Amerikali Turk

Uluslararasıcı Bir Başkan

  • November 10, 2008 12:06 AM
Obama analizi yapan John L.Esposito'ya göre, horozlanan Teksas kovboyu Bush gibi değil.

Barak Obama, seçim zaferiyle Amerika'da ve islam dünyasında destan yazdı. Seçimi Barack Obama'nın kazandığı söylenir söylenmez Ortadoğu, Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Avrupadaki dostlarımdan kutlama mesajı içeren epostalar almaya başladım. Bazıları ise nihâi sonuçlar gelene kadar gece boyunca beklemeyi tercih etti. Küresel ilgi ve desteğe elbette ki şaşırmadım zira Avrupa'ya, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya'ya yapılan son ziyaretlerde besbelliydi. Konu başlığı her ne olursa olsun konuşma yaptığım her yerde dinleyiciler arasından birileri çıkıp, Obama ve başarı şansı hakkında muhakkak bir soru sormuştur. Özel sohbetlerin konu başlığı yine oydu. O halde tüm bunlar ne anlama gelir?

Obama, uluslararasıcı bir başkan olarak, Avrupa'da ve dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi İslam dünyasında da memnunlukla karşılandı. Kenyalı babası, Endonezya'daki okul hayatı, ırkı ve de ismi, pek çokları nezdinde eşsiz bir uluslararasıcı başkan profilini – ki selefinin çizdiğiyle keskin bir tezatlık içindedir – simgeliyor. Hakikat, George W. Bush'un anti-tezi olarak görülüyor; üstelik horozlanan Teksas kovboyu Bush değil, uluslararası çapta bilgisi, deneyimi olan, bilinçli ve hassas, ölçülü ve ifade gücü olan devlet adamı Bush'un anti-tezi olarak.

Yeni sömürgeci, tek taraflı, küstah, savaşçı ve müdahaleci olarak değerlendirilen Bush yönetiminde İslam dünyasındaki pek çoklarının eksikliğini gördükleri herşeyi Obama dış politikasının içermesi bekleniyor. Dolayısıyla da Obama yönetiminin çok taraflılığa önem vermesi, diplomasiye askeri tedhit ve müdahaleler üzerinde öncelik tanıması ve demokrasiyi teşvike ve insan haklarına fiili bağlılığı ikiyüzlülükten ibaret olan, pek çoklarının yeni sömürgeci Amerikan dış politikası olarak gördükleri şeyden sakınacağı umuluyor. Obama yönetiminin, Bush yönetiminde olduğuna benzer şekilde söylediğinin başka yaptığının başka olması gibi bir şansı yok.

Bush yönetimi, demokratik söylemine rağmen, otoriteryan Müslüman müttefikleriyle ilişkilerinde söylediklerinden başka türlü davranmayı sürdürdü. HAMAS'ın seçilmesini kabullenmeyi reddetti. Amerika, Hizbullah'ı kınadı ancak çoğunlukla sivillerin kurban gittiği bir savaşta, İsrail halı bombardımanıyla Lübnanın altyapısını büyük ölçüde yıkarken onunla saf tutmuştu. Müslümanların çoğu, Obama'nın hür irade ( self-determinasyon), adalet ve insan hakları gibi Amerika'nın kendisini ilişkilendirdiği ilkelere göre davranmasını ve Bush yönetiminin (dolayısıyla önceki yönetimlerin) Ortadoğu'da demokrasiyi ve insan haklarını teşvikte uyguladıkları çifte standartlardan uzak durmasını bekliyorlar.

George W.Bush'un başkanlığının birinci döneminde üst düzey bir Dış İşleri yetkilisi olan büyükelçi Richard Haass'ın "Demokratik İstisnacılık" - güvenlik, istikrar ve petrole ulaşım adına otoriteryan rejimler ve İsrail'e kayıtsız şartsız destek vermek - diye andığı geçmişteki Amerikan politikalarının mirâsına bakınca, Obama, keskin bir şekilde yükselen beklentilerden kaynaklanan müthiş bir meydan okumayla yüzleşecektir. Bu durum, bazı müslüman yöneticilerin, işbirliği yapmaları ve Amerika'nın ulusal çıkarları olarak addedilen şeyler karşılığında Bush'un, onların rejimlerine destek politikasını McCain'in de takip edeceği inancıyla, halklarının aksine Obama'yı değil de McCain'i tercih etmeleri gerçeğiyle daha karmaşık bir hal alacaktır.

Hem Amerika/Avrupa ve hem de Müslüman toplumların, aşırı uçları merkezden uzaklaştırmaları ve ana mecrânın üyeleri arasında köprüler kurmaları gerekiyor. İslam dünyası hakkında en kapsamlı ve sistematik araştırma olan Gallup Dünya Araştırmasının (John L.Esposito ve Dalia Mogahed'in birlikte yazdıkları "Who Speaks for Islam? What a Billion Muslims really Think? başlıklı çalışmaya bakılabilir) verileri – Kuzey Afrika'dan Güneydoğu Asya'ya kadar uzanan yaklaşık 35 ülkenin yani dünya müslümanlarının yüzde 90'nın sesini temsil etmektedir – Amerikan dış politikasında ve islam dünyasıyla ilişkilerde yeni bir yönelimin unsurlarına nüfuz etmeyi sağlayacak ciddi bir kavrayış sunmaktadır. Müslümanların çoğunluğu, tıpkı batılıların çoğunluğu gibi, dinci aşırılıklardan ve terörizmden derin bir kaygı duymaktadırlar; şaşırtıcı değil bu nitekim saldırıların çoğu İslam dünyasında yaşanıyor ve kurbanların çoğunu yine orası veriyor. Batı'daki özgürlüklere, teknolojiye ve hukukun üstünlüğüne hayranlık duyan Müslümanların çoğunluğu nezdinde mesele, İslama ve müslümanlara saygı duyulması ve Batı, bilhassa da Amerikan dış politikasıdır. Büyük çoğunluğu diplomasi ve diyaloğa önem veren bir Amerikan yönetimi gözlüyorlar. Amerika'nın İslam dünyasıyla ilişkilerinde birlikte varolma ve yapıcı yakınlaşma umuyorlar yoksa karışma, müdahale veya üstünlük değil; demokratikleşmenin hür iradeyle teşvikini; otoriter rejimlere askeri silah ve teçhizat aktarmak yerine iktisâdi yardım ve eğitim desteği verilmesini; ve Filistin-İsrail çatışmasına yaklaşımda daha dengeli bir politika izlenmesini bekliyorlar.

Bush yönetiminin politikaları ve siyasi mirâsı, Barack Obama ve yeni yönetimine, başa çıkılması gereken siyasi ve iktisâdi müthiş sorunlar bıraktı ki bunların bazıları görünüşe bakılırsa hayli çetin. Bununla birlikte, Obama, İslam dünyasıyla ilişkilerde ve küresel terörizme karşı ortak mücadelemizde, yeni bir döneme işaret edecek, İslam dünyası boyunca ümit ve yapıcı yakınlaşma mesajı gönderecek nadir bir fırsata sahiptir.