Amerikali Turk

Yazarlar

Deprem Öç Almıyor, İnsanoğlu Doğayı Anlamıyor... (1)

March 14, 2011 12:35 PM

okkes agaogluSON Japonya depremi, dünyada dengeleri yerinden oynattı. Hemen bütün
ülkeler, bu depremin şiddetinden öylesine korktu ki, adeta içinde yaşamış gibi hissetti kendilerini. Düşünebiliyor musunuz, 600 atom bombası büyüklüğünde bir enerjinin gücüne sahip olduğunu?..

Bu kadar büyük bir gücün doğal olarak nasıl yıkıcı olduğunu varın siz
tahmin edin. Daha doğrusu bu enerji boşalımı insanoğlundan intikam almak için değil, doğada vazifesini yaptığı için de diyebiliriz.

Depremlerde insanlar mutlaka buna bir sebep aramış ve durmuşlardır. Ve
hemencecik de çareyi şu sözlerde bulmuşlardır: "Allah sapıtmış insanlardan intikam alıyor. Onlara doğanın şamarıyla ders veriyor..."
Hiç böyle saçma sapan şey olur mu?
Bir defa bu olay, bir doğa hareketi olduğu kadar, böylesine yıkıcı bir depremin yaşamsal alanları nasıl bu kadar daraltacağı da elbette bilinemezdi. Ama ne olursa olsun depreme karşı hazırlıklı olmanın hep bilinciyle geçti günler. Bunun yanında hemen hemen her gün yapılan
sempozyumlar, oturumlar ve söyleşiler, deprem uzmanlarının tecrübeleriyle doldu taştı. Üstelik, deprem konusunda bilimsel ve araştırıcı yardım istenen ülke de Japonya oluyordu. Onların yeraltı fizik çalışmaları öylesine üstündü ki, en küçük bir ses ve tıkırtıya karşı duyarlı bir sistemleri vardı. Fakat yine de kendi ülkelerindeki böylesine bir doğal darbeyi önceden belirleyebilecek bir üstünlüğe sahip değillerdi. Eğer sahip olmuş olsalardı, bugün bu büyük afet karşısında hazırlıklı olup böylesine acı yaşamazlardı.

İNSANDAN ÖÇ ALMA OLAYI

İnsanoğlunun hazırlıklı olup olmama olayı ne zaman aklımıza gelse, ilk düşündüğümüz şey, Allah'ın biz insanları cezalandırdığı düşüncesi ağır basıyordu...

Bunu düşünenler sadece ve sadece iyiniyet belirtisi olarak düşündüklerini dışarı vurmak oluyordu. Denilen şuydu: "Allah insanları deniyor. Kötü kavimler, kötü insanlar ve kötülükler hangi ülkede yapılıyorsa yüce Allah orayı depremle ya yerle bir ediyor, ya da cezalandırıyor..."

İlk akla gelen bu olduktan sonra insanlar, dini vecibelerini de ön plana çıkararak kendini adeta ruhsal temizliğe doğru itiyordu. Yani kendilerini aldatıyorlardı.

Bunu böyle düşünmek bilgisizlikten kaynaklanır. Ama asıl olan da bu değildir. Böyle düşünenlere de şu soruyu sormadan geçmeyeceğiz: "Binlerce yıl önce, veya yüzlerce yıl önce o bölgede insanlar yaşamazken yine deprem vardı. Ve doğanın dengesi ve kuralları aynen ve harfiyen işliyordu. Nasıl ki insanoğlu o bölgeye yerleşmek için geldi, işte o günden sonra bu bölge büyük bir şehirleşme sistemine girdi.

Fakat o bölgede yıllar önce devam eden depremler bugün de devam ediyor. İnsanoğlunun olmadığı zamanda bile meydana gelen depremde Allah kimi cezalandırmış oluyordu?
Tabii ki kimseyi.
O halde...
Bunu böyle düşünmek ve cezalandırma olayına kanmadan sadece insanın
kendi kendine ölüm olaylarını üstlenerek "Ben nerede hata yaptım?" diye düşünmesi gerekir.

Japonya depreminde ölenler arasında kadınlar, çocuklar, anneler, babalar ve büyükler de var. Allah bu masum insanları neden öldürsün ki?.. İnsanlar hatalı şehirleşmelerle kendilerinin sonunu hazırlamaktalar.
Yanlış düşünceler, yanlış fikirler, yanlış inanışlar insanı kendini
kandırmasından öteye gitmez. Bunun için insanlar artık bu tür doğa afetlerinde teknik bilgiye sahip olduğu kadar, ölümlü riskleri de gözönünde bulundurarak kendini koruması gerekir. Ama bu yapılmıyor.
Hatta ve hatta yapılmak dahi istenmiyor.
Neden?
Nedeni, insanlar hep kolaya kaçar. Nerede basit bir durum görse orayı kendine göre istihdam eder ve hazıra konar. Sonra da büyük bir afet yaşandığında dünya milletleri kenetlenerek imece usulü yardıma koşar.

TÜRKİYE'NİN KABUSU DÖNER Mİ?

Bugün Japonya depreminde Türk halkı korku içinde nefesini tutarak izledi. Korkunun sebebi, Gölcük depremi ve diğerleriydi. Türkiye bu depremde çok büyük yaralar aldı. Hükümet olarak alınan ekonomik önlemler dahi bazı konularda yeterli olamadı. Bugüne kadar devam eden bazı sıkıntılar da olmadı değil. Ama bunun yanında olması gerekenler de bir türlü hayata geçirilemedi.
Nasıl geçirilirsin ki?..
Bir defa insanların oturduğu haneler tek tek elden geçirilerek sağlamlaştırılmalıydı. Bu nasıl yapılacaktı derseniz... Tabii ki üniversitelerin ve bilim adamlarının binaları tek tek inceleyerek oturulur veya oturulmaz raporu vererek insanlığa hizmetiyle olacaktı.
Peki oldu mu?
Hayır. Hiç olmadı.
Bazı yerlerde ve semtlerde bunlar yapılabildi. Ama büyük çoğunluğu bu
konuda şikayetler ve isteklerle gündemde kalmaya devam etti.

Binaların çürük raporlanması ve bazı semtlerin depreme karşı çok riskli oluşunu uzmanlar basına açıklamalarla üstünden geçerek anlatıyordu. Deprem uzmanlarımızın binalar konusunda şu sözlerini daha dün gibi çok iyi hatırlarız: "Depremden sonra çürük raporları alan semtlerimizin yanından geçerken 'Bu insanlar çok zor durumda kalacak'  diye üzülüyorum. Ama imkanlar olmadığı için bu insanlara bunu açıklayamayız."
Evet, bunu açıklayan deprem uzmanımız bu konuda haklıydı. Çünkü söz konusu olan evler binlerceydi. Ancak çok büyük bir zaman dilimiyle oturulan evler iyileştirilecek ve oturulur hale gelerek çürük raporlar gündemden düşecekti. İşte Türkiye'nin riskli bölgeleri için gelişen ve gelişmekte olan detayları böyle oluşmuştu.

Japonya depremi Türk halkı için o kadar önemlidir ki, orada çekilen acılar ve koşullar, bize hiç de yabancı değildir. Deprem bölgesi üzerinde yaşayan Türkler, ne olursa olsun cesur insanlardır. Binalar çürük de olsa, sağlam da olsa, asla kimse evinden ayrılmamaktadır.
Yetkililerin, etkilerini kullanarak, "Hayır... Bu bina size göre değil. Buradan derhal çıkmanız lazım. Yoksa Allah korusun eviniz yıkılır ve sizler de canınızdan olursunuz..." uyarılarını yaptıkları halde vatandaşların evlerinden ayrılmamaları herkesi üzmektedir.
Bugün artık bu gelişmeyi bilinçli bir şekilde yapabilmenin araştırması yapılmalıdır. Yok eğer maddi boyut ve şartların oturmayı zaruri kıldığı hallerde eleştiriler oluşturulursa... Bunun yeri ve zamanı artık yoktur.
Hükümetin TOKİ evleriyle sağlam zeminlere doğru adım atarken, belediyelerimizin ve bilim adamlarımızın bugünden tezi yok binaları ve
yapılaşmalardan ibaret olan diğer inşaatları denetlemelidir.

Halkımız bilmediği teknik konularla yalnız bırakılarak binalarına terk edilmemelidir. Yetkililer, can alıcı bu konuda halkımıza yardımcı olmalıdır. Eğer bugünkü Japonya yaşanmak istenmiyorsa -Ki, elbette istenmiyor- bir an önce önlemler alınmalıdır. Daha doğrusu deprem uzmanlarımızın önerileri ve yapılması gerekenler için sundukları her türlü plan ve projenin altına imza atılarak insanın can güvenliği ön plana çıkarılmalıdır.

Bugün Japonya depremi çok büyük yaralar aldı. Atom bombasından yeni
yeni sıyrılmışken bu kez doğanın meydana getirdiği bu felaketten kurtulmak bir o kadar da zor olacak. Çünkü, hani bir tabir vardır "taş taşın üstünde kalmadı" diye... Japonya depremi de böylesine bir felaket olmuştur. Görüldüğü üzere bilim olarak, teknik olarak dünyada çok büyük işler yapıp yerini hak ederek alan Japonya, doğa felaketinin yıkıcılığı karşısında çaresiz kalmıştır. Bunu, "Doğanın insanoğlundan öç alması"na değil, insanoğlunun doğayı anlamadığından yola çıkarak ve deprem uzmanlarını dinleyerek aşmak gerekiyor.  

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com