Amerikali Turk

Yazarlar

Nükeler santraller geleceği tehlikeye sokar mı?..

March 20, 2011 3:05 PM

okkes agaogluJAPONYA depreminde meydana gelen o doğa üstü felaket asla hafızalardan silinmez. Silinmesine de imkan yok. Ama buradan alınacak çok derslerin
olması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle yapılaşmalardan... Şehirleşme merkezlerinden... Ve nükleer reaktörlerden...

Bugün masaya yatırılan tehlike, depremden de çok tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Öylesine bir tehlike ki, insanoğlunun DNA'sını bile kökten silebilecek bir güce sahip durumda.
"O nedir?" derseniz...
Elbette ki "Nükleer santraller..."
İnsanlar alelacele bulundukları yerden, evlerinden (tabii kalmışsa), semtlerinden kaçıyor. Eğer kalsalar ölecekler. Kalmasalar yaşayacaklar.

Ama ya gittikleri yere de bu tehlike giderse? Ne olursa olsun bunu düşünecek ne zamanları var, ne de kalacak dermanları... Tek düşündükleri şey, hayatta kalabilmek. Ve hayatı dolu dolu yaşayabilmek. Fakat Japonya'dan gelen haberler, onları köşelerine kıstırmış durumda... Hareket dahi edemeyecek bir duruma yavaş yavaş geliyorlar gibi...
"Nedir o?" derseniz...
Tabii ki nükleer santrallerin bıraktığı radyasyon tehlikesi. Bu öyle bir tehlike ki, toprağa ve insana deydiği anda yapışkan gibi bırakmayan bir bela. Hatta ve hatta insanların yaşamının sonunu belirleyen bir radyasyon.

İşte tam da burada insanın aklına bazı şeyler gelmiyor değil hani. Örneğin, Çernobil faciasında Türkiye bu tehlikeye en açık ülke konumundaydı. Zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanlarından Cahit Aral da, eline çayı alıp içerek, Çernobil'in Türk halkı için bir tehlike içermediğini söylemişti. Hatta ve hatta, bu bakanlık 14 Ağustos 1986 yılında bir mektup yollamıştı YÖK'e. Akabinde Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi'nin (TRGK) bir bilgisi olmadan radyasyon
yayınlarına müsaade edilmemesi için yasaklar getirilmişti. Tabii bu mektup tüm üniversitelere de gönderilmişti. Bilgileri olsun diye. İşin acı tarafı, o dönemde bir bakanımızın televizyona çıkarak "biraz radyasyon iyidir" demesi, insanı şok etmişti. Bunu bütün Türk halkı görmüş ve yaşamıştır. Ve sonrasında da Çernobil'in memleketimize ve insanlarımıza verdiği zararı hepimiz biliyoruz.

Buradan yola çıkarak nükleer tehditleri mutlaka gözönünde bulundurmalıyız. Eğer tehlikeyi düşünerek adım atmazsak, mutlaka bir yerde radyasyon tsunamisine yakalanıveririz. Bu da hiç iyi olmaz.
Bugün bakıyorsunuz Japonya'ya, başlarında büyük bir bela var. Hem deprem, hem tsunami ve hem de nükleer santrallerin yanması. Bu felaketlerin üçü de insanlık için tam bir tehlike içermektedir.

Japonya Başbakanı Naoto Kan'ın dahi son günlerde yaptığı mesajlar tehlikenin ne kadar büyük boyutlarda olduğunu gösteriyordu:
"Evlerinizden dışarı çıkmayın. Hatta gerekirse pencerelerinizi dahi açmayın."

Bu tehlikenin depremden daha tehlikeli olduğunu söylemeye gerek var mı?.. Bir tek Japonya'da olan tehlike, bugün bütün dünyayı stres haline
sokuverdi. Kimi bilimadamları, "Radyasyon toprağa girip delerse ve dünyanın öbür ucundan çıkarsa ne olacak?.." derken... Bir diğeri de, "Buna hiç gerek yok, zaten denizler radyasyon lağımı olacak ve böylelikle bütün dünyaya yayılmış olacak..." diyordu.

Yani her iki düşüncede de dünyanın karşılaştığı sorun çok büyük oluyor. Durum bu haldeyken Türkiye de nükleer santral kurma aşamasında
olduğunu açıklıyor.
Türkiye'de muhalefet partilerinden ve bazı çevrelerden gelen sesler, nükleer santrallerin kurulmaması yönündeydi. Bunlara cevaben Erdoğan, şu açıklamayı yapıyordu: "Bunda olumsuz bir netice doğabilir diye yatırımdan vazgeçmezsiniz veya vazçgeçemezsiniz. Yani deprem denilen olay olamaz diye bir şey yok. Ki bizim ülkemiz deprem kuşağı üzerindedir. Yaptığımız asma köprüler var, denizin altında geçen tüp geçitler var. Ama tüm yatırımlar depreme dayanıklı olarak yapılmıştır. Bir deprem en fazla 9 şiddetinde, 9,5 şiddetinde olabilir. Biz bunları depremlerin bu şiddetine dayanacak şekilde inşaa ediyoruz. Fakat öyle bir şiddette deprem olabilir ki bunu da aşar. O zaman yapmayalım mı diyeceğiz? Biz bütün tedbirleri alacağız, ama kabul edelim ki,
insanların da gücünün üstünde olaylar olabilir."

Erdoğan'ın bu konuşmasından nükleer santralın yapılmasına onay verilmiş izlenimi doğmuştur. Fakat gelin görün ki Japonya'da böylesine bir felaket yaşanırken Türkiye'nin bir nükleer santral yapımına karar vermesi insanı ürkütüyor.

Tabii ki teknolojik gelişmelere ayak uyduracağız. Ancak bu teknoloji insanlık adına tehlike yaratıyorsa insan bundan çekiniyor. Bakın Almanya'ya. Bazı santrallarını devre dışı bırakmak istiyor. Hatta bunun ön çalışmalarını da yapmaya başlamışlar. Bunları gazete haberlerinden okuyoruz.
Neden?
Japonya'daki yanan santralların tehlikeli boyutlara nasıl geldiğini ve insanlığın nasıl kaçacak yer aradığını gördüğü için. Çünkü gerçek anlamda nükleer santrallar teknoloji adına hizmeti veriyor ama herhangi bir felakette doğanın yapısını hemen değiştiriveriyor. Buna insanların da doğasını ekleyebiliriz.
Ama ne olursa olsun Rusya ile nükleer anlaşma kapıya dayandı galiba. Bakın Erdoğan'ın konuşmasından sonra Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, "Nükleer enerji konusunda meslektaşım son derece net şekilde ifade etti. Bütün teknolojiler bir risk ihtiva ediyor. Bu tehlikelerin ne kadar bertaraf edildiği önemli. Akkuyu'da gerçekleştirilecek olan ilk proje diğer nükleer santrallerden güvenlik seviyesi yönünden çok farklı bir santral olacak" sözünü veriyor.

SANTRALLER GEREKLİ AMA YA SONRASI?..

Ne olursa olsun nükleer santraller insanı ürkütüyor. Hele bugünkü yaşanan durum insanı oldukç rahatsız ediyor. Düşünebiliyor musunuz, nükleer santral kuracaksınız... Teknolojinin gerektirdiği tüm nimetlerden santral aracılığıyla yararlanacaksınız. Ama bir deprem, bir tsunami, bir adı bilinmeyen sürpriz felaketle karşılaştığınızda, "Bu santral çok güvenli. Biz büyük garantilerle bu santralimizi kurdurduk..." düşüncesi acaba bize yeterli olacak mı?..
Ya Ruslar tam güvenceyle santrali kurmazlarsa? Ya yeterli olmayan bazı teknolojileri de kuruluş aşamasında bizlere
yuttururlarsa?..
Ya, (Rusların düşen uçakları gibi) santralde de zamanla uygunsuz bazı gelişmeler olursa?.. İnsan bunları düşünmeden edemiyor. Evet Başbakanımız doğruyu söylüyor, ama tehlike olduğu zaman da bunun asla geri dönüşü olmuyor. Eğer olmuş olsaydı bugün Japonya dönerdi. Bakın Japonya Başbakanı Naoto Kan ne diyordu: "Sakın evden dışarı çıkmayın. Hatta ve hatta pencerelerinizi dahi açmayın..."

Yani, Japon halkı kendi topraklarında bir nevi açık cezaevinde yaşıyor gibiler. Bunlar yaşanan gerçekler. Bunların dışında insanı ürküten, bugünkü Japonya felaketinde radyasyonun Amerika'ya ulaşması tehlikesi... Bakarsın rüzgar ters teper bu kez radyasyon Asya üzerinden Türkiye semalarına kadar gelir.
Olamaz mı?..
Eğer santral Türkiye'ye çok gerekli ise, bugünkü tehlikeleri Rusya'ya tek tek anlatarak önlemlerin sağlıklı olup olmadığını çok amaçlı deneylerle bizlere kanıtlamaları gerekmektedir.

Küçük boyutlu bir santrali kurup, üzerinde deprem ve tsunami gibi, aşırı yağmur ve toprak kaymaları gibi çeşitli deneyler yaparak Türk bilim adamı heyetlerini ikna etmeleri gerekiyor. Yok eğer bu yapılmazsa, tehlikenin boyutları ve insanlarımıza ve hatta dünya insanlarına vereceğimiz zararı şimdiden düşünmeliyiz.
Geç kalmadan heyetler bu işe el atmalı...
Başlıkta da değindiğimiz gibi, "Nükleer santraller geleceği tehlikeye sokar mı?" derken bu sorunun cevabını farklı düşüncelerle aramaya gerek yok. Hem hükümet kanadına, hem dünya ülkelerine ve özellikle de Batı dünyasına ve Amerika"ya, Japonya'daki nükleer ile ilgili tehlikeli gelişmeleri hatırlatmak, bu soruya verilecek en güzel cevaptır.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com