Amerikali Turk

Yazarlar

Genel seçim yaklaştıkça stres daha da artacak!..

March 06, 2011 2:24 PM

okkes agaogluPARTİLER kendi kulislerinde bugünden sonra harıl harıl çalışmaktalar. Bu çalışmanın arifesinde ise “Baskın bir seçim her an olabilir” düşüncesiyle hareket ediliyordu. Ne zaman ki seçim tarihi açıklandı, işte o andan itibaren partiler ve partililer harıl harıl çalışmaya başladı.

Gerçi bugünlerde bu çalışmalar belli etmez kendini. Ta ki liderlerin seçim mitinglerinde konuşmaları yapacakları zamana kadar. Ne zaman ki mitingler açıklanır, işte o günden sonra seçim düşünceleri piyasaları da hareketlendirir.

“Peki ne zamana kadar?” derseniz... Tabii ki sandık başına kadar.  Bu çalışmalar büyük sabır ister. Sabırdan da öteye düşünürseniz, büyük strateji planları ister. Bunun hazırlıklarını yapacak olan siyasi partilerin tamamı bugünden itibaren siyasal düşüncelerini tek tek halka anlatarak... yapacaklarını anlatarak... politikilarını gündemde nasıl yaşatacaklarını planlayarak... dış ilişkiler konusundaki çekinceleri ve yapılması gerekenleri söyleyerek... Partilerinin siyasi duruşunu halka indirerek oy almaya çalışacaklar... Ama ne olursa olsun, halkın düşünce platformundaki beklentilerine cevap verebilecek ve siyasi duruşu sergileyebilecek partinin oyları silip süpüreceği muhakkaktır.

Bugün bu partinin adı çok zikir edilse de diğer partilerin buna yönelik çalışmaları tabii ki muhalefet olayı açısından önemlidir.
Diğer partiler bu zinciri kırabilmek için epey çalışacaktır. Ancak yapılan muhalefet söylemleri bazen o kadar yanlışlarla dolu oluyor ki, bunu seçim arefesinde yapmanın hataları daha da büyüteceğini tahmin etmeleri zor olmasa gerek...

Partiler ve partililer arasında bağların kopmaması için yapılanlar hep siyasetten geçiyor. Ama yapılan siyasetlerin içeriğinde farklı şekillenen söylemler çok önemlidir. Bu söylemler halkı etkileyen sözler oluyor. Bunu başarabilen ve bunu yapabilen bir siyasi parti lideri, seçimler için belirlenen stratejiyi lehine çevirirse oy potansiyeli müthiş yükselecektir.

Siz bakmayın bugün partilerin esip savurduklarına. Yarın atak yapabilmek için büyük planlar düşüneceklerdir. Öbür gün ise bu planları uygulamaya geçirebilmek için yeni hedefler belirleyeceklerdir. Bu planlar arasında bugün en önemli olanlar Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Bu bölgeler üzerinde yapılan planlar partilerin ömrüyle eşdeğer duruma gelmiştir.

Neden mi?
Bir parti, “Biz buralara hep geliyoruz. İlk seçim tarihinden itibaren bugüne kadar buralardan hiç ayrılmadık. Doğu’daki vatandaşım bizim için neyse, Batı’daki vatandaşımız da bizim için aynıdır. Asla aralarında bir seçim yapmadık. Yapmayız da...” derken, diğer parti(ler), “Sen daha siyasi parti olarak piyasada yokken biz buralardaydık. Bizim yaptığımız politikaları asla inkâr edecek biri çıkamaz. Olamaz da. Ama sizler buralara gelmekle siyaset yaptığınızı
sanıyorsanız, aldanıyorsunuz...” çıkışını yapmaktadır.

Peki bundan halk etkileniyor mu?
Hayır.

Peki halk bundan bir şey kazanıyor mu?
Hayır.
Peki halk bundan doğru dürüst siyaset çıkarıyor mu?
Hayır.

Daha halk neden etkileniyor farkında değiller. Halkın etkilendiği en önemli şey, ekonomidir. Ekonomiyi rayına oturtabilen bir parti, mutlaka oylarını daha da artıracaktır. Bu bir gerçek. Örneğin Demokrat Parti. Bu partinin geçmiş zamandaki kuruluş çalışmaları bazı hatalarla sonuçlanmıştı. Dönemin DYP lideri Mehmet Ağar ile ANAP lideri Erkan Mumcu, birleşme kararı alarak Demokrat Parti’yi kurup oylarını artırarak iktidarı kazanacaklardı. Bu ortak hareket partilileri büyük umutlara yöneltmişti.

Peki sonra ne oldu dersiniz?
Hiçbir şey. Erkan Mumcu birleşme kararından vazgeçti. Hem de Demokrat Parti kurultayının gerçekleştiği sırada. Tabii haliyle parti liderlerinin açıklamaları yine partisel düşüncelerin ön plana çıkmasıyla birleşme kararı boğuntuya getirildi. Ve unutuldu gitti. Bugün Demokrat Parti’nin siyasi duruşu ne zaman açıklamalarla halka yansıtılmaya çalışılsa, geçmişteki hatalar zincirinin hatırlanmamasını garantileyemezler. Bugünkü liderleri bu olumsuz gelişmeleri
unutturarak siyasete renk katmaya çalışacaktır. Umarız başarır. Aynı şekilde bundan birkaç hafta önce Tansu Çiller için “Demokrat Parti’nin başına gelsin. Biz Çiller’i istiyoruz” diyerek slogan atan Demokrat Partililer, seçime gideceği lideri belirlediklerini göstermişti. O esnada Hüsamettin Cindoruk da, “...Slogan atmanıza gerek yok. Ben kabul ediyorum. Adını zikrettiğiniz şahıs partinin başına geçsin. Ben de bunu destekliyorum...” diyerek siyasi duruşunu sergilemişti.

Sonra ne mi oldu?
Çiller kabul etmedi. Demokrat Parti’nin başına Namık Kemal Zeybek geçmiş ve seçim programının detaylarını belirleyerek partiyi sırtlamıştır.
AKP ise, gündemdeki konuları halka çok iyi anlatabilmek için uğraşmış, kendilerine yol hedefini belirlemiştir. Bu çalışmalarına konuyu hiç yorulmadan ulaşabilmek için de muhalefetin çalışmalarını kendine baz olarak almıştır.

MHP de, hükümetin politikalarının bittiğini, artık bu hükümetin değişmesi gerektiğini sürekli vurgulayarak sempatizanlarına açıklamış ve seçim çalışmalarının programını bu detaylar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Aynı şekilde ekonominin iflas ettiğini söylerken, iç borcun çok büyük boyutlara ulaştığını ve bunun getirisinin de olmadığı için halkın fakirlikle karşı karşıya geldiğini vurgulamıştır. Tabii buralardan hareketle MHP`de, halktan yüksek oranda oy alabilmek
için heyecanlarını dışa vurmaya başlamışlardır.

Hal böyleyken CHP, seçim programının detaylarını yavaş yavaş oluşturuyordu. Ama bünyesindeki bazı isimlerin verdikleri demeçler partiyi zor durumda bırakmıştı. Kılıçdaroğlu bunların olmaması gerektiğini vurgularken yine de bünyesinden çıkan seslerin takipçisi olduğunu, onları sahiplenerek yalnız bırakmama kararı aldıklarını her vesileyle ifade ediyordu.

Siyasi partiler seçime hazırlanırken aklımıza yine bir konu takılıveriyordu. O`da “ittifak” anlaşmalarıydı. Eski dönemlerde aynı kanattan olan kardeş partiler ittifak anlaşmaları yaparak bölgelerde güç birliği oluşturmak istemişlerdi. Ama halka yönelik yapılan siyaset bu yönden hatalar içeriyordu. Stresi artırıyordu.

Neden mi?
Çünkü halk bir partiyi kafasında belirlemişse ve o parti de o bölgede adaylarını göstermeyip diğer partiyle ittifak anlaşması yapmışsa, bu; büyük bir kayıptır. O yörenin halkı seçimde belirlediği partili ismi göremeyip de ittifak anlaşmasıyla diğer partiliyi karşısında görürse, bu politika olamazdı. Daha doğrusu tam da burada şunu düşünmek gerekiyor: O bölgede oy kullanacak olan kişiler, partilerindeki ismi kafalarında belirleyerek oylarını kullanamıyorlar. İttifak ile karşılarına çıkacak olan diğer parti isimlerinin karşısında adeta şoke oluyorlar. Daha doğrusu oy kullanma hakkını ellerinden almış oluyorlar.

Ama partiler normal seçim bölgelerine “ittiakla değil” de, kendi adaylarıyla gitseler, oyları kullanacak olan kişilere karşı güzel hareket yapmış olmazlar mı?

İşte bu, seçmenlere karşı yapılması gerekendir. Peki her ittifak sağlıklı olur mu? Olmayabilir. İttifak edilen parti o bölgede iyi oy alırsa ve diğer
parti de bu oylamanın gerisinde kalırsa, bu neye yarar?

Hiçbir şeye.
Bu seferki seçimin hareketli geçeceğini söyleyebiliriz.

 Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com