Amerikali Turk

Yazarlar

Alım gücünün alabildiği emlak var ama alamayan da...

March 10, 2011 1:26 PM

okkes agaogluHANGİ ülke olursa olsun, toplu konut projelerinde oldukça sıkıntılı günler yaşamıştır. Hatta emlak piyasasında öyle bir sıkıntılar çekmiştir ki, her defasında bankaların orantısız faiz oranlarıylakarşı karşıya kalmış ve epey güçlükler görülmüştür.
Bunu başarmak için pek çok lider, ekibiyle bilikte bu işe soyunmuş ve başarı oranını bir türlü yakalayamamıştır. Örneğin rahmetli Ecevit, Köy-Koop projesiyle kırsal kesimde yaşayan insanlarımızı hem ev sahibi yapabilmek ve hem de medeni ve güzel bir evde yaşamanın keyfine ulaştırmak istiyordu.
Peki ne oldu?
Olmadı.
Deprem ve bazı ekonomik sıkıntılar Ecevit ve hükümetine Köy-Koop projesini gerçekleştirmeye pek de fırsat vermedi. Akabinde ekonominin olumsuz gidişatı yönetimi de zora soktuğundan dolayı, işsizlik ve geçim darboğazı içinde kıvranan halkın tepkisi hükümete yönelik eleştirileri ön plana çıkarmıştı.
Sonuç mu?
Tabii ki koalisyon hükümetinin dağılışı, ekonomi dünyasına damgasını vurdu. Türkiye yeni bir seçim trafiğine girerek yolunu bir kez daha şansa bırakarak sandık başına  gitti.

İşte tam da burada halkın düşündüğü bir tek konu vardı: Ev sahibi olabilmek ve güzel bir işe girip emekli olabilmek. Bu düşünceler içinde yoğrulan Türk halkı, bir türlü mutlu sonu bulamamanın ezikliği içinde hayatını idame etmektedir.

Yapılan genel seçimde yeni bir hükümetle yola çıkan Türkiye ve onun halkı, yeni bir ev kredisi sistemiyle kendine ev alabilmenin mutluluğunu yakalamıştır. Yakalayanlar da bir gelirinin yanında 1 veya 2 gelirinin oluşuyla mutlu sona ulaşıyor.
Evet ama bu ucuz mu olmaktadır?
Hayır. Bilakis pahalı olmaktadır.
Nasıl mı?
En azından bugün ev almaya çalışan bir vatandaş, peşinat ve aylık ödemelerinin yüksek oluşuyla şaşkına dönmüş ve yeni kredi olanaklarıyla ev alabilme şansını yedi, bilemediniz 10  yıla yaymıştır.

Diyelim 10 yıla yayılmış bir ödeme seçeneğiyle bir vatandaşımız ev alıyor. Bu evin aylık ödemesi nerden bakarsanız bakın bin 750 lira bunu 10 yıla yaydığınız zaman ortaya uzun zaman çıkmaktadır. Bu şartlarda ev alan bir vatandaşın hayatı mutlaka normal yaşam koşullarıyla eşdeğer olmalıdır. Ama bunun yanında bu şartlarda ev
alabilen vatandaş azınlıktadır.

Bu azınlık, güzel bir ev alabilmek için gerçekten de çok uzun yıllar çalışmak zorundadır. Eğer ki aileden biri kendisine herhangi bir ek gelir getiremiyorsa, bu ev alabilme hayali yok olacaktır.

UZUN VADELİ ALINAN EVLER

Diyelim bir ev alınıyor. Bu evin taksitlendirilmesi uzun vadeye bölündüğü için, borç da yıllar sonra bitiyor. Bu uzun yıllar borçla geçeceği için bir nevi kirada kalır gibi yıllarca bu evi alabilmek için her ay para veriliyor. Bir defa burada bir soru işareti oluşuyor
insanın aklında, bu bir.
İkincisi ise, bir kira bugün normal olarak 500 veya 600 TL civarındayken, 10 sene taksitlere bölünmüş bir eve verilen bin 750 lirayı düşünün. her ay verdiğiniz para kiranın 3 katı kadar. Bu üç katı parayı aylara böldüğünüzde de ortaya, borca girdiğiniz vadeyi üçe katlayacaktır. O halde, bin 750 lira olarak ödediğiniz 10 yılık evin
parası kaç aya uzamış oluyor, varın onu da siz tahmin edin.

BU EVLERİN YIPRANMASI

Modern şehirlerde yapılan binaların ömürleri yüzyıllara varmıyor. Uzun yıllar maalesef ayakta kalmıyor. Hangi binaya baksanız bir eskime sözkonusu. Çok modern olarak yapılan binaların ömürleri yüzyıllarca sürmüyor.
Bu neyi gösterir?
Kısa vadede planlanan yapılaşmayı.
Gelelim esas bundan sonrasına: O bina uzun yıllara dayanamayacak durumdayken... Uzun vadeli borçlarla ödemeler dengesi kurularak o binada oturulurken... Borcun bittiğinde binanın da buna mukabil yıpranması gözlemlenirken... Bu kez evin borcunu bitirenden ne istenecek biliyor musunuz?
Yönetici şunu diyecek: "Bina sakinleri, binamızın yıpranmış görüntüsünü ve eskimesini gözönüne alarak restorasyonu için şu kadar para ödenmesini önemle rica ederiz."
Peki uzun vadeyle yüksek ödeme yaparak aldığınız evinizi (hem de yüksek ödemeyle kira öder gibi) ayakta durabilmesi için tekrar ödeme yaparak restorasyona yardımcı olursanız, nerede kaldı uzun vadeli ev sahibi olabilmenin avantajı? Kısa ömürlü geçen insanın hayatı kısa ödeme takvimiyle evini alabilmeli -Ki, gerçek yaşamayı gençliğinde görebilsin. Yoksa uzun vadeyle kısa dönem arasındaki uçurumu, insan biraz düşününce daha iyi anlamış oluyor.
Ayrıca..
Çok önemli bir husus daha var: Uzun taksitlerle aldığınız evinizin son ödemesinden sonra, o tarihte yapılan evlerin değerleriyle sizin ödediğiniz paranın değer fiyatı aynı mı olacak?
Tabii ki hayır.
O halde...
Evinizi satarak, hiç üstüne koymadan başka yeni bir evi almaya kalkabilecek misiniz?
Yani uzun yıllar ödeyerek yüksek paraya denk gelen evinizi uzun yıllar sonra o yüksek fiyata satabilecek misiniz?
İşte esas sorun burada.
Bugün alınan evlerin hepsi bugün avantajlı görünüyor. Ama ilerki yıllarda bu avantajın getirisi olacak mı? Yapılan siteler kısa vadeli dönemler için iyidir. Ama uzun vadeli
dönemler için düşündürücüdür.
Neden mi?
Bir memur, bir emekli, bir dul ve yetim, hatta ve hatta çalışan bir kamu ve özel sektör işçisi, kısa vadeli bir evin borcuna girerek ev sahibi olabilir mi?

Bu imkansız. Bugünkü normal işçinin maaşı bin 100 lira kadar. Hadi diyelim bin 500 olsun -Ki, bu maaşı alan çok istisnadır. Bu maaşla yaşamaya tutunan bir aile nasıl olacak da peşinat verecek ve uzun vadeli bir evi alabilmek için borç takvimini kabul edebilecek?
Bunu düşünmek bile çok zor. Ya bir de bu ailenin hiçbir geliri yoksa... Dört kişilik bir aileyse... O ailede çocuklar okul gidiyorsa... Babadan para yiyorlarsa... Nasıl olacak da bu aile böyle bir evin sahibi olabilecek?

Bu konuya bu kadar dalmışken, bundan sıyrılmanın ve ev psikolojisinin albenisinden kurtulmanın en güzel yanı, iyi bir maaaş ve baba evinde oturmaktır. Bu geliri elde edebilen bir aile, genç, bekar veya yaşlı, ne olursa olsun ne evi düşünecektir... Ne de bir araba almayı.
Evet...
Hayat şartlarında standartlar düşünüldüğü zaman yaşamsal katkıların aileyi hangi dereceye ulaştıracağı da meçhulken... Uzun vadeli bir borca girerek ev sahibi olabilmenin lüks kılacağı aileler mutlu azınlık olarak görülürken... Yeni ekonomik hedeflerin bu planlar çerçevesinde düşünülmesi ve hazırlanması zorunlu kılınmalıdır.
Türkiye, ekonomik açıdan çıtayı yükseltirken vergiler ve işsizlik ile mücadelede de başarılı olursa,  yıllarca peşinden koştuğumuz Avrupa Birliği, bu kez bizim peşimizden koşacaktır. Bu bir gerçek. İşte o zaman Le Pen'e de, Sarkozy'e de ve Alman Markel'e de verilecek en güzel cevap buradan başlayacaktır.

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com