Amerikali Turk

Türkiye'yi Güvenlik Konseyi'nde bekleyen riskler

  • October 21, 2008 2:33 PM
BMGK üyeliği fırsatların yanı sıra riskler de içeriyor. Peki Türkiye'yi önümüzdeki dönemde bekleyen riskler neler?
BMGK ÜYELİĞİ NEDEN ÖNEMLİ?
 
Türkiye'nin kazandığı üyelik bir çok açıdan önemli. Ancak en önemli yönü elbette BM'nin sınırları çerçevesinde dünyada gerçekleşen olaylara müdahil olma fırsatı yakalanmış oluyor. Bunlar arasında İran'a uygulanacak yaptırım kararlarından, Kıbrıs sorununa kadar Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren konular da mevcut. Türkiye'nin şansını arttıran en önemli faktörler arasında Kıbrıs konusunda attığı adımlar ve annan Planı'na verdiği destek, istikrarlı ekonomik yapısı, İsrail-Suriye ilişkisindeki kolaylaştırıcı rolü ve İran-Batı ilişkleri'nde arabulucuk yapması olarak gösteriliyor. Ayrıca Rusya-Gürcistan krizine Kafkas İşbirliği ve İstikrar Platformu cevabını veren Türkiye'nin eli bu hareketle de çok güçlendi.
 
ÜYELİĞİN AVANTAJLARI

Üyeliğin avantajları arasında en üstte yer alan şüphesiz veto hakkı olmasa da birçok küresel gelişemeye taraf olma şansı. Üyelik, Türkiye'nin birçok konuya doğrudan müdahil olmasını sağlamanın yanı sıra, BM'de en üst düzeyde dönen tartışmalardan da doğrudan haberdar olmasını sağlayacak. Farklı muhatapların birçok konudaki siyasi ve diplomatik tutumları ilk elden gözlenebilecek. Bu tecrübe Türkiye'nin doğrudan ilişkiye sahip olmadığı ülkelerin hassasiyetlerini öğrenme imkanı sağlayacak. Türk hariciyesi için bulunmaz bir nimet olan bu imkan aynı zamanda hariciyenin kalite ve tecrübesini de artıracak. Ayrıca diplomatik vizyonunu bölgesel güç ya da merkez ülke gibi bir çerçevede konumlandırmaya çalışan Türkiye'nin, bu ilişkiler sayesinde bu vizyonları gerçekleştirmek için bir çok imkanı olacak.

Öte yandan üye ülkelere daha zengin ülkelerden para yağdığı da bir gerçek. Üye ülkelerin desteğine ihtiyaç duyan sair ülkeler bu ülkelere yönelik para yardımını artırmakta bir beis görmüyor. ABD'nin BMGK geçici üyelerine yardımının ortalama yüzde 59 oranında arttığı biliniyor. Bu da üyeliğin ekonomik getirisi olarak görülebilir. Elbette bir başka büyük avantaj ise Türkiye'nin uluslararası imajının düzelmesi ve tanınırlığının artacak olması. Böylece Türkiye'nin dünyadaki ağırlığı da artmış olacak ve daha sonraki BM'nin müdahil olduğu konularda etkisi artacak.

RİSKLER ve DEZAVANTAJLAR

Zafer sarhoşluğu içerisinde sadece avantajlardan bahsetmek elbette anlaşılır bir tavır. Ancak bu üyeliğin her an dezavantaja dönüşebilecek ciddi riskleri olan bir tarafı da mevcut. Bunlara kısaca değinmek gerekirse:

TARAF OLMA ZORUNLULUĞU: Türkiye artık karar almak ve taraf olmak zorunda kalacak: Türk dış politikası temel temasını tarafsızlık ve mümkün olduğu kadar tavır almamak üzerine kurmuştur. Hariciye'nin tavrı ve refleksleri de genelde bu hassasiyetle, çatışmadan mümkün olduğunda kaçma üzerine kuruludur. İlk iktidar yıllarında Hariciye'nin fırsat buldukça hükümete direndiği de biliniyor. Bu tavır son zamanlarda Ak Parti Hükümeti ile birlikte değişim sürecine girmiş, daha aktif bir diplomatik bir rota tutturulmaya çalışılmıştır.. Ancak bu rotanın da aktifliği de tavır alma noktasında değil, daha çok dahil olma ve kolaylaştırıcı olma tavrını benimsiyor. Yeni gelişen bu tavrın da mümkün olduğunca tavır almaktan kaçındığını müşahade etmeliyiz. Şimdi ise Türkiye önüne gelen son derece ciddi konularda kesin bir karar vermek ve taraf olmak zorunda kalacak. Elbette Paraguay konusunda karar almak Türkiye'yi pek zorlamasa da konu İran'ın nükleer programı ya da Suriye ile ilgili konulara gelince işin rengi değişecektir. Bu konuda Türkiye'nin nasıl bir hazırlığı olduğunu henüz bilmiyoruz. Ancak hazırlığı yoksa da iki ay içinde bu hazırlıkları bitirmek zorunda kalacağı açık. Bu kararların getirdiği riskler Türkiye'nin gidişatını etkileyecek ciddiyette olabilecektir.

BATI İLE İLİŞKİLER: Bir diğer önemli nokta Türkiye'nin siyasi olarak da taraf olmak zorunda kalma ihtimali. Zira Türkiye'yi kutlayan ülkelere bakıldığında, İngiltere, ABD, AB gibi taraflar Türkiye'nin "Batı ile beraber" ve "Avrupa'nın çıkarlarını koruyacak" bir oy verme tutumuna gireceğinden emin olduklarını ifade ettiler. Oysa Avrupa'nın çıkarlarını koruyabilecek halihazırda İngiltere ve Fransa zaten Konsey üyesi. Hakeza Rusya ve ABD'de. Bu nedenle bu açıklamaların temenniden öte baskı kurmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. İkili ilişkilerde idare edilebilen bu karşıtlıklar bir süre sonra Batılı ülkelerin doğrudan baskısı ile idare edilemez hale gelebilir. Türkiye üzerindeki siyasi ve diplomatik baskılar inanılmaz ölçüde artabilir. Bu durumda Türkiye'nin dengeyi nasıl kurabileceği merak konusu. Ancak bunun hiç de kolay olmayacağı açık.

HARİCİYE'NİN SINAVI: Türk Hariciyesi'nin en son üyelik tecrübesi 1961 yılında idi. O yıllarda ne dünyada bu kadar çok ve farklı ülke vardı ne de Türkiye'nin bu kadar açılım derdi. Bir de buna soğuk savaşın getirdiği taraf olma rahatlığını eklemek gerekir. Şimdi çok daha farklı bir üyelik sözkonusu. Soğuk Savaş sonrası gelişen ortamda Türk Hariciyesi'nin performansnı bu kadar zorlayacak bir sınav olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu tecrübeye rakip tek konu AB müzakereleri olsa da hem Hariciye'nin kültürel yapısı, hem de sosyolojik özellikleri, hem de siyasi tavrı AB konusunda ciddi bir tehdit teşkil etmiyordu. Bir yandan da Hariciye'nin bürokrasinin diğer kesimlerine yukarıdan bakan tarzı, toplam meslek memuru sayısındaki azlık, belli ailelere ayrılan kontenjanlarla seçkinci bir meslek grubu haline gelmesi de sair kesimin Hariciye'ye yönelik eleştirilerin önünü kesti. Ancak şimdi hariciye tam anlamıyla ciddi bir sınav verecek. Hariciyenin böylesi bir sınava hazır olup olmadığını ise hep beraber göreceğiz. Afrika, Güney Amerika gibi ülkelerle pek de ilişkisi olmayan Türk Hariciyesi'nin bu alanlarla ilgili sorulara nasıl karşılık vereceği, İslam dünyası ile ilişkileri nasıl bir zemine oturtacağı merak konusu. Meslek memuru azlığından dolayı sıkıntı çeken ancak elitizminden taviz vermemek ve Batıcı yapısını bozmamak için bu açığı kapatmaya pek de yanaşmayan Hariciye'nin bu sınav için görevlendireceği diplomat sayısı diğer alanlardan kaydırma ile mümkün olacağından, Türkiye'nin elini başka alanlarda zayıflatma ihtimaline sahip. Ancak diğer yandan hatalar yapsa dahi eğer Hariciye bu tecrübeden dersini alabilirse, önümüzdeki yıllarda Türkiye çok daha olumlu, halka daha yakın, dünyanın yakın çevre ve Avrupa dışındaki kısmını da tanıyan bir hariciye profiline sahip olabilir.

PERSONEL SIKINTISI: Bu üyelik vesilesi ile Ankara-Washington hattına şimdi de Ankara-New York hattı eklenmiş olacak. Bu da ABD ile ilişkilerin daha da yoğunlaşması anlamına geliyor. Bu yoğunluk emeğinin bir kısmını New York'a kaydırmak zorunda kalacak olan Washington'daki büyükelçilik personelinin dikkatinin dağılmasına ve BM ile uğraşırken Washington'ın ve haliyle ABD'nin geri planda kalmasına yolaçabilir. Bu da yine neticede Harciye'nin personel sıkıntısını gündeme gündeme getirebilir.

İSLAM-BATI SORUNLARI: Son olarak üyelik Türkiye'nin Batı ile İslam dünyası arasında kalmasına da yolaçabilir. Neticede İslam dünyası gözönüne alındığında Türkiye'den beklenenler daha önce üyelik yapan Katar'dan beklenenlerde daha farklı ve daha fazla olacaktır. Türkiye'nin bu talebi karşılaması hem dış hem de iç sorunlara yolaçabileceği gibi, bu konuda alınan kararlar Türkiye'yi bu sefer de Batı kulübünde görmek isteyen ülkeleri rahatsız edebilir. Bu yüzden üyelik ciddi bir medeniyet krizine de yolaçabilme potansiyeline sahip.