Amerikali Turk

Yazarlar

Erbakan’dan sonra oy hesapları sürprize kaldı...

March 02, 2011 7:50 PM

okkes agaogluYAŞADIĞINDA böylesi bir kalabalığı yaptığı mitinglerde dahi göremeyen merhum Erbakan Hoca’nın cenazesi büyük bir mateme dönüşmüştü.

Bu kalabalığı görünce insanın aklına hemen şu soru takılıyordu:
“Böylesi bir kalabalığı peşinden sürükleyen kişi yaşadığında neden ardından gelmedi?..”
Her zaman klişeleşmiş bir söylem vardır: “İnsan nedense yaşadığında kıymeti bilinmiyor. Neden yaşadığında bu değerler ve peşinden koşmalar yapılmaz?..” diye.

Bunun cevabını isterseniz biz verelim: “Peşinden koşmalar olmaz, çünkü; insanoğluna bu konuda pek güven olmaz. Ne zamanki sandık başına gidilir, işte o zaman o sandık başında kararı değişir. Yani falan partiyi tuttuğunuza kendinizi öylesine inandırırsınız ki, ‘Ben artık oy vereceğim partiyi belirledim’ diyerek partizanlığınızı kendi kendinize inandırırsınız. Ama ne zaman ki o sandık başına gidilir, işte orada bir içgüdüyle anında sempati duyulan parti değişiverir ve başka partiye oy vermiş olursunuz...”

Bu böyle olunca, bir liderin bu dünyadan göç etmesinden sonra da ilk mahşeri kalabalığına bakılarak onun partisine duyulan sempatide yanılmanız mutlak olacaktır.

Örneğin, rahmetli Erbakan’ın cenazesine gelen liderlerin söylemleri insanı ikna etmemektedir. Kimi liderler şu sözlerini tekrarlıyordu:
“O, iyi bir insandı ve bir o kadar da nazikti.”
“Erbakan üslup olarak çok tatlı bir insandı.”
“Hoca’nın mütevaziliği eşsizdir. Onunla olan anılarımda büyük değerler vardır.”
“Saadet Partisi’nin lideri her zaman kibardı.”
“Hoca’mızdan aldığımız çok dersler var.”
Bunlar söylenince insan şu soruyu sormadan da edemiyor: “Yahu böylesine methiyeler düzüyorsunuz, Hoca’ya hayranlığınızı belirtiyorsunuz. O halde neden onu terk ettiniz? Neden onu yalnız bıraktınız?”

HOCAYI ANLAYAMAMAK...
Erbakan Hoca’nın benimsediği ve peşinden koştuğu partisel vizyonundan korkanların çekincesi şuydu: “Acaba Hoca siyaset arenasında bizi nereye sürüklüyor?” Oysa Hoca’nın düşünce derinliğine inilseydi belki bu kadar korkunun olmaması gerektiğine inanılırdı. Bizce bunun yanıtı şu olmalıydı:
“Hoca, hem laik düzende demokratik hareketini ve hem de düşüncesindeki rejimi işlerliğe koymak istiyordu...”
Yani, bu rejimde ağırlıklı olarak güç aldığı nokta demokrasiydi.
Laiklikti. Tek adam rolüyle zaten nereye kadar başta kalabilirdi ki?
Görüyorsunuz Arap alemini!
Oralardaki bütün sıkıntı, belki de laiklik ve demokrasi zırhı içinde istedikleri yönetim sistemini yaşatamamaları olmuştur. Kimbilir. Ama ne olursa olsun demokratik parlamenter sistem ve laiklik, dünyanın en güzel nimetidir. İnsan hakları ve düşünceleri, eylemleri bu zırhta daha bir güzel olmaktadır. Ama esas konu ise, böylesi güzel bir demokratik sistem içinde parti liderlerinin ardından akan gözaşlarına alınacak cevabın seçim sandıklarında alınabileceği düşüncesidir...
Bugün Arap alemine bakıp demokrasinin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak gerekir. Tabii ki anlayana...
Ölenin arkasından akan gözyaşları bir zaman sonra unutulur, gider.
Zamanın derinliklerinde karanlık odalarda terk edilmiş vaziyete dönüşür. Tıpkı ANAP’ın ve DYP’nin unutulduğu gibi. O partiler de birleşti ve ortaya DP (Demokrat Parti) çıktı ama ne olursa olsun o partiye üye olanların, eski kapanmış partilerinin vizyonlarından yine de kendilerine bir şeyler kalmıştır diye düşünüyoruz.
Konu partilerden açılmışken, acaba Saadet Partisi rahmetli Erbakan’dan  sonra nasıl bir vizyona girecek?
Onu ayakta tutabilecek bir şahsiyeti nasıl belirleyecek?
Nasıl politika izlenecek ve nasıl sayısal çoğunluk sağlanarak Meclis çatısı altına girilecek?
Bu soruların cevabını ancak parti kulislerinde ve siyasi düşüncelerin zemininde aramak gerekir. Mesela, oğul Erbakan’ın parti başına getirilmesi düşünülüyor. Ama bu düşünülürken diğer önemli konular atlanıyor. Örneğin, “Saadet Partisi AKP’ye karşı nasıl ayakta
duracak?” diye düşünülmesi gerekiyor. Çünkü Erbakan yaşadığında dahi AKP’ye karşı kavgacı değil, yapıcı olarak yaklaşmıştı. Bu yaklaşım da AKP’ye bir o kadar siyasi güç katmıştı. Eğer AKP’nin önüne geçmek için planlar yapılacaksa, bunun başarılması imkansız gibi görünüyor. Çünkü Hoca’nın talebeleri olan şimdiki AKP üst yöneticileri, Hoca’nın cenazesine gelerek saygılarını gösterdiklerinde ortaya bir manzara çıkmıştı. O da şuydu: Gelenleri ne protesto ettiler, ne de dışladılar.

Aksine onlara tutundular.

Bir de şu gözlemi gözden kaçırmamak gerekir ki, Erdoğan cenazeye Numan Kurtulmuş ile yanyana geldi. Bu da siyasi mana da “biz güçbirliği oluşturduk” kelimesiyle eşdeğerdir. Daha doğrusu Kurtulmuş’un AKP saflarında görünmesi, Saadet Partilileri ister istemez derin
düşüncelere sevk edecektir. Eğer ki Kurtulmuş’u Hoca’nın yerine aday göstermiş olsalardı, o zaman AKP saflarındaki görüntüyle Saadet’teki görüntü nasıl izah edilecekti?

Saadet partililer şimdi bu çıkmazın içinde derin düşüncelere dalmış olabilirler. Bundan kurtulmanın en güzel yolu, Hoca gibi hem laik ve hem de demokratik sistemi benimseyen ve partinin vizyonunu taşıyabilecek birini bulmak olacaktır. Yok eğer bu çabalarla böylesi
bir zatı bulamama şanssızlığı ile karşı karşıya kalınırsa, işte o zaman Saadet Partisi çöküşün eşiğine gelmiş olacaktır –Ki Hoca’nın ardından yaşanan korku da budur.

Bugünden sonra AKP de Hoca’larının yaptıklarının hepsine sahip çıkacak ve onun gayretliğini kendi bünyelerinde benimseyerek sempati toplayacaktır. Ayrıca Hoca’ya gönül verenleri de AKP çatısı altında birleştirmenin gayretini göstermeye çalışacaklardır. Bu da parti içi
düşüncelerde “birleşme”yle güç kazanacak. Adres olarak gösterilen sandıktan “güçbirliği” ile çıkılması sağlanacaktır.

Durum bu haldeyken Saadet’i ve AKP’yi kamuoyuna unutturmak için gerilerden hızla gelmeye çalışan CHP de bu birleşmelere (tabii olursa) ve dayanışmalara nasıl bir isim bulacağının telaşına düşecektir.

Şu andan itibaren Erbakan’ın ölümünün kamuoyunu böylesine meşgul etmesi, CHP’yi oldukça rahatsız edecektir. Bundan kurtulmanın en güzel yolu ise, sosyal demokratların çok acil bir şekilde ortak görüş etrafında birleşmesi olacaktır. Bu görüş birbirlerine acımasızca
eleştiri yapmamalarından geçiyor. Örneğin CHP’den kopanların televizyonlarda “Partimin hataları şunlardı. Bu yapılmaz ise CHP epey yol alır” derken, kimilerinin de “Partimin hataları dizboyu. Sandığa bugünkü görüntüsüyle giderse bu iyi olmaz...” demeleri maalesef
partilerine zarar verecektir. Veriyor da...

Kısaca Türk siyasi hayatındaki düşünceler hemfikir içinde partililer tarafından sandığa uğramamıştır. Kimi zaman partilerarası centilmenlik anlayışı ile bölgelerde güçbirliği oluşturmaya... Kimi zaman sağ veya sol oyların bölünmesi için yıkıcı kampanyaların başlatılmasına...
Akabinde eleştirilere de açık olmamaya yönelik davranışlar sergilendikçe genel seçimler sürprizlere gebe kalmaya mahkûm olacaktır.

Ökkeş Ağaoğlu