Amerikali Turk

Yazarlar

NATO’ya Bir Tek ABD, İngiltere, İtalya Ve Fransa Mı Üyedir?..

March 24, 2011 1:36 PM
okkes agaogluLİBYA müdahalesi olayında Sarkozy’nin hırçın çocuk gibi haylazlık yapıp tek başına saldırıya geçmesi ve bunun adına da “demokrasi adına” demesi, insanın kafasını bulandırıyor.

Tamam orada ciddi bir olay var, ancak bu olayın temelinde ve gelişmesinde nelerin olabileceği öngörüsü daha belli olmadan ve detaylar üzerinde tartışılmadan öncü birlik gibi hareket edip saldırması çok yanlıştır.

Kimden bahsettiğimizi çok iyi bilyorsunuz: Sarkozy’den. Bu şahıs, öylesine sinsi ve öylesine asalak bir kişidir ki, kendi ülkesinde dahi oy kaybetme potansiyeline karşı sempati toplayabilmek için Libya’ya saldırıp demokrasinin kılıcını sallıyor gibisinden bir kahramanlık destanı yazmak istemiştir. İşte Sarkozy’nin bu hareketi onun işgalci
görünümünü bal gibi yansıtmaktadır. Yansıtmaktan da öte, yapmıştır da.

Şimdi Fransız asalağı kalkıp da dünya kamuoyuna ciddi roller takınıp “Benim ülkem demokrasiden yanadır. Artık böyle gelişmeler karşısında biz demokrasi adına savaşa her zaman hazırız” demeye kalkması çok gülünç değil mi?..
Bir defa işgalcilik Fransa’nın kanında vardır. Onların gen yapısında “saldırı emri” vardır. Oysa tarih kitapları der ki: “Almanya İmparatoru ve İspanya kralı olan Şarlken yani beşinci Şarl 1526 senesinde Fransa’ya saldırdığı zaman, Fransızlar Osmanlı devletinden yardım istedi. Sultan Süleyman, Barbaros Hayreddin paşayı büyük bir
donanma ile imdada gönderdi. Şarlken, Fransa ile sulh yapmaya mecbur oldu. Karada da, sultan Süleyman’ın idare ettiği Osmanlı ordusuna mağlup oldu.

Kanuni Sultan Süleyman han pek çok hayır ve hasenat yaptı. Sultan Selim, Şahzadebaşı, Cihangir ve Süleymaniye camilerini ve Anadolu ve Rumelinin her yerinde, Rodos ve başka adalarda müzeyyen camiler, medrese, hastaneler, aşhaneler, yollar, köprüler yaptı. Kızları, damatları, kumandanları da sayılamayacak kadar çok hayırlı eserler bıraktı. Kur’an-ı Kerim’i sekiz kere yazdı. 1526’da Fransa hükümeti,
sultan Süleymana sığındı.”

Buradan da anlaşıldığı gibi Fransa, Osmanlıya sığınarak hayatını kurtarmış oldu. 500 sene önceye yakın bir zaman diliminde dahi Osmanlının Fransa’ya gösterdiği yakın ilgi ve alaka, böylesine bir sağlıklı toplumu yaşatma olayı, bugünkü Fransız asalaklarına acaba örnek oluyor mu?

Acaba bu tarih onlarda bir etki, bir iz bırakıyor mu? Hiç sanmıyoruz.
Baksanıza Sarkozy’e!.. Bugün adeta Türk düşmanı. Bütün derdi Türk toplumu. Bu adam mutlaka her gün şunu düşünüyordur kendi kendine:
“Acaba Türkler bugün ne yaptı?”
“Acaba Avrupa’ya gelecekler mi?”
“Acaba Avrupa Birliği’ne üye olurlar mı?”
“Acaba benim Avrupa Birliği başkanlığım bittiğinde yerime gelecek kişinin Türklere bakış açısı nasıl olacak?”
Buraya kadar doğru. Bu sorular bu adamın aklını mutlaka kemiriyordur.
Bu kesin. Bu soruların arkasından bize şöyle bir soru sorulabilir pekala: Bunları niçin yazıyorsunuz?
Şunun için yazıyoruz: NATO şemsiyesi altında ve Birleşmiş Milletler nezdinde hareketle dünya kamuoyunun da bildiği gibi Libya meselesi masaya yatırılmıştı. Ortada derin mevzular vardı. Ama Fransa tıpkı derin devlet gibi davranarak kendi başına hareket etmeye can atıyordu.
Akabinde Libya için yapılan Paris’teki toplantıya Türkiye davet bile edilmedi.
Neden?
İşte bunun araştırılması gerekirdi. Çünkü Norveç’in bile Paris toplantısına davet edilmesi Türkiye’ye karşı yapılan büyük bir saygısızlık olmuştu. Libya’ya saldırı öncesi olay bununla da yetinilmedi. Bu kez ilişkiler öylesine gergin ve sıkıntılı bir hal
aldı ki, NATO Genel Sekreteri Rasmussen kılıcını çekti ve hem Paris’teki toplantıyı ve hem de Almanya’yı eleştiri yağmuruna tuttu.

Bunun üzerine Almanya ve Fransa NATO büyükelçileri de toplantıyı terk etmek zorunda kaldı.
Daha doğrusu bu gerginlik artık su yüzüne çıkmıştı. Fransa, İngiltere ve Amerika arasında gerginlik had safhaya varmıştı bile. Ama onları rahatsız eden bir konu vardı. O da, “NATO’yu ne yapsak - etsek de işin içine sokabilsek” oldu.
Ama burada NATO işgal kuvvetleri değil, aksine barışçıl ve destekçi konumundadır. İşte bu yüzdendir ki Libya meselesi NATO’nun işi değildir.  Zaten Türkiye de NATO’nun Libya meselesinde hiçbir işi olmadığının altını her zaman çizmiştir.
Bugün bunun gerekçelerini tek tek açıklayan Ankara, sonunda istediğini aldı.
Nasıl mı?
Yaptığı itirazlardan dolayı... Neydi o itirazlar hatırlayalım isterseniz:
1– Fransa tek başına yanlı hareket yaparak adeta yangından mal kaçırır gibi Libya’ya saldırmıştır. Bunun adresini NATO olarak gösteremez. Bu, NATO’nun işi değildir.

2– İnsani yardım ve silah ambargosunun denetlenmesi yönünde planlar hazırlanmalıdır.

3– Uçuşa yasak alanla harekat planı da derhal yapılmalıdır.

4– Deniz ve karadan yapılacak insani yardımlar Türkiye’nin denetimi ve
gözetiminde olmalıdır.

İşte bu dört madde hem koalisyon güçlerinin ve hem de silah satan ülkelerin elini kolunu bağlamış oldu. Tabii en çok da Fransa’nın.
Neden mi?
Çünkü operasyonu yapan İngiltere, Fransa ve Amerika kontrolde tam yetkili olsun istiyordu. Kim istiyordu?
Tabii ki Sarkozy. Ama bu kabul görmedi ve her şeye sarkan Sarkozy, bu kez bunu başaramadı. Ankara’nın diplomasi atağının önüne bir türlü geçemedi. Türkiye’nin Birlemiş Milletler kararını gerekçe olarak göstermesi hareketliliği sağlam zeminlerde olduğunu gösteriyordu.
Bunun üzerine çıkamayan Sarkozy ise, iç siyasette olduğu gibi dış siyasette de yenilmiş oldu.

NATO SAYISI VE LİBYA MÜDAHALESİ ÜZERİNE

Libya meselesi üzerine çok şeyler yazıldı, çizildi. Epey fikirler ortaya atıldı ve görüşbirliğine bazen varıldı, bazen varılamadı. Ama öyle bir şey daha vardı ki, bu meselede Sarkozy’nin ve diğer iki ülkenin yaptığı olumsuz hatalar bazı gerçekleri ortaya çıkardı.
Neydi o gerçekler?

Örneğin, NATO üyesi ülkeler kimlerdir: Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Fransa, Hollanda, İspanya, İzlanda, İtalya, Kanada, Letonya, Litvanya, Luksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan.
Bunları neden yazdık?
Şunun için: Bu kadar ülke NATO üyesi olarak dururken... Dünyada herhangi bir iç savaş ve savaş hali oluştuğunda bir tek İngiltere, Fransa ve Amerika mı vardır orayı düzeltecek?
Başka ülkeler yok mudur?
Neden bu ülkeler her defasında karşımıza çıkıyor?
Niçin dayatmacı politikalarla sözde demokrasi adına işgal kuvvetleri oluşturuluyor?
Bugün artık bu soruların cevaplarını aramak yanlış olur. Çünkü her şey ortada. Bu ülkeler pek de o kadar yetkili ve etkili davranmaya kalkmamalıdırlar artık.
Peki bunlara ‘Durun” diyebilecek olan kişi kimdir?
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun’dur. Genel Sekreter bu ülkelere mutlaka “Durun” demelidir. Durmalarının zorunluluk haline dönüşmesini ince taktiklerle hesaplamak da gerekiyor. En azından bugünden sonra bunda başarı sağlanmalı ki, İngiltere, Fransa ve Amerika artık yarın başka ülkeyi işgal etmeye kalkmasınlar...
Bahreyn’de Tunus’ta, Yemen’de, Mısır’da ve Suriye’de ayaklanmalar olduğunda neden bu ükeler orada yoklar?
Olmazlar çünkü, o ülkelerdeki potansiyel güç istedikleri ortamı yaratmıyordu. Ama petrol rezervi zengin olan Libya Amerika’ya, İngiltere’ye ve Fransa’ya bağlı petrol şirketlerinin hayallerini süslüyordu.
Korkarım NATO bugünden sonra dünya kamuoyuna güven veremeyecek.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com