Amerikali Turk

Yazarlar

Politikacılarımız İstanbul depremini beklerken... (2)

March 15, 2011 12:17 PM

okkes agaogluBİLİMADAMLARI bugünlerde bilgilerini ve maharetlerini göstermek için harıl harıl çalışacaklar. Çalışıyorlar da. Kimisi, “Bu afetten kimse kendini kurtaramaz. Ama ne olursa olsun bir şey yapılmalı...” derken, bir diğer bilimadamı da konuya şu şekilde yaklaşıyordu: “Bu deprem İstanbul’da beklenen yıkıcı depremi tetiklemez. Aksine yanından dahi geçmez. Bu deprem Kuzey Amerika hattına daha yakındır. İstanbul ile hiç mi hiç alakası yoktur...”

Anladığımız kadarıyla deprem uzmanlarımız, konuyla ilgili olarak daha
evvelinden detaylı bilgiye sahip olmuşlar. Bu konuda onları kutlarız. Ama ne yazık ki, konu İstanbul depremi olarak tartışılmaya açılırken, bilimadamlarımız nedense birbirlerine karşı gelmek için yarış halindeler. Oysa İstanbul’da yaşayan vatandaşlar, bilimadamlarının sözlerine itibar ederek kendilerini depremden kurtarmak için bir yol arayışına girdiler bile...

İnsanlar bu arayışlar içinde sorularına cevap ararken...  İnşaat ve emlak piyasası da kendilerine yeni bir reklam sözü bulmuşlardı bile: “Depreme dayanıklı evler...”

Marmara depremi beklenirken, halihazırda bulunan ve tehlike arz eden binlerce ev ve bina, çaresizlik içinde yaşamlarını sürdüren ev sahiplerine hizmet etmeye devam ediyordu.
Nasıl etmesin ki!
Bir defa deprem olayında bu tür sakıncalı binalar hayati tehlike demektir. Bunu bertaraf etmenin en güzel yanı, vatandaşın bilinçlendirilmesiyle mümkün olacak.

EV ALANLARIN YAPMASI GEREKEN

Örneğin bir ev almak isteyen vatandaş, o binayı yapanın kimliğini çok iyi araştırmalıdır.
Mesela:
1– Arsanın bölge olarak seçimi doğru mu?..
2– Mimarın çizimleri iyi mi?..
3– Müteahhidin sağlamlığı nasıl?..
4– Temelin sağlamlığı var mı?..
5– Belediyenin ruhsat olayı araştırıldı mı?..
6 Sonradan başıma iş açılır mı?..
7– Deprem uzmanlarının bölgesel düşünürlüğü korkunç mu, yoksa değil mi?..
8– Alt yapı sağlam mı?..
9– Belediyeden habersiz kaçak yapılaşma var mı?..
10– Kullanılan kum ve demir kaliteli mi?..

Evet... Bu soruların cevapları insanoğlunu depremden kurtaran en temel
konulardır. Zaten bu soruların cevapları daha önceden ciddiye alınarak
bugüne gelinseydi, bugün kimse depremden korkmazdı.

Hal böyleyken, deprem uzmanlarımız bu soruların cevaplarını ararken, kendilerini eleştirilerin dozuna kaptırarak gerçek gündemde oluşan soruların cevaplarında hemfikir sağlayamıyorlar. Hem de haklı oldukları halde...

Fakat konu Türkiye’ye gelince değişik konular ve fikirler birbir sıralanıyor. Özellikle ürkütücü senaryolar insanı çok kötü etkiliyor.
Türkiye depremi ele alınınca ilk başta dünya depremleri arka arkaya sıralanıyor. Kobe depreminden çıkanlar bugün nasıl şehirleşerek kötü görüntüleri ve kötü günleri geride bıraktıkları tartışılarak konu üzerine konu açılıyor.

Mesela Marmara Denizi’nde tsunami olur mu?
Uzmanımız Yrd. Doç. Sinan Özeren, “Marmara Denizi’nde tsunami olur. Çınarcık çukurunun güneyinde küçük faylar var. Yanal değil de düşey atıllar var. Bir Fransız denizaltısıyla bu faylara dalış yaptık. Bu fayların civarında yuvarlanan kütleler gördük. Marmara’nın kuzey kenarlarında su altı heyelanlar olabilir. Çünkü 1509 yılındaki deprem, çok büyük bir depremdir. Dünyada ilk çalışmamız var. Marmara’nın dibinde çamur tabakaları alındı. İçindeki tane boyları değişkenlik gösteriyor. Bu demektir ki, bütün denizi etkileyen büyük bir salınım var” diyordu.

Diğer uzmanımız Prof. Dr. Celal Şengör de şu açıklamayı yapıyordu: “Tuzla’da güneye giden bir fay var. Bunlar küçük depremler. Yerin yapısı, yani surlardan itibaren gittiğinizde daha yumuşak kayalar var.

Batısında ise daha sağlam kayalar var. Doldurma yerler çok zarar görecek. Bu kesindir. Japonlar, Japonya’nın jeoloji haritasını yapmışlar. Çocukları oraya götürüp memleketlerini tanıtıyorlar.

Bilinçlendiriyorlar ve öğreterek eğitiyorlar. Bizim ise asla böyle bir yerimiz yok. Bırakın olmadığını, böyle bir çalışma ortamını hayal bile edemeyiz” açıklamasını yapıyor.
Bu açıklamalardan da şunu anlıyoruz ki, İstanbul’daki olası bir depremden sonra görülen zarar sadece depremin getirdikleri değil,  götürdükleri olacaktır. Yani, İstanbul tam bir finans merkezi haline gelmiştir. Dünyanın hiç bir yerinde böylesine hatalı yapılaşmayla ekonomik finans merkezi olmamıştır. Ama gelin görün ki İstanbul, bu yapıya o kadar alışmıştır ki, halâ da “İstanbul mutlaka finansın merkezi olmalıdır...” diyenlerimiz çoğunluktadır.

Eğer finans şehri depremle yer bir olursa, yönetsel bir şehrin yıkımından sonra o ülkenin kaderini varın siz düşünün.

AMERİKA’NIN ARADIĞI SORUNUN CEVABI

Bugün Amerikalılar, bir derin düşüncenin içine düşmüştür. O düşüncenin
temelinde depreme hazırlıklı olabilmenin ön çalışmaları yatmaktadır. O da şudur: Amerika, bilimsel çalışmalara haiz olan kişileri bu konuda eğiterek ülkenin sorunlarını bilen en iyi bürokratları yetiştirme taraftarı. Ve bu bürokratlar, siyasetçilere giderek, “Şu anda ülkenin durumu, jeolojik veya fiziki olarak bu açıklara cevap verememektedir.

Mutlaka şu konularda bunlar yapılırsa ülke yararına hareket etmiş olursunuz...” demelerini istiyor. Yani, bilimsel çalışmaların korkunçluğunu sıfır noktasına indirebilmek için siyasetçilerin bürokratlarla beraber çalışmaları gerekiyor. Siyasetçi olup da bilimsel bazı tehlikelerin ciddiyetini kavrayamayan insanlarımızın politikası ne derece sağlıklı olabilir?

Türkiye de bu soruna bir an önce el atmalıdır. Bilim adamlarımızın heyecanlı çalışmalarına cevap verebilmek için mutlaka laboratuvarlar yapılmalıdır. Ve bu konu sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin kaderini belirleyecektir.
Prof. Dr. Ahmet Ercan da bu konuya şu önemli açıklamaları yapmakla
yetinmiştir: “Muhtemel bir depremde İstanbul'daki yapıların yüzde 4'ü
göçecektir ve insanların yüzde 96'sı hafif yaralı ya da yaralı olarak,
sağ olarak çıkacaklardır. Buradaki çözüm, deprem yıkmadan bu konutları
bizim yıkıp, yerine yıkılmayacak konutları yapmaktır. Bunun hesabı
Türkiye ekonomisi için çok önemli. Eğer biz kötü yapılaşmaları mahalle
ölçeğinde yıkıp yerine toplu konutlar yaparsak. Bunun Türkiye'ye maliyeti 5 milyar dolardır. Eğer yapmazsak şu anda olacak bir depremin maliyeti 100 milyar dolardır. Bu Türkiye'nin bir köle ülke olmasına neden olur. Bu öneri Türkiye ekonomisinin kurtuluşu anlamına gelir. Bu olay 200 kalemi çalıştıracağı için işsizlik de son bulacaktır. Benim projem uygulanacak olursa İstanbul'da depremi kansız ve ölümsüz atlatabiliriz. Deprem İstanbul'un önünde ya büyük bir şans, ya büyük bir felakettir. Eğer bunu  apamayacaklarsa bana bıraksınlar ben 5 yılda yıkılmaz bir İstanbul'u teslim edeyim.”

Olası bir İstanbul depremi Türkiye’nin kaderi haline gelmiştir. Daha önce de açıkladığımız gibi, Türkiye’nin finans şehri haline getirilen İstanbul’un olası bir depremle ekonominin nasıl çökeceği gerçeği, büyük bir korku olarak siyasetçilerimizin düşüncelerini kemirmektedir.

Ama bir türlü harekete geçip de depreme karşı önlemler alarak hatayı ve riski en aza indirebilecek yasaları çıkaramıyorlar.

İstanbul depremi yıllardan beri bekleniyor. Beklerken hiç olmazsa bir şeyler yapabilmeli insan. Depremde hastaneler, sahra hastaneleri, dinlenme yerleri, büyük meydanlar, binaların krokileri ve taşıma yolları... Bunlar şimdiden belirlendi mi?

Bizim bu sorularımız cevap bulabilseydi... Binalar dayanıklı hale getirilseydi... Devletin uzay araştırıcıları konusunda gençler yetiştirilseydi... Bugünkü deprem beklentimiz bizi korkutmayacaktı. 

 Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com