Amerikali Turk

Yazarlar

Çağdaşlaşmak ‘Kadın Hakları’na saygıyla başlar

March 08, 2011 1:25 PM

okkes agaogluHİÇBİR şey onlarsız olmaz ve onlarsız düşünülemez. Bir aileyi kurarken bile onların “Evet”ine muhtacız. Aynı şekilde erkek tarafının da “Evet” demesi önemli tabii ki. Ama önemli olan da kadının “Evet” demesiyle son noktaya ulaşılabilmesi.

Bu bir gerçek.
Ayrıca nikâh masasında dahi “Evet”lerin “Hayır”a dönüşmemesi için büyük çaba sarf eden bireyler, girişimleriyle çekirdek aileyi oluşturmak istemekte. Ama bunu yaparken de kadına olan saygı ve sevginin belirtisi olarak evlilik cüzdanı bayana verilerek bir nevi
centilmenlik anlaşması imzalanmakta. Ama gelin görün ki evlilik öncesi beklentilerle evliliği coşturacak hayallerin hiçbiri, nikah masasında atılan imzadan sonra gerçekleşmiyor maalesef. Gerçekleştirenler, kendi aralarındaki sorunları evlilik öncesi kabullenip birbirlerinin davranışlarını çok iyi algılayabilen eşler oluyor. Yani mutlu ve neşeli olmak biraz da
şansa kalabiliyor. En azından bu mutluluk çerçevesini böyle düşünenlerimiz çoğunlukta.

Peki kadına baskı ve eziyet etmek nereden çıkıyor?
Bunun temelinde anlaşamamak var ama o uyuşmazlık sonrası devreye kas  kuvveti giriyor. Bu yola başvuran kas erkek, sonucu eziyette arıyor ve cevabı da karşıdan bekliyor. Oysa bunun cevabını kendisinde araması gerekiyor.
Arasa bulacak, ama aramıyor.
Bunun cevabı nedir biliyor musunuz?
Tabii ki eğitim.
Kendini yetiştirme.
Toplum içinde ve uluslararası arenada gelişen olaylardan birşeyler alabilme.
Bunları başaramayan çiftler, ne kadar, “Ben mutluluğu arıyorum. Eşimle olan anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak için elimden geleni yapacağım” dese de, çoğu evli çiftlerde bu, böyle olmuyor.

Örneğin bir çift, etrafa ne kadar gülücük dağıtsa yine de evlerinde bir sorun mutlaka vardır. Evli çiftten oluşan kadının veya erkeğin, “Ben evimde çok mutluyum. Hatta ve hatta eşimle ve çocuklarımla hiçbir sorunum yok...” dese de, buna inanmak çok zordur. En azından bunu
söyleyen kendini kandırmış olur.
Ama ilerleyen yıllar onlara neler getirecek?
İlerleyen yıllar onlara ne gibi sürprizler hazırlayacak?
İlerleyen yıllar gizliliklerinin ne kadarını çıkaracak?
Bunların hepsine verilecek cevap, sabırla geçen yıllara bağlı olacaktır.

KADINLAR GÜNÜ’NÜN TARİHÇESİ

Bugünün önemi ansiklopedik satırlarda şöyle sıralanmıştır: 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı.  Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi.
İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı. 26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İşte bu gelişmelerden sonra dünyada bugün önemle kutlanmaya başlandı.
“Peki Türkiye’de kadınlara karşı ne gibi baskı uygulamaları yapılıyor?” derseniz, buna verilecek cevabı örneklerle çoğaltmak mümkün. Biz yine kısa kısa anlatmaya gayret edelim.
En basitinden bir düşünce dahi kadını ikinci plana itmektedir.
Nasıl mı?
Örneğin, diyelim evli bir çiftin çocuğu olacak. Doğum büyük bir heyecanla bekleniyor. Tam bu sırada erkeğe mikrofon uzatılsa ve ona, “Eşiniz doğumda. Kızınız mı olmasını istersiniz, yoksa erkek mi?” diye bir soru sorulsa, mutlaka (yüzde 99’u) “Erkek” diyecektir.
Ayrıca...
Ayrılmış eşlerin (özellikle erkeğin), boşanmış olduğu halde eşini öldürmesi bu ülkede yaşanıyor. Yazılı ve görsel basında bunları daha 2 gün önce duyduk, gördük ve üzüldük. İş bununla da kalmıyor. Topluma mal olmuş ünlü kişilerin de evlilik hayatlarında şiddet olayları çığ gibi büyümekte.

“Kadına şiddet neden oluyor?” sorusuna verilecek en güzel iki cevap vardır:
1– Eğitim ve 2– Ekonomi.
Eğitimde halâ bir türlü çağdaşlaşmayı yakalayamayan Türkiye, töresel alışkanlıklarından vazgeçemeyen birkaç kişilik topluluk tarafından kadına şiddet zalimce ve zulümce uygulanmaktadır. Örneğin Mersin’de işlenen bir töre cinayeti vardı. O vahşice işlenen cinayette bile, cahilliğe kurban giden zavallı kadının cenazesini yine kadınlar taşıdı. Bu, öylesine bir cinayetti ki, ölen kişinin cenazesini ailesi bile almazken, mahalle muhtarı ve komşuları tarafından morgdan alındı ve son yolculuğuna uğurlandı.

Bu konuya bir de başka yönden bakacak olursak, İslam ülkelerinin çoğunda kadınlar gününe hiçbir zaman yer verilmemiştir (Türkiye hariç.) Arap aleminde bir ayrım söz konusu bile olamaz. Kadın her zaman ikinci sınıf vatandaş olarak görülür buralarda ama onlarsız da bir şey düşünemezler.

Peki bizim siyasi partilerimize ne demeli?
Hangi partimizde kadına daha çok görev verilmekte?
Türkiye genelinde görev yapan siyasi partilerimizin il başkanlıklarında kaç kadın il başkanı olarak görev yapmaktadır? Buna, “Çok kadına yer verdik. Bizim partimizde epey kadın görev
yapmaktadır” diyebilen çıkamaz. Bugün bir, bilemediniz iki kadın il başkanlıklarında ve siyasi parti bünyesinde görev almışsa, o parti bunu çok büyük bir başarı olarak yorumlamamalı. Aksine, “Neden bu kadar az? Niçin bu sayıyı artırarak fazla kadına partide görev verilmiyor?” diye özeleştiri yapmalıdır. Bu konuda siyasi partilerimize çok büyük görevler düşmektedir.
Kadına olan şiddet olayı denilince kırsal kesimler akla gelmesin. Buna şehirleşmiş büyük metropolleri de katmalıyız. Bilinçli süper güçlü ülkeleri de...

Mesela Avrupa’da kadına şiddet neredeyse meslek haline gelmiş. Kadına karşı öylesine tehditler savruluyor ki, buna hayretle bakıyoruz.

Peki Amerika’ya ne demeli?..
ABD'de her 90 saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Buna bir de tehdit ve hakaretleri eklerseniz, “Süper Güç” kelimesini almasına rağmen, kadınları nasıl koruyamadığını görürsünüz. Amerika'da kadına yönelik şiddete karşı verdiği mücadelelerle tanınan NNEDV Programı Müdürü Rene Renick de, kadın örgütlerini 'Tek Bir Ses Oluştururken' adlı 19-22
Mart 2012 tarihleri arasında Washington'da yapılması beklenen 2. Dünya Kadın Sığınakları Konferansı'na çağırdığını unutmayalım.
Aynı şekilde Irak'ta nisan 2003'ten bu yana savaş sırasında ve sonrasında, en az 400 kadının tecavüze uğradığı İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporlarında yer alıyor.
Türkiye’de kadına karşı şiddetin önüne geçilmesi için yasal yollar artırılıyor. Kadına tehdit gelirse anında koruma devreye girecek. Ama yine de bunun yeterli olmayacağı, her kadının, “Artık haklarım benimsendi. Ülkem bana ve haklarıma sahip çıktı. Çok mutluyum”
ifadelerini yüksek sesle söylemesi halinde, mutlu olacaktır.

Kadın hakları, kadınların haklarının yasal açıdan sağlam zeminlerde
yaşamasıyla mümkün olur.

Kadınlar Günü kutlu olsun.

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com