Amerikali Turk

Yazarlar

Milletvekili Adaylarının Seçimi Ve Siyasi Partilerin Duruşu!

March 25, 2011 2:35 PM

okkes agaogluSİYASİ partilerimizdeki heyecana diyecek yok doğrusu. Büyük bir atılım yaparak siyasete olumlu kişilerle iyi adımlar atmak isteyen siyasi partilerimiz, katılımcıların duruşunu ve siyasetini anlamak için yoğun
çaba sarfediyor.

Tabii sarfedenler en başta milletvekili adayları ve aday adayları. Onları takip eden diğerleri de. Yani istifa eden bakanlar, milletvekilleri, vekiller ve buna benzer iş kolları. Yaşanan heyecanı televizyonlardan izliyoruz. Tabii ilginç bazı katılımlar da oluyor.  Bunlardan en ilginç olanı Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin eski Rektörü’nün adaylığıyla ilgiliydi.

Bundan tam 6 yıl önce üniversitede temel atma töreni vardı. O törene katılmasını protesto eden rektör, bugün AKP’den aday adayı oldu. O isim Prof. Dr. Yaşar Akbıyık’tır. Şimdi böylesine bir değişikliği ve böylesine değişime uğrayan adaylığı nasıl yorumlarsınız?

Kiminiz şöyle diyebilir: “Ne güzel işte. Adam protesto etmiş ve törene gelmemiş. Ama bugün öylesine bir doğru hareket etmiş ki –hareketinden emin olarak– protesto ettiği partiden hiç çekinmeden ve saklamadan aday adaylığını koyuvermiş. İşte işin güzelliği de burada değil midir?..” Evet, buna söylenecek hiç bir kelime bulamıyoruz. Söylenen harfiyen doğru. Ama o günden bugüne ne değişti ki rektörün düşüncesi bu kadar değişsin?
İşte siyasetin albenisi de, cazibesi de burada yatıyor...
Ama bunu yaşayan daha iyi bilir ve karar verme mekanizmasını iyi tanıyan kararını verebilir. Yine de rektörümüzü bu cesaretinden dolayı kutluyoruz. Çünkü hem protesto edeceksin ve hem de aday aday olarak o partiden siyasete atılacaksın.
Ayrıca...
Bütün partilerde büyük bir heyecan vardı. Bu heyecanın adı, aday olma yarışıydı. Başka bir söylemle de aday adayı olabilme yarışı da diyebiliriz buna pekala. Bugün partilerarası kapışmalar yapılırken, diğer yandan partilerimiz  yeni kadrolaşma heyecanı eşliğinde isimleri belirleyecek. Yetkili ve etkili organlar adaylar üzerinde ince eliyıp sık dokuyarak seçimlerini dikkatlice yapacaklar. Birinci sıradan aday olabilecekleri parti adına seçecek olan genel başkanlar, sadece o kişi üzerinde yoğunlaşmayacak.
Aksine, hemen hemen bütün adayları ve aday adaylarının isimlerini, doğdukları yerleri, yaptıkları bugünkü işleri, meslekleri ve yapmak istediklerini tek tek inceleyip öğrendikten sonra partide görmek
isteyecekler.

Ama ne olursa olsun bir siyasi parti için, böylesine bir çalışma ve böylesine bir kişiyi veya kişileri seçerek Meclis’te sandalye kazanmak pek o kadar kolay bir iş değildir.

GEÇMİŞTEKİ SİYASİ PARTİLERİN HESAPLARI

Konu seçim olunca aklımıza hemen eski genel seçimler geliyor.  Birbirine çalım atan partiler, büyük oy hesaplarıyla adeta seçim mitinglerini kızıştırıyordu. Büyük suçlamalarla birbirlerine üstünlük sağlamak için ağızlarına ne geliyorsa onu söylüyordu. Halkın etkilenebilmesi için gelişmiş fikirli insanları çevresinde topluyordu. Oy hesaplarına yönelik çalışmalar büyük bir çalışmalar gerektiriyordu. Bunu en çok yapan CHP ve AP idi. Yani Adalet Partisi. Başında Süleyman Demirel vardı. 1980 öncesi Meclis’in kadroları bir nevi Türkiye’nin tarihini belirleyen dönemleri anlatıyordu. Aday belirlemeler o kadar ince hesaplarla masaya yatırılıyordu ki, adaylar dahi, ne olduklarını, neler yapabileceklerini partinin toplantı sonrası belirleyecekleri sıralamaya göre anlayabiliyordu. Öyle ki partiler, genel seçimlerde yapacaklarıyla siyasi duruşunu belirlemek için olağanüstü çaba sarfederlerdi.

Aynı şekilde CHP lideri rahmetli Bülent Ecevit de, sol anlayışına yeni bir düşünce getirmişti. Bunun adı da, ortanın soluydu. Bu kavram sol düşünürlerin kalemlerini yıllardır meşgul etti durdu. O zamanki parti liderlerinin bu düşünce platformundaki söylemleri ve takındıkları tavırları, seçimlere yeni bir propaganda anlayışı getirmekteydi. İşte bu anlayışlar partilere katılımları daha başka heyecanlara götürüyordu.

Bugünkü genel seçimlerde geçmişin propagandaları hiç kalmadı. Parti liderleri bugün birbirlerine başka şekilde suçlamalarla saldırmakta. Hemen hemen her şey seçimlerde kullanılmak maksadıyla propagandalara alet ediliyor.

Örneğin bir partinin liderinin inen merdiven yerine çıkan merdivene girerek telaşlanması... Aynı şekilde diğer parti liderimizin de çıkana binerken aniden merdivenlerin durması, birbilerine olan rekabete alet
edilmesine kadar siyasete sürükleniyorlardı. Ama politikanın esas görüntüsü bunlar olmamalıydı.

Siyasette esas amaç, halkın benimsediği ve halkın sevdiği kişinin Meclis’te görünmesiydi. İşte tam da burada siyasi parti liderlerimize söyleyeceklerimiz önemli olmaktadır. İlk atılacak adım, partilerin,
adaylık başvurusu yapanların halk tarafından, partililer tarafından sevilip ne kadar oy alabileceği tahminini yürütmek. Parti il başkanlıklarında bu adayların ne derece tanındıklarını, bulunduğu
bölgede ne derece oy alabilecekleri ve partiye nasıl bir ivme kazandırabilecekleri de araştırılmalıdır. Bunlar partilerde çok önemlibir yer tutmaktadır.

Partiye adaylıklarını koyanların mesleki durumları kadar halk arasında duruşları da önemlidir. Nasıl ki halk için milletvekili olup onların eksikliklerini Meclis kürsüsünde dile getirerek çareler aranacaksa...
Aynı şekilde parti için de iyi ses getirip halk arasında sempati kazanacaklar... Bu da partilileri, aday olarak belirlenen kişinin gerçekten iyi bir seçimle partiye kazandırılan kişi olduğu düşüncesine yöneltecektir.

ADAYLARDA TÜRBAN SORUNU DÜŞÜNCESİ...

Partilere adaylıklarını kaydettirenler arasında başörtülü ve türbanlı olanlar da var. Tam da burada akıllara gelen bir soru Ankara’da şu şekilde seslendirilmekte: “Türbanlı kişiler halk tarafından seçilirse
ve bu kişiler Meclis’e türbanlı girerse, ne olur?” Ankara’dan seslendirilen bu soru, bizim de aklımıza başka bir şey getirdi. Merve Kavakçı geçmişte Meclis’e seçilerek kapıdan girdiğinde ve oradan da genel kurul  salonuna geçtiğinde büyük bir protestolarla karşılaştı. Laik Cumhuriyet anlayışına ters düştüğü düşüncesiyle protesto edilen Kavakçı, aynı şekilde bugün de türbanlı olanlar Meclis’e girdiğinde nasıl karşılanacaklar?

Düşünülmesi gereken esas konu bu olmalıdır. Bu genel seçim oldukça hareketli geçecek. Ama partiler kendilerini bu seçimde daha iyi anlayacaklar. Bu seçimde Kılıçdaroğlu da kendini sınamış olacaktır. CHP’yi kurtarıcı olarak gelen ve genel başkanlığını bu kurtarıcı çerçevesinde oluşturan Kılıçdaroğlu, yapılacak genel seçimin kendisi için çok önemli olduğunu düşünmektedir.

Eğer CHP yapılacak seçimde oy oranını yükseltemezse, işte o zaman Kılıçdaroğlu büyük bir tükenişin resmini çizmiş olacaktır. Akabinde seçim sonrası meydana gelen yenilgi CHP’de kurultaya kadar gidecek ve kurtuluşu yeni bir liderin alacağı siyasi kararlarda bulacaktır.

Aynı şekilde AKP için de bu sözkonusudur. Çünkü AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, yapılacak genel seçimde eğer AKP de iyi bir oy alamazsa, partide liderliğini bitireceğini söylemiştir. Bunlar
partileri ve partilileri oldukça heyecanlandıran seçim konuşmaları olmuştur.

Bugün ve yarın, yaklaşan genel seçim tarihi büyük bir heyecanla bekleniyor. Partililerimiz, oldukça heycanlı günler yaşamaktalar. Şu sıralar “Kimi kimle değiştireyim de oy oranımı artırayım?” düşüncesi
parti başkanlarını oldukça yoruyordur.  Ama ne olursa olsun, güdülen parti anlayışı, milletlerarası ve partilerarası düşüncede de ağır basmaktadır. Çünkü yapılacak icraatlar...
Geliştirilecek mekanizmalar... Gerçekleşirilecek yatırımlar hep seçimde galip gelme üzerine kurulmuştur. Eğer galip gelinirse, bunun keyfine diyecek yoktur.
Ama ya kaybedilirse?..

İşte bu sorunun cevabını seçimde alacağız... Onun için seçime katılacak tüm partilere başarılar diliyoruz.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com