Amerikali Turk

Yazarlar

Müdahaleci Batı’nın Libya İmajı Sandığa Sıkışmaya Başladı!..

March 22, 2011 1:32 PM

okkes agaogluSAVAŞ çığlıkları atan Fransa, İngiltere ve Amerika, Libya’yı en zayıf yerinden vurma yarışına girerken ortada dolaşan veya evinde sıkışıp kalan Libyalı zavallı sivilleri de vurdular. Yine de bu yanlışlığa
“Sivilleri koruyamadık” gibisinden basit, sade ve ruhsuz bir kelime tonuyla günah çıkarmaya çalışan müdahale gücü, hırslarına doymamış olacaklar ki halâ da vurmaktalar.

Ama bunun çok büyük bir hata olduğunu bildikleri halde yeni strateji peşinde koşuyorlarmış gibi kendilerini savaş konusunda frenleyemediler. Libyalı Kaddafi’nin önceki akşam “Ateş Kes” emri
verdiği halde müdahaleci güçlerin savaşa devam etmeleri biraz gözü dönmüşlük değil midir?
Kaddafi zaten köşeye sıkışmış. Karşısında üç ülkenin modern silahları... Denizden... Havadan... Daha söylenmeyen hayalet uçaklarla nokta vuruşlardan... kendilerini Libya karşısında kat kat üstün bulan
müdahaleci güçlerin, ateş kese “Hayır efendim... Bu bir taktik olabilir...” gibisinden ciddiye bile alınmayan düşünceyle Libya’yı vurmaya devam etmeleri ne derece doğrudur?..

Biz söyleyelim: Asla doğru değildir. Bir defa karşılarında Rusya gibi süper güç yok. Batı’nın modern silahlarıyla donatılmış modern bir ordusu da yok. Sadece ve sadece karşılarında Rusya’nın eski püskü
tankları... Yerinden kalkmayan zırhlı araçları... Ağır silahların ağırlığını dahi hissettiremediği savaş aletleri... Bir nevi basit hale dönüşmüş savaş oyuncakları... Ayrıca hepsi birer numunelik olan ordu
mühimmatlarını da bunlara eklediğinizde, ortada ne bir ciddi ordu olduğunun... Ne de saldırıyı geri püskürtecek bir düzenli askeri birliklerin olduğunu görebilirsiniz.

Libya’nın durumu bu haldeyken, Batılı güçler neden halâ “Ateş Kes”den sonra Libya’ya saldırır?
Bunu anlamak çok güç. Kaddafi’nin savaştan yoksul çıktığını daha saldırmadan da anlamak
mümkündü... Ama gelin görün ki Birleşmiş Milletler’i bu konuda anlamak çok zor oldu. Böylesine zayıf olan ordusuz bir güce karşı böylesine saldırı pek de kabul görmemeliydi. Burada Batılı arabulucular derhal devreye girip Kaddafi ile temasa geçilerek halka zarar verilmemesine çalışılmalıydı. Bu yapılmadı. Halâ savaşın durduğuna yönelik haberler gelse de, insan buna pek de inanamıyor.

SAVAŞ YOLCULUĞU OPERASYONU...

Bu operasyonun esas amacı “Kaddafi sonrası ülkeye demokrasi rejimini getirmek” değil midir?
Elbette...
Peki neden böylesine bir savaş gücüyle Libya yıpratılmaya çalışılıyor? Biz söyleyelim: Libya üzerinde daha duymadığımız gizli planlar gün yüzüne çıkabilir. Buna hazırlıklı olmak lazım. Mesela son günlerde ortaya atılan bir bölünme lafı vardı. Amerikalı bir etkili ve yetkilinin ağzından bu söz çıkmıştı. Ne demişti hatırlayalım: “Libya ikiye bölünecek diyorlar... Bu fena bir fikir değil...”
İşte Amerikalı yetkilinin ağzından çıkan bu sözler, Libya üzerinde nasıl bir oyun oynandığını bal gibi göstermekte.

Önceki günkü yazımızda da belirttiğimiz gibi, “Neden Yemen’de, Tunus’da, Bahreyn’de çıkan ayaklanmalarda müdahaleci güçler tetiğe oralarda basmıyor da... Konu Libya olunca bombalıyorlar?..”
Biz söyleyelim: Petrol...

Libya, 4 milyar galon bir rezerve sahip ülke konumunda. Bu sayı petrolün azımsanmayacak kadar zengin yatakları olduğunu gösteriyor.
Durum bu aşamadayken müdahaleci güçler elbette bu ülkeye saldırır ve yeraltı zenginliklerinden yararlanmak için buradan da pek çıkmaz.
Çıkmadıkları gibi, Amerikan, İngiliz ve Fransız petrol şirketleri, buradan sömürü düzeniyle petrol rezervlerinden paylarını isteyecekler.
Bunu nasıl elde edecekler?..
Tabii ki Libya’yı ikiye bölerek.
Bölünme hikayeleri de boşuna çıkartılmıyor hani. Burada atasözünü unutmayalım: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Mutlaka bunlar düşünülmüştür ki, Libya’nın ikiye bölünme olasılığı üzerinde Amerikalı generaller görüş bildirmeye başladılar bile...

TÜRKİYE’NİN NATO DURUŞU...

İşte tam da burada Türkiye’nin NATO duruşu daha çok önem kazanmaktadır. Bir nevi Libya’nın kurtarıcısı görünümündeki Türkiye, NATO’yu köşeye sıkıştıracak planlarını tek tek açıklamaya başlamıştır.
1. Libya, Irak gibi olmasın.
2. Libya kaynaklarını paylaşma algısı yaratılmasın.
3. Müdahale sınırlı bir şekilde olmalıdır.
4. Bölgesel hassasiyet de gözönünde tutularak müdahalenin acımasız
girişimleri bir an önce son bulsun.

Türkiye’nin bu şartlarda Libya çekinceleri açıklanırken, müdahale öncesi de Başbakan şunları söylemişti: “NATO'nun Libya'da ne işi var?
Libya ya da bir başka ülkeye yapılacak NATO müdahalesini son derece faydasız görüyoruz. Faydasız olmanın ötesinde tehlikeli sonuçlar doğurabileceği kaygısını taşıyoruz.”
Bu sözler, bir NATO üyesi olan ve Kuzey Atlantik Paktı’nın en kritik yerinde görev yapan Türkiye’nin başbakanına aitti. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Libya’ya “NATO’nun direkt üdahalesi söz konusu olamaz” demişti.

Hal böyleyken Türkiye için Amerikan medyası ve Batılı diğer ülkelerin yazılı ve sözlü basını,  Türkiye’yi eski gücüne kavuşmuş” büyük bir ekonomik güç olarak görmeyi öngören köşe yazılarıyla yorumluyorlardı.

BATILININ İÇE DÖNÜK LİBYA HESABI VAR...

Libya’da halk demokrasi için ayaklanırken, bunu büyük bir fırsat gören Batılı ülkeler, neredeyse karanlıkta dahi siyah gözlük takacak kadar kendilerini gizlemeye çalışmaktadırlar. Ama ne olursa olsun, her şeyin gün gibi ortada olduğu bir sırada içe dönük siyasetle oylarını yükseltmeye çalışan Fransa gibi Batılı bir ülkenin, seçimde galip çıkma savaşı veren Sarkozy’nin umutları yatıyordu...
Fransa’nın iktidar partisi olan UMP’nin güdümüyle hareketlenen Sarkozy’nin iç siyasette galip gelme savaşı bir anda Libya savaşına dönüşmüştü. Adeta Libya’yı vurmak için ellerini ovuşturan Sarkozy’nin
Arap atı gibi öne gidip Libya’yı vurması ne kadar ters teptiyse...

Aynı şekilde bugün Fransa’daki iç siyasette de halkın kendisine sırt çevirdiği gün gibi ortadadır.
Tüm bu gelişmelerin tabanında iç siyaset yatmaktadır. Ama bu siyasete Libyalı’nın o masumane demokrasi isteğine karşılık böylesine canice plan yaparak, sırf Fransa’da oylarını yükseltebilmek için saldırı düzenlemek ne derece doğrudur?
Varın bunu siz düşünün.
İşte tam da burada Türkiye, bu gelişmelerin Libyalı halka vereceği zararı her vesileyle hatırlatmış ve müdahalede oynanan oyunların faturasının ağırlaştırılarak Libyalıya yüklenmesinin haksızlık olacağını söylemiştir. Ama gelin görün ki NATO, “Türkiye’nin düşüncesini bekliyoruz...” diyerek Ankara’yı suçlar ifadelerle imalar yaratmış, ama bu tavrının yanlışlığını daha sonra iyi anlamıştır.
Neden mi?
Çünkü müdahale güçleri, yaptıkları savaş oyunlarının ters tepeceği korkusuyla Kaddafi’ye masada yenilme olasılığını şimdiden düşünmeye başlamışlardır bile.
Konuya neresinden bakarsanız bakın, bir ülkede demokrasi isteniyorsa, o ülkeye yardım edilmelidir. Yok eğer, “Ben bu ülkeye demokrasi getireceğim” diyerek (Nokta vuruşu yapabilen bir teknolojiye sahip olunduğu halde) o ülke insanına da zarar veriliyorsa –Ki veriliyor– müdahaleyi işgal güçlerine çeviren unsur olarak hatırlanacaktır. İç siyasetlerini oluşturan genel ve mahalli seçimerdeki
başarısızlıklardan kurtulmanın politikasını Libya’ya yağdırılan bombalarda arayan Amerikalı ve Avrupalılar bugün kurtarıcı gözüyle anılmak istiyorlar, Ama yarın bunun böyle olmadığını kendileri de
–Tıpkı Irak’ta olduğu gibi– itiraf edecekler.
Savaşan Amerikalı ve Avrupalı ülkeler, oy hesaplarıyla bir ülkeden oy koparma hevesine kapılıp kana susamış gibi bombalardan medet umuyorsa –Ki umuyor– bunun adına demokrasi hareketi ve demokrasi müdahalesi diyemez.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com