Amerikali Turk

Yazarlar

Rum Kesimi Lideri KKTC’nin yatak odasına kadar girdi

March 17, 2011 9:46 PM

okkes agaogluSİYASET dünyasında her türlü şamatayı, espiriyi ve alınganlığı bazı yorumlarla cevaplayabilirsiniz. Ama son günlerde çıkan haberle ilgili eşanlamlı bir kelimeyi bulmak oldukça zor. İnsan bu konuda bayağı zorlanıyor.

Rum kesimi lideri Dimitris Hristofyas bakın ne diyor KKTC yönetimine: Kuzeyde nüfus sayımı yapılmalı.”
Hristofyas’ın bu sözüne verilecek cevap şu basit kelimeden ibarettir: “Sanane.” Ama adam Avrupa Birliği üyeliğine güveniyor. Nasıl güvenmesin ki!..

Zamanın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan yönetiminde adada eş zamanlı bir seçim aşanmıştı. O seçimde Avrupa Birliği üyeliği için “Evet” çıkma sözü alınmıştı adanın her iki yönetiminden. Eğer bu evet oyu çıkmazsa, karşılarında Avrupa Birliği’nin  ambargosuyla karşı karşıya kalınacaktı.
Ne oldu?
Seçim oldu.
Peki ya sonra ne oldu?
Ne olacak, KKTC’den kocaman bir “Evet” çıkmıştı. Rum kesiminden ise kocaman bir “Hayır.”  Ama ne tesadüfdür ki, Avrupa Birliği’nin aniden Hıristiyan yanlılığı tuttu ve “Evet” diyen KKTC tarafına cezalar yağdırmaya başladı.

Türk tarafı Avrupa Birliği’ne “Yahu biz evet dedik ve sizin istediğiniz oylamayı, yine sizin istediğiniz doğrultuda bitirmiş olduk. Neden halâ Türk tarafına bu kadar yükleniyorsunuz?..”

Bu soruya Avrupa Birliği’nin verdiği cevap aynen şu olmuştur: “Rum kesimi üyeliği hak etmiştir.”
Yani, Rum kesimi evet de dese, hayır da dese yine Rum kesimi için çalışacaklar. Ve bunu da hiç utanmadan kanıtlamış oldu Avrupa Birliği.
Peki nereye kadar?
Bugüne kadar.
Bugün neler oluyor?

Neler olmuyor ki. Baksanıza Rum kesimi liderine... Adam utanmadan “Adadaki Tükler çoğalmasın. Yani nüfus sayımı” yapılarak güya eşitlik dengesi kurulsunmuş... Ama böylesine bir politik anlayış ve buna pirim
vermek dünyanın neresinde görülmüştür ki?..

Daha doğrusu adam diyor ki: “KKTC de benden sorulmalı. Ben ne dersem o olmalı.”
Ne yani, sen şimdi Avrupa Birliği’ne üye oldun diye KKTC sana köle mi olacak? Böyle saçma sapan bir politika olur mu?

Böyle saçma sapan bir siyaset anlayışı olur mu? Bir defa Avrupa Birliği buna hemen itiraz etmeli. Çünkü Avrupa Birliği’nin temelinde insan hakları düşüncesi hakim kılınmış ve onun izinden gidilmeye çalışılmaktadır.

Ama gelin görün ki, Avrupa Birliği’ne de bu konuda güvenmek hata olur. Asla Rum kesimi liderine ne bir şey söylerler... Ne de onu incitirler... Hatta ve hatta, “Çok iyi yapmışsın Hristofyas.

Söylediklerinin arkasındayız. Avrupa Birliği olarak KKTC’ye böyle bir yaklaşım yaparak onları köşeye sıkıştırman harika bir buluştu. Seni kutlarız...” diye ödül de verirler.
Buna hiç mi hiç şaşmayalım.
Neden mi?

Yine eskiye dönecek olursak, Avrupa Birliği Parlamentosu’nda yapılan oylamayı hatırlayalım. Türkiye için “Evet” yazılı pankartları havaya kaldırdılar. Bu, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almanın koşulsuz bir
evet anlamını taşıyordu. Ama gelin görün ki o evet oylarından birkaç gün sonra, Avrupa Birliği Komiseri, “Birliğimiz yeni dayatmadan yana değildir. Hele sözde Ermeni meselesiyle Türkiye arasındaki konular
bizi ilgilendirmez. Biz işimize bakarız. Bizim işimiz ekonomidir.

Türkiye bu konuda hızlanmalı ve hemen hemen her konuda başlıklar açılmalı ve demokratikleşmeye doğru hızlı adımlarla ilerlemelidir. Biz de buna yardımcı olacağız” demişti.
Peki sonra ne oldu?

Ne olacak, her şey unutuldu gitti. Hatta ve hatta, Danimarka’na çıkan bazı çatlak sesler aynen şöyleydi: “Türkiye, bu meseleyi halletmeden asla Avrupa Birliği’ne giremez. Eğer girerse biz buna müsaade
edemeyiz.”

Hadi buyrun. Gelin de bu Avrupa Birliği’nin yorum dolu birikim kültürüne bu kelimeyi ekleyin bakalım. Adamların hiç bir sözüne güvenemezsiniz, güvenmemelisiniz de. Bakın bugün Fransız lider Sarkozy
her konuya sarkarak Türkiye’nin önünü hep tıkamaya çalışıyor. Buraya geldiğinde dahi, hiç çekinmeden, “Tavrımız belli” gibilerinden cümleler sarfederek Ankara’ya “Avrupa Birliği’ne giremezsiniz” imasını
belirtmeye çalışıyor.
Bundan sonra ne mi oluyor?

Tabii ki Güney Kıbrıs Rum kesimi, bu açıklamalardan öyle bir güç alıyor ki, Türkiye karşısında ahkâm keserek atıp tutuyor. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Ama karşısında Türkiye gibi iri ve diri bir ülkenin durduğunun farkında değil. Bunun farkındalığını ancak ve ancak Birleşmiş Milletler’de ve orada - burada görecek. Son kriz aşamasında dahi Yunanistan içine düştüğü o berbat ekonomiye karşılık Rum Kesiminin böylesine atıp tutması da, insana gülünç geliyor. Yunanistan krize yakalanmasa bile, Türkiye asla Kıbrıs’tan bir karış toprağını vermez.
Bunu çok iyi bilmekteler.

Hristofyas’ın derdi, “Nasıl etsem de Türkiye’yi savaşmadan masa başında yensem” telaşıdır.  Hatta ve hatta ne kadar ileri gitti ki, “Yeni devlette 4’e 1 modeli” üzerinde bastırmaya çalışmaktadır. Ayrıca
bu inadını Avrupa Birliği’ne de kabul ettirmek istiyor. Daha doğrusu o kesime birer mesaj niteliği oluşturmaktadır.

Adadaki son durum bundan ibaret değil tabii ki. Avrupa Birliği “limanlar açılsın” diye Türk tarafına baskısını artırmak istiyor.

Artırıyor da. Ama bunu yaparken de Rum Kesiminin sözde haklarını korumaya yönelik adımları atmaktan da hiç utanmıyorlar. Ne var ne yoksa, Rum Kesiminin olmayan haklarını ellerine vererek Türkiye’yi
köşeye sıkıştırmak. Bunun gayreti içinde olan Avrupa Birliği, her an Türkiye’nin karşısına yeni kartlarla çıkacağından hiç şüphe etmeyin.

Mülkiyet hakkı, vatandaşlık hakkı, toprak edinme hakkı her Türk Kesimi vatandaşı için önemli bir konudur ve hakkıdır. Adada artık o eski çirkef politikalarla Ankara’yı köşeye sıkıştırmalar geride kaldı.
Bugün bambaşka bir statü işleyecek. O statüde Kıbrıs Türk Kesiminin ağırlığı her konuda işlenecek ve hissedilecek. Ama gelin görün ki Hristofyas bunları ne istiyor, ne de rekabet ediyor. Onun bütün derdi,
Türk nüfusu.
Neden Türk nüfusu?

Adada denge değil, hükümranlığın Kıbrıs Rum Kesiminde olması. Bu beklentileri o kadar sırıtmıştır ki, ne politika seviyesi düşünülmüştür, ne de siyaset anlayışında değişimler yaşanmıştır. Rum Kesimi, Türkiye’yi hep işgalci göstererek diğer dünya ülkelerine “Hadi Ankara’ya diplomatik yönden saldırın”mesajını vermektedir. Bunu ellerinde koz bilen Avrupa Birliği’ne üye olan ülkeler de, sözde Ermeni meselesini ortaya atarak dikkatleri başka yöne çekip Türkiye’nin önünü tıkamaya çalışmıştır.

Bugün bundan güç alan Rum Kesimi lideri, bunda da mağlup olunca, hemen aklına bir cinlik gelmiştir. O da: “Türk Kesiminin nüfusu.”

Rum kesiminin yaptığı politika, politika değildir. Hele siyaset hiç değildir. Ama gelin görün ki bugünkü Hristofyas’ın kelimeleri, yarın veya öbürgün Birleşmiş Milletler’de ve Avrupa Birliği’nde seslendirilmezse, hiç şaşırmayın. Çünkü hepsi aynı ürünün malları.

Hepsi Avrupa Birliği kafasında gelişen tek bir dinin kulübü olarak hareket etmekte. Ama Türkiye, böylesine bir anlayışın ne peşindedir, ne de ayrımcılık yapmaktadır.

Ankara’nın politikası Adadaki gelişmelere yönelik Türkiye’yi de seslendirmektedir –Ki, Yunanistan’ın yaptığı gereksiz ve haksız çıkışlar gözler önüne serilmektedir.

Adada evcilik oynamak isteyen Hristofyas, bir nevi yaptığı nüfus teklifiyle KKTC’linin yatak odasına kadar girerek onlara nikah memurluğu yapmak istemektedir.

Ama bu kadarı da fazla artık.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com