir’’

Skandal film Gece Yarısı Eskpresi’nin yapılma amacına isyan etmiş. Filmin talihsizliğine değinmiş. Türklerin büyük badireleri atlatacak kadar güçlü iradeye sahip, zor zamanların üstesinden gelecek bir millet olduğunu söylüyor. İslam ülkeleri içerisinde  demokratik ve laik  tek cumhuriyete sahip olmalarıyla Türkler, daima haklı olarak gurur duymuştur  demesi de o kadar manidar işte. Osmanlı’nın çöküşünü irdeleyerek, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nde inkilaplardan özellikle kadın haklarına verilen öneme vurgular yapmıştır. Cumhuriyetle birlikte  kadınların seçme ve seçilme hakkının kazanmasının, Fransa’dan önce olmasını eleştirmiştir. Türklerdeki manevi değerlerin Avrupa’dan çok üstün olduğunu savunmuştur. Özellikle Lady Mary’e karşı en beğendiğim alaycı yaklaşımı şu idi’’İngiltere’de Lady Mary soylu aileden geldiğin için lady(hanım) ünvanını kazanmışsın.Bu sahip olduğun üstünlüğün Türkiye’de bir önemi yok.Türkiye’de her kadın doğuştan bir hanım, bana burada Katharine hanım diyorlar..’’

Üzerimizde dünyanın yanlış yakıştırmaları vardır.Ortadoğulu Türk milleti intibasına karşılık, uzun yıllar Türkiye’de bulunmuş Sn.Branning kendini Türkiyeli ilan etmiş sonrasında kendini meleklere adadığından Atatürk’ün Ne Mutlu Türküm Diyene’’ sözünü ölçü kabül etmiş. Ben Türküm diyebilmiştir, Türkiye’nin yerinin batı olduğuna inandığı için ‘’ortabatılı’’ kavramını geliştirmiştir. Ayrıca Türkçe dilini araştırdığı sırada Türkler’de doğan bebeğe verilen isimlerin çok anlamlı olduğuna dikkat etmiş .İtinalı isim seçildiğine şaşırmıştır. Amerikan Kültürü’nde böyle bir şeyin olmadığını, isimler bakımından Türkçe Dili’nin İngilizce’ye göre edebi üstünlüğünü kabul etmiştir. Yazarımıza göre en ilginç gelen isim ‘’Tayfun’’ en çok sevdiği kız ismi cennet bahçesi anlamına gelen ‘’irem’’ . Türkçemiz’de kullandığımız yaygın mizahi deyimler atasözleri zenginliğine de hayran olan yazarımız Atatürk’ün soyad kanunu da konu almış. Türkler’in Amerikan kültürüne nazaran soyadla hitap etmemesini yadırgamış. Aslında buna ben katılmıyorum kendim için. Öğretmenlerim ve birlikte çalıştığım kişiler bana daima soyadımla seslenmiştir. Sn.Kayacan!! Her neyse, Katharine Branning şerefli kıymetli anlamına gelen Kadriye ismini kendine yakıştırmıştır. Ortabatılı Kadriye diyebiliriz.

Türkler içinde Sosyal Aile bağlarının çok güçlü olduğunu gözlemlemiş Kadriye Branning Amerikan Kültüründe sabah kahvaltısının tek başına bir neskafe ve tostla yapılmasına nazaran, Türkler’de kahvaltı çeşitliliğine ailece birlikte yapılması gerekliliğini sevmiştir. Tek başına gezen bayan için batılılarda bağımsızlık, Türkler’de ise yalnızlık olarak adlandırıldığını fark etmiştir.

Kitapta yaşamsal Türk Tarzına (TT) atıfta bulunmuştur, 4F başlıkta  göstermiştir. Aile (family), arkadaş (friend), yemek (food) ve güzel mekanlar ( fine settings) ama TT’de demek istediği hor görülmeyen ve hoş karşılanmayıp, aşina olduğumuz, tepkisiz kaldığımız hatalar ve yanlışlıklar. Katharine Branning karşılaştığı bir örnek var. Kahramanmaraş İl Kültür Turizm Müdürlüğünce bastırılmış dondurmaların lezzetini anlatan broşürdeki yanlış İngilizce cümle ‘’Sahlep gets the milke harden and process of beated the ice cream provide it to become solid’’ Tercüme edildiğinde: Sahlep sütü karıştırır ve dondurmayı çırpma işlemi dondurmanın daha katı olmasını sağlar.

Benim örneğime göre Bakanlık onayıyla Devlet Demiryolları Hızlı Tren bulamadığından sıradan banliyö trenini hızlandırdılar adı ‘’Hızlandırılmış Tren’’ oldu. Neticesinde yaşanılan kaza gibi, Türkiye dün akşam Dünya Basketbol Şampiyonası açılış törenini yaptı. Açılış Şarkısı için arabesk müziğin öncüsü Müslüm Gürses seçilmiş. Orkestra eşiliğinde tenorlaştırılmış arabesk oldu batı karşısında. Bu da bir TT bana göre..  
 
Biz Türkler tartışmayı çok severiz okumadan ,araştırmadan. Siyaseti tartışmaktan keyif alırız. Kitapta bir an olsun hiç siyasi düşüncesi  olmadığı intibası oluşmuştu. Kitabın son bölümlerinde Türkiye’nin Ermeni Asala Terör örgütünün kıyımlarından bölücü terör örgütünü Türkiye’ye verdiği zararlardan, GAP projesinden, Askeri darbe öncesi 70li yılların sonlarında Türkiye’deki karanlık dönemden, 1982 anayasısından bahsetmiş. Askerlerin yönetimi sivillere devretmesinden sonra  1983’ten itibaren  Özal ile başlayan modernleşme trendi, tüketim ekonomisine giren Türkiye’nin teknolojiyle hızlı gelişmesiyle siyasi değişmelerin yaşandığı laik  İslam ülkesinde bir kadının başbakan olmasına kadar örneklerle Türkiye’yi anlatmış. Katharine Branning’ten çok önemli bir şey öğrendim. Eyüp-Haliç bölgesi Bizans surları UNESCO tarafından koruma bölgesi ilan edilmiş. Bu bölge 1985 yılından itibaren Birleşmiş Milletler’in Türkiye’ye zorunlu kıldığı projeymiş. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi buranın temizliğine verdiği önem,  yeniden çevre yapılanması zorunlu devlet politikasıymış. Şu gerçek ortaya çıkıyor, Siyasi parti fark etmeksizin kim gelirse zaten yapmak zorundaymış. Tahminimce İstanbul’un 2010  Kültür Başkenti ilan edilmesi  bunun bir geri bildirimi olsa gerek! Merak ettiğim şey. Kendini Türk hisseden yazarımız 1980 öncesini ve sonrasına tanık olmuş. Türkiye gündeminde Anayasa değişikliği var. Yazarımızın oyu Evet mi Hayır mı?

Bana göre Katharine Braning kitabını siyasallaştırmaktan çekinmiş. Muhatap aldığı kahramanı Lady Mary aslında Türkiye’yi sürekli oyalayan kaprisli Avrupa Birliği’dir.Türkiye’nin genç nüfusuyla tarihten aldığı maneviyat kültürel zenginliği doğal zengin kaynaklarınla Avrupa Birliği’ne ihtiyacı olmadığını dile getirmeye çalışmıştır.

Eskiden arkadaş olduğum Almanya’da büyümüş Türk kızı Narin’deki Türkiye heyecanını bu kitapta gördüm. Bu kitabı Narin’in yazması taraflı, bir Avrupalı’nın yazması daha da sıradışı olurdu.

Ünlü Amerikalı tarihçi prof Justin Mccarty Sözde Ermeni İddialarını araştırmadan önce Türkler hakkında önyargılarla araştırmaya girişmi, fakat araştırmaları sonucunda tarihte mağdurun Türkler olduğunu görüp batının Türklerin mağduriyetini bildiği halde, Türklere soykırımcı rolünü verdiğini itiraf etmiştir.

Tarih yazarının Ölüm ve Sürgün eserinde bunu anlıyoruz.Katharine Branning’ten Bir Çay Daha Lütfen’’  kitabında Türkiye ve Türklerin bu kadar başarılı anlatılacağını bir Türk olarak düşünemezdim. Türkiye’de Katharine Branning  iyi empati kurmuş ve  gözlemlediklerini sosyolog gibi değerlendirmiş. Araştırmayı yaptıkça sosyolog ve antropolog olmayı başarmış. Bu kitabın İngilizce orjinalinin Türkiye tanıtımına özellikle yurtdışında Türk Dili ve Kültürü bölümünde okuyan yabancı öğrencilere en iyi kaynaklardan biri olacağından şüphem yok. Türkiye’de üzülerek tanık olduğu 1999 Kocaeli Depreminde 40 saniyede kaybettiğimiz 40 bin insan ve 11 Eylül Terör Saldırılarında kaybedilen insanlar. Bu kitabı yazmasındaki en önemli sebep 11 Eylül’den sonra başlayan İslamiyete önyargılı bakış.Türkleri diğer Müslüman uluslardan ayırt edilmesi için notlarını ve hatıratlarını bu kitapta bir araya getirmiştir. Söz konusu Türk ulusunun ortabatılı Kadriye Branning’i bilmesi  ve O’na sahiplenmesi bence yazarımızın en büyük hakkıdır. En güzel teşekkür budur. Benden herkese ‘’Bir Çay Daha Lütfen’’. Kitabi Ant Bookstore & Cafe`den , Amazon.com`dan temin edebilirsiniz.

Saygılarımla,

Gökhan Kayacan  
gokhan.kayacan@amerikaliturk.com

                                                   Ant Bookstore & Cafe
345 Clifton Ave
Clifton, NJ 07011
Phone: (973)457-7334