Amerikali Turk

Obezite cerrahisinde doğru sanılan 7 yanlış

  • April 25, 2017 1:04 PM

Dünyaca ünlü Fizik Profesörü Stephen Hawking’in kısa bir süre önce “insanlığın şimdiye kadar karşılaştığı en ciddi sorunlardan biri” olarak tanımladığı ve tüm dünyayı uyardığı obezite, ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor! Yakın gelecekte dünyada her 3 kişiden 2’sinin obez olacağı tahmin edilirken, ülkemizde halen 100 kişiden 20’si obezitenin kıskacında.


Kiminde bir hastalık nedeniyle kullanılan ilaçlar, kiminde genetik faktörler, kiminde ise metabolizmada yavaş işleyiş aşırı kiloya yol açabilirken; son yıllarda sağlıksız beslenme ve hareketsizlik de hastalığın artışında çok önemli rol oynuyor. Modern çağın bu salgın ve tehlikeli hastalığıyla mücadelede aşılması gereken en önemli engellerden biri de hurafeler!

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, yaşam süresini normal kilodaki insanlara göre yaklaşık 15 yıl kısaltan, diyabetten kansere birçok tehlikeli hastalığa yol açan obezite hakkında doğru sanılan 7 yanlışı anlattı; uyarı ve önerilerini şöyle aktardı:

Kilolar zarar veriyor: Obezitede sanılanın aksine sağlığa zarar veren sadece kilolar değil, kiloların yaptığı hormonal etkiler. Bu hormonal etkiler diyabetten yüksek tansiyona, karaciğer yağlanmasından gut ve kanser riskinin artmasına dek birçok hastalığa yol açıyor. Obezite cerrahisi sanılanın aksine hastalara sadece kilo verdirerek etkili olmuyor. Obezite cerrahisi sonrası hastaların daha kilo vermeden diyabet ve yüksek tansiyon gibi yandaş hastalıkları hormonal etkilerle düzeliyor. Üstelik obezite cerrahisi sayesinde mide ve bağırsakların hormonal organlar olduğu anlaşıldı. Amerikan Şişmanlık Cerrahisi Derneği, bu hormonal etkilerin ortaya konması nedeni ile 2007 yılından sonra adını Amerikan Şişmanlık ve Metabolizma Cerrahi Derneği olarak değiştirdi.

Ameliyatla iş bitiyor: “Bu sadece bir ameliyattır” kanısı yanlış ve tehlikeli! Obezite sadece cerrahi tedavi ile sona ermeyen, multidisipliner bir yaklaşım gerektiren bir hastalık. Ameliyatla iş bitmiyor aksine yeni başlıyor. Ameliyat sonrası hastanın diyetisyen kontrolünde olması da en az cerrahi kadar önemli. Grup terapileri ameliyat sonrası süreçte hastaya ‘kafa değişikliği’ anlamında da katkı sağlıyor. Yani duygusal yeme bozuklukları, yeme alışkanlıkları ve gıdalar hakkındaki bilinçlenme ile yeni bir hayat kazanma sürecinde rehabilitasyon süreci gerekiyor. Ameliyat sonrası midenin çıkarılması nedeni ile iştah sağlayan Ghrelin hormonunun azalması iştahın azalmasına yol açarken, küçülen mide hacmi ile uzun süreli tokluk hissi, yeme bozukluklarının düzeltilmesinde hastaya zemin hazırlıyor.

Vitamini bir süre kullansam yeter: Ameliyattan sonra vitamin ve mineral kullanımı obezite cerrahisinin türüne göre değişiyor. Örneğin vitamin eksikliğinin en az görüldüğü ameliyat, tüp mide ameliyatı. Hastaların doktoru tarafından kendisine belirtilen vitamin ve mineralleri kullanması şart. Üstelik hayat boyu düzenli kullanmaları gerekiyor. “Bir süre kullanmak yeterli” düşüncesi yanlış.

Ameliyat sonrası bir daha kilo almam: Ameliyat sihirli bir değnek değil. Hastaların yüzde 20’si obezite cerrahisi sonrası yeniden kilo alabiliyor hatta yüzde 2-3’ü eski kilolarına dönüp yeniden ameliyat olmak zorunda kalabiliyor. Dolayısıyla ameliyat sonrası kilo alınmayacağına yönelik düşünce gerçekçi değil. Hastanın operasyon sonrası günlük yaşam alışkanlıklarında gerekli değişiklikleri yapması şart. Obezite cerrahisi sonrası rehabilitasyon ve destek grupları ile çalışan merkezlerde ameliyat olanların başarısı bu nedenle çok daha yüksek.

Yemek zevkimi yok edecek: Obezite cerrahisi sonrası kişinin ızdıraplı günler yaşayacağı, yemek yeme zevkinin ortadan kalkacağı düşüncesi yanlış. Hormonal değişiklikler ile yemeklere ilginin ve iştahın daha az olması, az gıda ile mide hacminin küçülmesi, tokluk hissinin daha yoğun olması nedeni ile diyetlerdeki gibi zorluk çekmeden aşırı yemekten uzaklaşmak daha kolay olacaktır.

Obezite ameliyatı öldürüyor: Obezite ameliyatlarının herhangi bir ameliyattan daha farklı bir tehlikesi bulunmuyor. Ancak obezite cerrahisi alanında deneyimli ekibin yanı sıra ameliyat yapılan hastanenin de alt yapısının buna uygun olması gerekiyor. Tüm bu şartlar sağlandığında yapılan obezite ameliyatının safra kesesi ameliyatı kadar riskli olduğu konsensüse varılmış bir konu. Ayrıca bu ameliyatlar yaşam süresini 10 yıl kadar uzatan morbid obezleri, gelecekte koroner bypass, diz protezi gibi birçok ameliyattan uzaklaştıran bir tedavi şekli.

Yakında aşısı bulunacak: Obezitenin yakında aşısının bulunacağı düşüncesiyle tedavisinin ertelenmesi tehlikeyi büyütüyor. Çünkü obezite sanıldığı gibi tek bir nedenden değil, birçok nedenden kaynaklanabiliyor. Obezitenin aşı ya da ilaç gibi sihirli bir tedavisi yakın gelecekte olmayacak. Diğer taraftan aşırı şişmanlarda diyetlerle kilo verilse de yüzde 95 oranında kilolar geri alınıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; spor, diyet ve yaşam alışkanlığı değişikliği ile 10 yılda ancak yüzde 1,6 oranında kilo verilebildiğini gösteriyor. Gelişmiş ülkelerde obezite cerrahisinin en çok yapılan ameliyatlar arasına girmesinin nedenlerinin başında, medikal tedavilerin başarısızlığı geliyor.