Amerikali Turk

Yazarlar

Arap Alemi Neden Kalıcı Bir Yönetim Şekli Bulamıyor?..

March 21, 2011 10:20 PM

okkes agaogluARAP Yarımadası, her şeyiyle tam bir yarım yamalak yönetimle yönetilen ülkelerle dolu. Tabii bunun  yanında hemen yanıbaşında bulunan Mısır da, Afrika ülkelerine açılımı sağlayan bir ülke konumunda. Ama en önemlisi olan da, Mısır, Libya ve Tunus zinciri olmuştur.
Neden mi?
Araplar arasında ilk başta demokratikleşme adına ve sağlıklı bir toplum yönetimi isteğiyle düşünce özgürlüğünü isteyen Tunus olmuştur. Öyle ki Tunus, bugünün Arap alemindeki yönetim mekanizmalarının çarkına çomak sokmuş durumdadır. Gündemde olan olayların başlangıç startı Tunus halkı tarafından verilmiştir.

Arap aleminde olaylar böylesine tutarsız gelişirken akla gelen ilk soru şu olmuştur:
"Araplar, neden böylesine kırılgan bir yapıya sahip?.."
"Neden İslam aleminin hükümetleri dağılıyor?.."
"Arap yönetiminde neden biri dağılınca diğerlerine sirayet ediyor?.."

Bu soruları daha da geliştirerek zenginleştirebiliriz. Ancak kısa yoldan özetlemek gerektiğine inanarak konuya şu açıdan bakmak istiyoruz: "Araplar, İslami inanış gerekliliğine inanarak yönetim şeklini belirliyor. Ama bunu belirlerlerken kendi çıkarları doğrultusunda yönetim mekanizmasını kurma aşamasına giriyorlar. Bunun sonucu olarak da gelişmişlikten yoksun kalan Arap vatandaşların sıkıntısı ve istekleri yıllarca birikim yapıyor. Bu birikim yıllarca devam ediyor. Taa ki bir ülkede kıvılcım olana dek."

İşte o ülke, Tunus oluyordu. Tabii devamında Mısır, Libya ve Bahreyn olarak devam ediyordu. 1970 yılındaki İran devrimi bir Humeyni rejiminin başlangıcıydı. O rejim bugünkü siyasi yapıyı Ortadoğu'da daha etkin kıldı diyebiliriz. Çünkü o siyaset, dünya konjonktürü açısından yepyeni bir Ortadoğu yönetim şeklini oluşturmaya başlamıştı ve bugüne kadar da geldi.

Bugün Tunus ayaklanmasını İran'daki gibi halk ayaklanmasına benzetenlerimiz elbette ki var. Olacaktır da... Ancak bu ayaklanma Humeyni rejimine yönelik bir sempatiden kaynaklanmıyor artık. Bilakis demokratik rejime geçilmesini, halkın kendi çıkarlarını gözeten bir tarafsız hükümetin kurulmasını isteyen bir hareket. Ama tehlikeli bir tırmanış olarak da Bahreyn'deki gelişmeleri sayabiliriz. Oradaki sıkıntı adeat mezhepsel bir tırmanış gösteriyor. Çünkü oradaki gelişmişlik seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, kralın aldığı her türlü karar kendni hanedanlığını ve halkını kapsamaktadır. Ama Şii mezhebinde olanlar ikinci vatandaş rolüyle sınıflandırılmaktadır. Hatta yaşamsal alanları dahi yönetim tarafından daraltılmaktadır zaman zaman.

Yani daraltılmış mekanizmanın başında gelen en büyük sorun, Şiilerin, Bahreyn'deki bazı bölgelerin kendilerine yasaklanmış olmasıdır. Bu da Şiilerin bölgesinin geri kalmışlıkla yüzyüze kalmalarına neden olmaktadır. Tabii bir Şii'nin ülkesinde meclise girebilmesi de çok zordur.
Nasıl mı?
Bir Şii, eğer ki meclise girmeye karar vermişse durum daha da zorlaştırılmaktadır. O Şii'ye dayatılan oylama haksızlığı ise binlerce kişiyle adlanırılmaktadır. Ama Sünni bir Bahreynlinin meclise girmesi için istenen oy sayısı binden bile azdır.
Bu neyi gösteriyor?..
Tabii ki Arap aleminin kendi başına ve dik kafalı krallarının amaçlar doğrultusunda uygulanan yönetim şeklini... Ama gelin görün ki halkın ayaklanması dahi bunları bir türlü akıllandırmıyor. Bakın son durum olarak Batılılara. Bu ülkelerde demokrasi istekleri filizlensin diye kendi aralarında örgütsel kararlar alarak Arap krallıklarına iyi bir ders vermek için avuçlarını ovuşturuyorlar. Ama bundan hiç de rahatsız olmayan Arap krallar, adeta Batılılara, "Gelin bizi kurtarın. Hanedanlığımızın devamı için size muhtacız..." gibisinden hareketle hiç de bundan gocunmuyorlar. Zaten gocunmuş ve rahatsız olmuş olsalardı bugünkü Birleşmiş Milletler kararı alınmazdı.
Yani Libya'daki gelişmeler...

ARAPLARARASI GERGİNLİK YÜKSELİŞTE

Bahreyn'deki son gelişmelerden sonra ortaya çıkan korkunç bir tablo var. O da, Bahreyn'de yaşayan Şii'lere farklı gözle bakılarak çeşitli güçlükler çıkarmak. Bahreyn yönetimi bunu yaparken gayet usta bir edayla yaptığını sansa da, buna sinirlenen bir İran var. Bir de Irak. Bu ülkelerin çekinceleri ve yaptıkları çok sert açıklamaları, Bahreyn'e yapılan askeri müdahaleye onay vermemeleridir.
Neden mi?
Bahreyn'deki çatışmaları durdurmak için Suudi Arabistan, askeri yardım ayağı altında askeri müdahale yapmaya kalkışması, uluslararası platformda pek de sıcak karşılanmamıştır. Ama Suudi Arabistan'ın bu konuda açıklaması şöyle olmuştur: "Bu ülkedeki olayların bizim topraklarımıza kadar dayanma olasılığı
var. Öyle ki bizim ülkemizdeki protestoların büyümesini de olağanüstü teşvik etme olasılığı mevcut olduğu iç in böyle bir önlem almaya mecbur kaldık. Sonuç olarak riskli hareket ediyoruz..."
Fakat Irak ve İran, bu duruma hiçbir zaman sıcak bakmadıklarını şu açıklamalarla belirtmişlerdir: "Suudi Arabistan böyle müdahale ederse, bu; Bahreyn'de mezhep savaşına neden olur. Ve iç savaş senaryoları da çok kuvvetli olarak günyüzüne çıkar. Akabinde tehlikeli bir durum ortaya çıkmaktadır ki, askeri müdahale pek de uygun bir zemin olarak kabul edilmemektedir."

Şimdi şu soru sorulabilir: "Neden bu müdahale?.."
Cevabı şudur: Sünni rejiminin düşmesinden korktukları için Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt'e bağlı olan askeri kuvvetlerin Körfez İşbirliği Komisyonu'na bağlı olan Yarımada Kalkanı ismiyle müdahale edilmiştir. Sonuç olarak da Sünni rejimi her ne kadar korunmaya çalışılmaktadır denilse de, mezhepsel bir olası çatışmanın fitilinin ateşlenmesinden korkulmaktadır.

BUNLAR NERDEN KAYNAKLANIYOR?

Bütün bu olumsuz gelişmeler, Araplararası geçimsizlikten ve birbirlerine olan hazımsızlıktan kaynaklanıyor. Bir dönem Enver Sedat'ın İsrail ile barış çubuğu tüttürmesini istemeyenler nasıl ki bir suikastla onu öldürdülerse... Yine aynı şekilde temelsiz bir rejim sistemlerinin çürüklüğü yüzünden zincirleme olarak ardısıra yıkıldıklarını izliyoruz. Ama gelin görün ki, inatla "ayaktayım" iddiasıyla krallıklarını kaybetmek istemeyen saraylılar, bölgede gerilimin üst seviyelere kadar yükselmesine neden olmuşlardır.

Aynı şekilde Suriye'de de ayaklanmalar küçük çaplı gelişse de, yarın - öbürgün daha şiddetli olmayacağının garantisini kim verebilir?
Bunu neden mi söylüyoruz?..

Bir Arap ülkesinde çıkan herhangi bir rejim ayaklanması, diğer Arap ülkelerini tetiklediği için... Böylesine çürük bir rejim stratejisine hiçbir katkı sağlayamayan meclislerinin nasıl derme çatma şekle büründüğü için... Ülkelerini değil de hanedanlıklarının devamını sürekli kılmak isteyen kralların nasıl pasif kaldıklarına (sonunda) kendileri de inandıkları için... Ve en önemlisi olanın da, demokratik rejimin eninde sonunda kendi ülkeleri sınırlarına dayandığını
görecekleri için...

Evet... Böylesine bir rejimin artık değil bir Arap ülkesinde yaşamasına... Batılıların aklından ve düşüncesinden dahi geçmediğini ileri toplumlar yaşarken... Neden halâ inatla krallık rejimini savunurlar?..

Aslında savundukları krallıklarının ardında, çıkarcılık ve bireysel kâr marjı yatmaktadır. Arka odalarında milyar dolarları istif etmeye çalışan krallıklar ve onlara bağlı aileler grupları, ne halkın  zavallılığını düşünmektedirler... Ne de halklarının geleceğe yönelik hazırlanmasını ve eğitilmesini...
Ama şu unutulmamalıdır ki, bu kafayla yönetilmeye çalışılan Arap ülkelerinin kurucuları ve rejimcileri, arka arkaya yıkılmaya mahkûm kalacaklardır. Yıkılmaları da -o hiç istemedikleri- Batılı dünya ülkelerinin ve başta Amerikalıların eliyle olacaktır.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com