Amerikali Turk

Yazarlar

Ermeni Lobisi Palavracı Ama Onları ABD Ve AB Destekliyor!..

March 23, 2011 5:41 PM

okkes agaogluKİM ne derse desin, propagandacılığı bir türlü yapamıyoruz. Yapamadığımız gibi, kendi kendimize esip yağıyoruz. Ama bir türlü bu işin üstüne üstüne de gidemiyoruz.
Neden böyleyiz?
Niçin bu kadar pısırık kalıyoruz?
Sözde Ermeni meselesi karşısında elimizde Osmanlı Arşivi gibi güçlü deliller varken (Ki bunu hükümetimiz açıkladı) neden suspus kalıyoruz? Bunun sebebini biz söyleyelim: Bizde lobicilik faaliyetleri yok. Daha doğrusu sınıfta kalıyoruz. Oysa diasporalar, zamanında bütün dünyayı ayağa kaldırmayı başarmışlardı.
Nasıl mı?
1990’lı yıllarda Bakırköy’de bir kilisenin duvarı yıkıldığında Atina dünyayı ayağa kaldırdı. Öyle bir yaygara kopardı ki, hiç sormayın.
Bakın ne diyorlardı:
–“Kilislerimizi yıkıyorlar...”
–“Vatandaşlarımız tehlike içinde....”
“Türkiye’de yaşayan halkımız dini vecibelerini yerine getiremiyor...”
–“Türkiye’de demokrasi yok...”
Ama durum hiç de onların dediği gibi değildi. Bakırköy ilçesinde müthiş bir inşaatlaşma vardı. Restorasyonlar ve yenileme işlemleri hemen hemen bütün binalarda yaygın bir şekilde yapılıyordu. Yani yapılan yaygaranın temelinde hiç de öyle onların beklediği politika yoktu. Esas olan ise Bakırköy’deki bütün binalar, okullar, kiliseler ve camiler boyanıyor ve elden geçerek yenileniyordu.
Bunlar daha sonra basına yansıtılarak büyük bir dayanışma yapıldı ve Atina’nın (dünya Ermenilerinin) sesi aniden bıçak gibi kesildi. İşte şimdi tam da burada “Türk lobisinin hemen atağa geçmesini neden en son yaptı?” diye bir soru gelmez mi aklınıza?..
Elbette ki gelir. Ama gelin görün ki Türk lobi faaliyetlerinde asla ve asla erken atak kabiliyeti yoktur. illa ki belirli kurum ve kuruluşlar atağa geçecek ve bu atak Türk lobisini faaliyete geçirecek. Hiç böyle şey olur mu?
Ama burası Türkiye ve orası Amerika. İşin içinde lobi varsa, böyle oluyor. Olaydan sonra en arkadan değil, en önce gelmektir lobicilik.

Esas başarı bunu gerektiriyor. Daha doğrusu, önümüzdeki 10, bilemediniz 20 yılın faaliyetlerini raporlarla destekleyerek planlar belirlenmeli ve lobicilik faaliyetlerinde rotamız ortaya çıkartılmalıdır. Bu planlar çerçevesinde Ermenilerin elini - ayağını bağlamak için de mücadele işbirliği kurulmalıdır. Biz bunları yapamadıkça Yunanistan, Ermenistan, Fransa ve Amerikan Ermeni lobileri kendi çerçevesinde hızla dünyaya dağılıyorlar. Ortak hareket
ediyorlar. O halde biz bunları neden susturamıyoruz?
Trakya’da Yunanistan sınırlarında yaşayan Türk vatandaşlarına yapılan baskılarda bir türlü sesimizi duyuramıyorduk. Ama Yunanistan olmaz türlü psikolojik baskıyı her geçen gün daha da sıklaştırarak politikasına devam ediyordu. Bu sıkıntı halâ da cılız da olsa devam etmekte.
Hatta 2006 Mart’ında bir belgesel olayı vardı. Bu neyin belgeseli derseniz, elbette ki sözde soykırımın. Yayınlayacak olan kuruluş da Amerikan PBS (The Public Broodcasting Service) idi. Bu yayında Türk tarafının tezlerini ODTÜ öğretim görevlisi Prof. Ömer Turan anlatacaktı. Ama gelin görün ki Ermeni lobisi, Turan’ın konuşmasını engellemek için elinden gelen bütün üçkağıtçılıkları sergiledi.

Daha doğrusu Ermenilerin lobicilik faaliyetleri sadece diplomatik ve siyaset çerçevesinde olmuyordu. Fiziki kavgalara bile çekinmeden girebilecek mitingler düzenliyorlardı. Türk profesörlerinin söz haklarının ellerinden alınmasına kadar da uzanabiliyordu.

ERMENİ MESELESİNE DEVAM EDELİM...

Her sözde Ermeni meselesi yapıldığında gergin ortam manşetlere yansıyor. Akabinde Batılı ülkeler arı kovanı gibi birr araya gelerek dişlerini gıcırdatıyor. Avrupalı ülkeler kendi kümeslerinde kral kesiliyordu. Fakat daha sonraki günlerde Avrupa Birliği meselesi Avrupa Parlamentosu’nda her ne kadar akademik ve profesör kariyer nisbetinde tartışılsa da, konu –tıpkı Kıbrıs’ta olduğu gibi– dönüp dolaşıp Batılılar tarafından sözde Ermeni meselesine dayandırılıyordu.
Bunun böyle olduğunu neden öne alarak yazdık derseniz?
Tabii ki Avrupa Birliği normları çerçevesinde katılım heyecanının duyulduğu o ilk günlerde –Avrupa Birliği aile resmine katıldığımız o ilk fotoğraflı günlerde– Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın Türkiye’yi ateşli bir şekilde nasıl desteklediğini hatırlamak için. Peki sonra ne oldu dersiniz?
Ne olacak, sözde Ermeni meselesi anıtını dikip karşısına geçerek utanmadan saygı duruşu bile yaptı. Neden?
Fransa’da seçimler yaklaşıyordu da ondan. Ama esas olan ise, Fransalı yöneticilerde tam bir Türk düşmanlığı olmasıydı. Tüm geçmişe rağmen bugün Avrupa Birliği içinde üyeliğinin çok kuvvetli olacağını şimdiden belli eden Türkiye, yavaş yavaş Batı’da söz sahibi olmaya başladı.

Fakat Türkiye’nin bu atılımlarını bir türlü hazmedemeyen dünün Fransız muhalefeti Sarkozy, bugünkü duruşuyla şu ifadeyi kullanmıştı: “Türkiye birliğe girerse lider olur. Bizim de papucumuzu dama atar...”

Kim ne derse desin sözde Ermeni meselesi bilimsel olarak değil, siyasi ortama malzeme niteliğinde yansıyacak. Bu açıdan konuya yaklaştığınızda, ortaya bazı nedenlerin çıktığını da görürüz. Aynı şekilde Ermenistanlı Koçaryan’a uzatılan zeytin dalı niteliğini taşıyan sınır anlaşmaları ve arşivlerini açma teklifi, hep olumsuz cevapla karşılanmıştı. Bugün ise sözde Ermeni meselesi taraflı
Batılıların samimiyetinde farklı oluşmaktadır. Dayandıkları yalan ifade ise, “Osmanlı döneminde sözde Ermeni meselesine izin verilmiştir...” yalanıyla mideleri bulandırmaya devam etmektedirler.
Tarihsel akış içinde sözde Ermeni meselesini irdelemeye çalışan kişiler, her ne kadar Türkiye’nin aleyhine çalışsa da... Ankara, bu asalakları yenebilecek güçtedir. Bu gücü kırmak için oldukça çaba harcayan sahte bir kişi vardır. O da Sarkozy’dir. Dünün Fransız muhalefetinde oldukça ateşli bir şekilde Türk düşmanlığını hiç kaçınmadan ortaya atan bu kişi, Türk diplomatlarla biraraya geldiğinde iki yüzlü davranışını, “ekonomiyi kurtarma” adına sergilemektedir.
Daha doğrusu NATO’da, Birleşmiş Milletler’de (BM) ve Avrupa Birliği’nde (AB) demokratikleşmeye büyük ivme kazandıran Ankara’ya karşı kafatasçı yaklaşan Sarkozy, Avrupa Birliği adına her konuya sarkmaktadır. Tabii onun da en büyük destekçisi Alman Başbakan Markel’dir.

Aynı şekilde sözde Ermeni meselesine dört elle sarılan Amerika, Avrupalı devletlerden de geri kalmamıştır. Amerikalı diasporalar ve Ermeniler, sürekli gerçeklerden kaçarak, Osmanlı arşivlerinden ve kendi arşivlerinden de kaçarak tek yanlı meselenin sahte propagandasını yapmaktalar. Sözüm ona emokratikleşmenin ve insan haklarının Batı’da tesis edildiğini dünya kamuoyuna sahte yüzle sunmaya çalışan Amerika bile, yeri geldiğinde, “Türkiye bizim 50 yıllık müttefikimiz. Geçmişten gelen büyük bir birlikteliğimiz ve dostluğumuz var. Askeri tatbikatlarımızda dahi Türkiye bizim için önemli öğretiye sahiptir” demekten de geri kalmamaktadır.

Amerikan seçimlerinde başkanlığa adaylıklarını koyanlar Ermeni oylarını alabilmek ve Temsilciler Meclisi’nde seslerini daha etkin hale getirebilmek için politika yapıyorlar. Başkan seçildikten sonra da Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için lobicileri dizginleyerek Ankara’ya şirin görünmeye çalışıyorlar. Evet ama artık bu nereye kadar gidecek?
Her yıl aynı tarihte bu sözde saçmalık yüzünden Türkiye rahatsız mı olacak? Ermenilere sorarsanız olmalı. Ama Amerikalılar hem olmalı diyor, hem olmamalı. Bunlara karşı artık Türkiye sesini değiştirmeli.
Nasıl mı?
Lobicilik faaliyetleriyle. Bunu yaparken de ince diplomasi ve ince siyasi adımlarla hedefe ulaşmalıdır.  Sadece sözde Ermeni soykırım saçmalığına dört elle sarılarak propaganda yapan batılı lobiciler, o kadar cahiller ki, onları Amerika ve Avrupa Birliği desteklediği için seslerini duyurabiliyorlar. Yoksa ne tarih bilgileri var ne de gerçekleri açıklama cesaretleri.

Lobicilikte biraz zayıf kalabiliriz ama barışı seven özgür bir ülkeyiz. Bunu Ermeni lobisi de dahil tüm dünya bilmekte. Tabii tahammül sınırımızı da...

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com