Amerikali Turk

Türkiye, Ermenileri birbirine düşürdü

  • September 08, 2010 11:47 AM
Türkiye, Ermenistan'la imzalanan protokoller ve Akdamar'daki ayin sayesinde AB'nin gözüne girmeye çalışırken Ermenileri iki kampa böldü.

Türkiye hükümeti, Ermenilere zarar verecek yeni bir deneme balonu uçuruyor. Türkiye kısa bir süre içinde Ermeniler arasında karmaşa ve nahoş bir iç çatışma yaratacak üç hesaplı hamle yaptı. Ermenilerde hasıl ettiği kafa karışıklığına bakılırsa, hamlelerinin meyvelerini de topluyor. Tarihi Ermeni yurdunu ele geçirdikten ve 1.5 milyon yerli Ermeniyi öldürdükten sonra Türkiye, kurbanlarının ulusal irade ve birlik sergilemekten aciz olan kalıntılarını kolayca manipüle edebiliyor.

‘Patrik genel vekili’ de nedir?
Birinci siyasi balon protokoller meselesiydi; bu, bazı Ermenileri umutlandırdı ve uluslararası toplumu da başarıyla kandırdı. İkinci balon, İstanbul’daki patrik yardımcısının seçilmesiydi. Türkler, Dini Konsey ve Seçim Komitesi adında iki komitenin oluşturulmasını teşvik ederek İstanbul Ermenilerini iki karşı kampa böldü ve bunun ardından Piskopos Aram Ateşyan’ın ‘Patrik Genel Vekili’ (Ermeni Patrikliği’nin tarihinde görülmemiş bir mevki bu) ‘seçilmesini’ manipüle etti. Bu ‘seçim’ aleyhinde dava açıldıysa da, Piskopos Ateşyan kıyağa kıyakla karşılık veriyor ve Türk yetkililerin telinden çalıyor.

Şimdi de üçüncü balon ortaya çıktı: Van’daki Akdamar (Ahtamar) Adası’nın üzerindeki Kutsal Haç Ermeni Katedrali’nde ayin düzenlenmesi önerisi. Uysal Piskopos Ateşyan Türkiye hükümetinin bu yöndeki isteğini kabul etti bile ve 19 Eylül’de ayini yapmaya hazır. Ayin, Türk yetkilileri tarafından resmi olarak müze olarak tasarlanmış bir mabette yapılacak.

Tarihi katedralde tek seferlik bir ayine izin vermekle Türkiye hükümeti niyetlerini açığa vurmuş oluyor: Ankara, katedrali bir ibadet yeri olarak kabul etmiyor, AB üyeliğini kolaylaştırmak için Batı’ya dinsel hoşgörü gösteriyor gibi görünmek istiyor ve daha fazla turist çekmek için ayini kullanmayı amaçlıyor.

Fakat hepsinden çok da Ermenilerin birbirine girdiğini keyifle seyretmek istiyor. Bu minvalde ortaya Shakespeareyen bir ikilem çıkıyor: Gitmek ya da gitmemek. Böylece Ermeniler iki karşı kampa bölünüyor; birbirleriyle tartışıyor, birbirlerini suçluyor ve Türkiye’nin çevirdiği dolapları çoğu zaman görmüyor.
Ermenistan’ın Eçmiadzin kentindeki Ermeni Apostolik Kilisesi 19 Eylül’deki ayine iki üst düzey din adamı göndermeye karar verdi; 2. Karekin Hazretleri’nin sözcüsü Vahram Melikyan bir söyleşide ayini boykot etme çağrılarını şu sözlerle reddetti: “Asırlar boyu işleyen, fakat bugün belli nedenlerden dolayı ibadet yapılmayan bir mabedi yaşatmak fırsatı sunulursa bu tek günü mabetle ilgili haklarımızı savunmak için kullanmamız gerektiğine inanıyoruz.”
Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın iktidardaki Cumhuriyet Partisi’nin sözcüsü Eduard Şaramazov bu görüşe karşı çıktı; sözcü, Türkiye’nin kiliseyi tek günlük bir dini ayin için tekrar açma kararının reklamdan ibaret olduğunu söyleyerek kınadı ve bunu uluslararası toplumu yanlış yönlendirmeyi amaçlayan bir ‘provokasyon’ diye niteledi. Bu noktada yetkili makamlarla Apostolik Kilisesi arasında ayrılık söz konusu; öte yandan muhalefet de patrikliği hükümetle beraber hareket etmekle suçluyor.

Ayinde mum yakılamayabilir!
Ermeni devlet televizyonuna konuşan Soykırım Müzesi Müdürü Dr. Haig Demoyan da Eçmiadzin’in tavrını desteklediğini söyledi ve ayinin Kral Gagik Arzruni’yle 10. asırda Kutsal Haç Katedrali’ni inşa eden mimar Manuel’i anması gerektiği fikrini de ortaya attı. Hatta 1923 tarihli Lozan Anlaşması uyarınca katedralin İstanbul Patrikliği’ne ait olduğunu ifade etti. Biz mabedin Ermenilere ait olduğunu istediğimiz kadar söyleyelim, Türkiye hükümeti burayı devlete ait bir müze olarak yürütüyor. 17 Ağustos’ta Türk polisi, mabette dua edip mum yakmaya çalıştığı için Hay Aspet (Ermeni Şövalyesi) adlı bir gençlik grubunun üyelerini kiliseden attı. Gerekçeyse şuydu: Hükümet anıtın üzerine o kadar titriyordu ki, mumlardan çıkan is duvarları kirletebilirdi. Modern Türkiye’nin dört bir tarafındaki 2 bin başka Ermeni kilisesinin yıkıntı halinde olması, camilere veya ahırlara dönüştürülmesi hiç önemli değil tabii. Bu da şu anlama geliyor: 19 Eylül ayinini yöneten papaz Türk müze kurallarına riayet etmek ve mum yakmaktan kaçınmak zorunda.

Evini açana Nazi muamelesi
Ankara bir yandan dış dünyaya gülüm-serken, Van bölgesinde hacıları barındırmayı öneren ailelerin Ermeni kökeni olup olmadığına dair Nazi tarzı incelemeler yapıyor ve onlara eziyet ediyor.

İronik olan şu ki, Almanya’daki Ermeni Kilisesi’nin Başpiskoposu Karekin Bekçiyan 19 Eylül ayininde bir grup Avrupalı Ermeninin başında bulunacak, halbuki İstanbul’daki son ‘seçimle’ ilgili onun da sorunları var. Başpiskopos Türkiye hükümetinin Piskopos Ateşyan’ı patrikliğin başına getirmek yönünde el altından aldığı kararı protesto ediyor ve bu mevkiye adaylıkta ısrar ediyor.
Türkiye hükümetinin 19 Eylül’de iyi niyet jesti olarak sınırı bir günlüğüne açabileceği söylentileri dolaşıyordu, fakat bu umutlar Türkiye’nin 11-17 Eylül’de Ermenistan’ın Kotayk bölgesinde düzenlenecek NATO tatbikatı için bile sınırı açmama kararıyla boşa çıktı.

Bütün hamleler hesaplı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu daha önceki tutumundan çark etti ve tatbikatın Türk katılımcılarının ihtiyaç duyduğu bütün teçhizatın Gürcistan üzerinden nakledileceğini açıkladı. Aynı açıklama Bakü’den de geldi.

Tam bir kargaşa senaryosuyla karşı karşıyayız. Türk diplomatlar ve devlet adamları gayet uyanık ve bizim ne yaptığımızı biliyorlar; Ermeni tepkisini ölçmek için hesaplı hamleler yapıyorlar. Hesaplaşma gününün geleceğinin ve AB’ye kabul edilmek için nihai ‘kurban’ı vermek, yani Ermeni Soykırımı’nı tanımak zorunda kalacaklarının farkındalar. Aslında bütün bu adımlar bir tür prova ve anlaşılan o ki, Türkler düşmanlarını bu kadar parçalanmış görmekten gayet memnun.

Yani kimin kazanıp kimin kaybettiğini görmek için 19 Eylül’ü beklememiz gerekmiyor. Türkler, Ermeni dünyasını kargaşaya sürükleyerek çoktan galip gelmiş durumda. (ABD’de İngilizce yayın yapan ilk Ermeni gazetesi, 6 Eylül 2010)