Amerikali Turk

Yazarlar

Obama Doktrini Bekleyen Amerikalı Farklı Hizmet İstiyor!

March 29, 2011 3:43 PM

okkes agaogluOBAMA, Amerikan siyasetini daha farklı kılmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Tabii bunu yaparken de ülkesindeki farklı toplumları birbirlerine düşman etmeden ipi göğüslemek istiyor. Obama, dünyada bir ilki gerçekleştirerek siyahi bir adayın başkan olmasını kanıtlamıştır. Kanıtlarken de, bütün Amerikan toplumlarının sempatisini ve beğenisini de kazanarak farklı bir imajla rotasını çizmiştir. Özellikle başkan oluşunun ilk gezisini Türkiye’ye yaparak farklı bir düşünce platformuna sürüklemiştir dünya medyasını. Bu davranış hem Obama’ya farklı bir çizgi kazandırmıştır ve hem de İslam
aleminin bakışına...

Obama’nın başkanlığının ilk günlerinde dünya medyası Amerikan seçimlerindeki bu değişikliğin evrensel değerlerini manşetlerine taşımıştı. Özellikle siyahi bir liderin başkanlığını Amerikan tarihinde kimse hayal bile edemezdi. Bu hayali gerçekleştiren Obama, tüm beklentileri ve hesapları altüst ederek Beyaz Saray’a yerleşmiş oldu.

Buraya kadar (yani Oboma’nın başkanlığına kadar olan ilk günkü beklenti) gayet iyi gitmekteydi. Ama bundan sonrası ise Amerikan toplumu için farklı yorumlarla önem kazanmaya başladı. Örneğin Ermenilerin Türk düşmanlığı... Yunanistan’ın “ne kadar da dost görünseler” içlerindeki gizli kinleri... Sınırötesi harekatlardaki baskıcı politikalara boyun eymeyen ülkelere ambargo uygulama beklentileri... Bunun gibi farklı farklı nedenlerden ötürü beklenen
tüm siyasi hareketler Obama’dan beklenenler oluyordu.

Obama ise, bazen bu isteklere boyun eğerek beklentilerin yüreklerine su serpiyor... Bazen de sivil toplum örgütlerinin farklılıklarını gözardı etmeden konuya sıcak yaklaşmaya çalışıyor. Bunları yaparken de direkt konuya girerek kendi emelleri doğrultusunda siyasette duruşunu gösteriyor.

Ama ne zaman ki konu sınırötesi harekatlara yöneliyor, işte burada farklılaşma ister istemez ortaya çıkıveriyordu. Örneğin Amerikan toplumunun rüyalar alemindeki liderlik beklentileri bir o kadar daha taraf kazanarak Obama’ya baskı rejimi olarak da yansıtılmaya başlıyordu.
Nasıl mı?
Amerika’daki Musevi lobisi (ADL), Türkiye’ye baskı yapılması için Ankara’ya diplomatik dillerle ters düşmeye başlamıştı. Bu lobi, son zamanlardaki Türkiye -İsrail arasındaki gerginliğin tek sebebinin Türk hükümeti olduğuna karar veriyor, kendilerini Amerika’da tam yetkili görerek devletlerarası ilişkilere burnunu sokacak kadar etkili olduklarını göstermeye çalışıyordu.

Fakat hiçbir zaman da bunun esas sebeplerini ve amaçlarını araştırmak istemiyorlardı. Çünkü bu gibi lobiler sadece kendilerini güçlü hissettikleri için araştırmadan yana olmazlar. Bu güçlerini de Beyaz Saray’da hissetmek isterler. İşte bu yüzdendir ki Obama’nın politikası ister istemez bazı zamanlarda değişikliğe uğrayacaktır...

BUSH’UN POLİTİKASINA KARŞI OLDUĞU HALDE AYNI POLİİKAYI UYGULAMADI MI?..

Bu değişiklikler içinde Obama zaman zaman Irak politikası ile en büyük değişikliği hissettirmektedir. Mesela başkanlığa gelir gelmez “İlk işim askerimi Irak’tan çekeceğim...” diyerek yola çıktığında Amerikalı annelerin gönlünde taht kurmuştu. Ve bu coşkulu anneler, dünya televizyonlarından da izlenmişti. Ama bugün bu olay daha çok farklılıklar kazanarak ilerlemektedir.

Bush politikasına karşıtlığıyla Amerikan toplumunun gönlünde taht kuran Obama, bugün Libya’ya operasyonda liderlik konumundadır. Ama bunu yapmaya da mecburdur. Bir süper güç olarak müdahale etmesi, Rusya’nın o bölgedeki hükümranlığını kırmak içindir. Fakat gelin görün ki Beyaz Saray’ın kurmaylarıyla ortaklaşa alınan kararlar Obama’nın enerji sıkıntısındaki düşüncesiyle örtüşmektedir. Sonuç olarak da “Petrol rezervleri neden Amerika’ya akmasın?” beklentisi düşünce boyutuna girmeye başlamıştır. Tabii bunlar yapılırken de şımarık Sarkozy’nin sorumsuz ve insafsız davranışına göz yumulmuştur.

Bunlar Amerikan toplumunda belki başarı olarak görünebilir ve Obama’ya olan destek daha da çoğalabilir ama dünya milletlerinin istediği Beyaz Saray sorumlusu puan kaybeder. Tabii bu da dünya ülkelerinde Amerika’nın gözden düşmesine neden olabilir –Ki bunlar bazı ülkelerde halâ geçerliliğini korumaktadır– ve süper gücün sempatisi yavaş yavaş sönebilir.

Örneğin daha dış dünyaya gitmeden Amerika’nın kendi içindeki bazı kuruluşların Obama’dan şimdiden bazı isteklerde bulunduklarını söyleyebiliriz. Ama İngiliz Times gazetesi daha ağır sözlerle Obama’ya saldırmaya başladı bile. Bakın ne diyor Times gazetesi: “...Belki de sivillerini tek tek yakalayıp katletme tehditleri savurduğu  Bingazi, Tobruk ve diğer şehirlerde güvenlik güçlerinin ve paralı askerlerinin  güç sahibi olmasının yollarını arayan Albay
Muhammed El-Kaddafi - ya da birilerinin vasıflandırdığı gibi Arap dünyasının en büyük zorbası-, Washington ve NATO karargahını kaplayan
tereddüt havasından oldukça mutlu.

Koalisyonun, Kaddafi’nin tugaylarına, savunma mekanlarına ve diğer askeri üslere karşı hava saldırısının başlamasının üzerinden bir haftadan fazla süre geçti. Buna karşın Libya semalarında gerçekleşen ‘Odessa Şafak’ operasyonunun fiili liderliğinin kimde olduğu hususu gizemini koruyor.”

Buradan da anlaşılacağı üzere, Amerika’nın, Libya hava sahasına esnek duruyor düşüncesiyle Obama’ya saldırması İngiltere için adeta bir eleştiri nedeni oluvermiş –Ki Times gazetesi bunları yazmakta.

Tüm bu gelişmelerin yanında Obama, halkına dahah iyi hizmet verebilmek için dış dünyaya bazen kulaklarını tıkadığını biliyoruz. Örneğin Güney Kore için yapılan askeri tatbikatlarda dahi Rusya’yı darıltmadan Kuzey Kore’ye karşı yapılan ince diplomasiler Amerikan poltikası için çok önemlidir. Aynı şekilde Rusya da Amerika’yı darıltmadan Ortadoğu politikasına ince ayarlar yapmaktadır. Bunlar iki ülkenin karşılıklı alışverişlerini kolaylaştırıcı detaylarla süslenmektedir.

Fakat Obama, kendi doktrinini gösterebilmek için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Ancak her istediği şeyin olamayacağını bilmesi de Obama’yı kamçılamaktadır. İşte bu kamçılanmaya ayak direyen Obama, ikinci kez seçilmenin başarısını kovalamaktadır. Anlaşma (The Pact) kitabının yazarı Steven M. Gillon, bakın Obama için nasıl yazı yazmış: “Eğer Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi'ni hem de Senato'yu ele geçirirse, Obama'nın 2012'de başkanlığı ikinci defa kazanma şansı yükselir.”

Amerika’da başkanlık seçimi kıran kırana gider. Amerika’nın iki büyük partisi vardır:Cumhuriyetçiler ve Demokratlar. Bu iki parti bünyesinde bulunan politik duruşlar seçimlerde önemli faktörleri oluşturur. Örneğin Demokrat Parti Yahudilerin, göçmen kuşaklarının, Katoliklerin ve Kadınların desteğiyle ülke genelinde liderliğe oynamaktadır. Tabii bunun yanında eğitimli okumuşların desteği de azımsanacak kadar değildir.

Biraz geriye 2004 yılına gidersek, Bush’un ikinci kez seçildiği halde başkanlıkta kan kaybetmeye başladığını görürüz. Bu artık anketçiler için de pek sürpriz olmamıştır. Hem kamuoyunda ve hem de Kongre’de Cumhuriyetçilerin yolsuzluklara karışması işleri daha da kötüye götürmüştür. Senato’nun ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğunu kaybeden Cumhuriyetçiler Obama karşısında yenilgiye uğramıştır.

Bugün Amerika’da kimilerinde, “Cumhuriyetçilerle daha fazla dirsek teması olabileceği yönünde” söylemler gezinmektedir. Daha doğrusu Demokratların ve Cumhuriyetçilerin karşılıklı stratejiler üretmeleri seçim yaklaştıkça daha da belirginleeşecek. Haliyle bu da değişik politikalar üretilerek kamuoyu takip edilecek.

İşte tam da burada Obama, ikinci kez seçilebilme olasılığı üzerinde dursa da Bush’un düştüğü duruma yakalanmamak için stratejistleriyle ve kurmaylarıyla anketlerde ön plana çıkmak için politik zemin yaratmaya gidecek. Amerikalılar da Obama doktrinini görebilmek için bütün zeminlerde farklı yaklaşımlar bekleyecek.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com