Amerikali Turk

Yazarlar

Suriyeli’nin Umudu Reformlarda Ama Ya Esad’ın Umudu!..

March 28, 2011 1:57 PM

okkes agaogluORTADOĞU adeta kazan gibi. Her gün bir ülke iç siyasette kaynıyor. Dengesiz bir siyasi yapıya sahip olan Suriye de yavaş yavaş kaos ortamına sürükleniyor. Ama liderleine sorarsanız, ülkeleri cennet
bahçelerini andıran bir güzellik timsali.

Ne olursa olsun, bütün Arap aleminde siyasi bir çıkmaz var. Bu çıkmazın adı, dengesiz yapılanma. Dengesiz iktidarlaşma ve dengesiz liderlik ve de hevesi.

Düşünebiliyor musunuz Libya liderinin servetinin milyarlarca dolar olduğunu. Halkı orada açlık ve sefil halde yaşarken Kaddafi dengesizi neredeyse dolarların kapladığı yatakta yatacak. Sonra da ortaya çıkıp
bir besmele çekip İslami bir duygu sömürüsü yapacak. Ardından Amerikan emperyalizmi diyecek ve sonra da  bu ülkeye paraları gönderecek. Gelin de inanın bu adamın politikasına!..

İşe bu kanaldan da baktığımızda karşımıza Suriyeli Esad’ın şu sözleri çıkıveriyor: Amerika’yla işbirliği yapmak da İran’ı gözardı etme manasına gelmez...”
Bundan ne anlaşılıyor?
Suriye’nin yavaş yavaş baskıcı yapısının yumuşaması anlamı çıkıyor. Tabii bir de reformlar. Oğul Esad, reformist adımlarla Suriye’yi bir yerlere getirmeye çalışıyor. Babasından kalan kötü mirası daha iyiye doğru getirmek için epey çaba sarfediyor. Bunu bugünkü aldığı radikal kararlardan da görebiliyoruz. Evet ama yine de reformist yaklaşımın ardından demokrasinin tam oturamaması durumunda Suriye ne  yapacak? İşte asıl sorun da burada yatıyor.

OĞUL ESAD İLE BABA ESAD ARASINDAKİ FARK

Baba Esad, çok gaddar ve aynı zamanda da Türkiye’ye hep düşman gözüyle bakan biriydi. Bu sadece baba Esad’ın özelliğiydi. Bununla da yetinmedi ve Baba Esad, Türkiye’ye karşı terörü hep destekledi. Adeta başımıza bela oldu. Ne zaman ki Türk komutanımız Suriye sınırına giderek, “Yeter artık. Bunların hesabı sorulacak” diye cümle sarfetti... İşte ne olduysa ondan sonra oldu ve çocuk katili terör örgütü Suriye’den kaçmaya başladı. Sonunda da hepimizin bildiği gibi terörist elebaşısı Suriye’den başka bir ülkeye gittiği halde Türkiye’ye adeta bir paket halinde getirilerek Şam’ı dize getirmiş olduk.
Sadece Şam mı?..
Yunanistan da aynı şekilde Türkiye’den dersini almış oldu. Bir zamanlar ASALA örgütüyle Türkiye’ye hep tehditvari girişimlerde bulunanlar da ağzının payını almış oldu. Fakat yine de teröre destek veren ülke olarak Suriye hep birinci sırada yerini aldı. Hiçbir zaman da Türkiye ile ne bir ticari gelişmeyi, ne de turizm sektörünü canlandırarak ekonomiye katkı sağlamayı düşünmüştür. Bunları yaparken de hiçbir zaman barışseverlik hislerini bünyesine kabul etmemiştir.

Baba Esad’ın başta kalmasının esas nedeni, çok baskıcı, zalim ve acımasız biri olduğudur. Öyle ki ülkesindeki bir siyasi durumu bastırabilmek için gözünü kırpmadan vatandaşlarının canını alacak kadar zalim biriydi. 30 yıl süren liderliği döneminde en kanlı çatışmalar da yaşattı ülkesine. New York Times gazetesi ölü sayısının 20 bin kadar olduğunu tahmin etti. Thomas Friedman ise ölü sayısının 38 bin olduğunu yazdı. Daha doğrusu yaklaşık 40 bin kişinin katledildiği Hama baskınından sonra ülkedeki  baskılar daha da artırılarak halkının üzerinde milli bir bela haline gelmişti. Bu katliamdan sonra ne bir insan hakları dernekleri Şam’a ceza yağdırabildi... Ne bir dünya kınama mesajları karşısında ciddi adımlar atarak ülkeye heyetler kabul edildi... Ne de demokratik ülkeyle normal ticari ve siyasi ilişkiye girildi...

Sadece ve sadece Rusya’nın güdümünde hareket ederek Amerika’ya karşı güçlü olmaya çalıştı. Baba Esad’ın bütün siyaseti terör üzerine kurulmuştu adeta...
Peki sonra ne oldu?
Ne olacak, öldü. Geriye onarılması çok zor bir ülkeyi bıraktı. İnsanları her konuda devlet tarafından gaspedilmeye hazır bir ülke olarak Suriyelileri bıktırdı. Ama bugün bu bıkkınlık özgürlük için sabrın son demlerini gösteriyordu. Ve sonunda Suriyeliler ayaklandı. 50 yıla yakın bir baskı rejiminden oldukça rahatsız olan ve artık demokrasiye geçmenin şart olduğunu vurgulayan halk, oğul Esad’a karşı
mitingler düzenledi. Yürüdüler ve isteklerini bağırarak anlattılar. Oğul Esad ise, radikal kararlar almak için bir dizi reformlar yapmaya mecbur kaldı. Ama bunu yaparken de öylesine halkçı görünüyordu ki,
babasından daha fazla seviliyormuş resmi çiziliyordu. Reformist tavrı halkının düşüncesini kendisine sempati olarak döndürüverdi.

OĞUL ESAD’IN ÇABASI TÜRKİYE’YE BENZEMEK

Oğul Esad bugün radikal ve rejim kararları aldıysa, bunun temelinde Türkiye’nin ekonomiyi nasıl yönettiği olmuştur. Esad’ın Türkiye ziyaretlerinde meydana gelen yakınlık ve samimi davranışlar, Esad’ın
kafa yapısını değiştirmiştir. Öyle ki Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olabilme savaşımı Şam’ı da hareketlendirmiştir. Çünkü Esad buna, “Suriye komşu Türkiye’nin sayesinde Avrupa’ya kapısını açmıştır”
gözüyle baktığı için, politikasının artık değişmesi gerektiğine inandığını herkes de bilmektedir.
Ama bunu kırabilmek için her zaman devrede olan bir ülke vardır. O da İsrail’dir. Suriye’nin dağılmasını büyük bir özlemle bekleyen İsrail, Ortadoğu’da dengelerin oturması için Şam’ı hedef almıştır. Ama ne
olursa olsun yine de İsrail bu ayaklanmayı ve Suriye’nin bölünmesini hayretle ve zevkle izleyecektir. Fakat İran’a göre Suriye’nin dağılması Ortadoğu’da istikrarı daha fazla bozacaktır. Hamas’ı destekleyen Şam olmayacaktır. Lübnan da bu eksenin içine çekilecektir.

Ayrıca İran meselesi de başlı başına bir sorun olarak ortaya çıkmış olacak. Neden mi?
Çünkü İran, Suriye’ye bakış açısını çok önemsemektedir. En azından Ortadoğu’daki istikrarlı mücadeleye destek olarak gördüğü Suriye’yi kendine stratejik anahtar güç olarak gören İran rejimi, dengeleri koruma adına epey planlar geliştirmiştir. En azından Suriye’ye verdiği karşılıksız petrol ihracı bölge ülkelerini gergin hale getirmeye yetmiştir. Ama Suriye üzerinde oynanan büyük oyunlar halâ İsrail tarafından özlemle beklenmektedir. Daha doğrusu Suriye’nin dağılmasını kurtuluş olarak gören İsrail, nedense sonraki gelişmeleri anlamayacak kadar kör bir plan yapmaktadır.

Kör planı yok edecek Suriye planı da demokrasiye adım atmak olacaktır. Esad bunu bildiğinden dolayı bugünkü reformist hareketlerle ülkeyi kurtarma yoluna girişmiştir.

İran ise Suriye’nin demokrasiyi seçmesinden rahatsız olabilir. Çünkü en azından Baas rejimine alışık olan İran’ın, Suriye’deki demokratik adımlarına yenik düşecebileceği endişesi de vardır. Tahran’ın
Hizbullah’a silah yardımı yapmak için arada köprü olarak Suriye’yi kullanmaktadır. Tabii bunun son olaylarda meydana gelen siyasi gelişmelerde görmek de mümkün olmuştur.

Bugün ABD eski başkanı Bush’un şer üçgeni olarak adlandırdığı ülkelerden biri olan Suriye’yi her zaman dikkatle izleyen Pentagon da, mutlaka Ortadoğu politikasını İsrail adına düşünmüştür. Ama Suriye’nin
demokrasiye geçmesiyle İran’ın kaybedeceği rejim sistemi Amerika’nın stratejik düşüncesine ne derece etki edeceği de belli olmayabilir. En azından bölgede istikrarlı ve emin adımlarla gitmek için zengin
ihracat hacmini yakalamayı kendine hedef olarak gören bir Suriye, Amerika’nın başına bela görüntüsü verir mi?

Onu bilemeyiz. Ama tek bildiğimiz şey, Amerika’nın, bölgedeki şımarık ve haylaz ülke olan İsrail’in terör politikasını bahane ederek sağa - sola bomba atmasının ne derece doğru olduğunu kabul etmesidir?
İşte bunun cevabını şimdiden Amerika mutlaka düşünüyordur. Suriyeliler reformist beklentileri kendinde umut olarak görürken... Esad’ın beklentisinin, Türkiye gibi bir ülke konumuna erişmek olduğudur. Ama
bunu yaparken de ülkeyi kaybetmemek uğruna... Çünkü “şer üçgeni” ifadesinden bir an önce kurtulmak istiyor...

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com