Amerikali Turk

Yazarlar

AB, Türkiye’ye Siyah Gözlükle Bakmaktan Artık Vazgeçmeli...

April 04, 2011 3:19 PM

okkes agaogluTÜRKİYE, 1959’lu yıllardan itibaren Avrupa Birliği’ne adım atmak istedi ve imzasını attı. Ankara Anlaşması da bunun devamını getirdi. Ama ne yazık ki Avupa Birliği’nin o “kültürlüyüm” şımarıklığını bir türlü yenemedi. Gerçi bu işlemi yapması için bir hareket yeterlidir. O da şudur:

“Avrupa Birliği’ni reddediyoruz. Ama bizim anlayışımızdaki Batılılık esas hedefimizdir. Yoksa sizin baskı ve siyaset sistematiğiniz bizim özlediimiz işlemler değildir. Avrupa Birliği’ne güle güle der, Ankara kriterlerine doğru adımlarımızı hızlandırırız. Dünya, bir tek Avrupa’dan ibaret değil. Bunu sizler daha da iyi bilirsiniz..”

Düşünbiliyor musunuz, Türkiye enerjide ve ihracatta dünya rekoru kırarken, bize “Sizin demokratik atılımlarınız bize yeterli gelmiyor.

Başlıklar üzerinde mutabık kalmamız için hızlanmanız lazım” diye laflar öne sürerek Avrupa Birliği’nin kapılarını sürekli yüzümüze kapatanlar, bugün, “Yunanistan Avrupa’nın hırçın ve yaramaz çocuğu” imasıyla hareket ediyor. Ama yine de Atina’ya karşı kıllarını da kıpırdatmıyorlar.
Bu aşamada Avrupa Birliği’ne şu söylenemez mi: “Ankara’ya karşı sürekli olumsuz cevaplar vererek dini yaklaşımı ön sırada tutuyorsunuz, ama iş Yunanistan’a ve diğerlerine gelince ne demokrasiyi, ne insan haklarını, ne ekonnomik göstergelerin
olumsuzluğunu konuşuyorsunuz... Bunun neresi adil davranış?..”

Sadece Yunanistan mı?

Bakın bugün İspanya’nın da iflasın eşiğinde olabileceğinden bahsediliyor. Hem de Avrupa’nın ağırlıklı üyelerinden biri olarak. Öyle ki Euro karşısında büyük bir çaba gösterip onu sırtlayan ve yüzde 13’lük gibi devası bir ekonomi pastasıyla Avrupa Birliği’nde kilit rol oynayan İspanya, birliği nereye götürür?

Götüreceği yer kesin: Kaosa.

Ama bunu kabullenmeyen birlik, “gerçek de olabilir”i anımsayarak kara kara düşünmeye başladı bile. Çünkü sadece İspanya’nın çöküşü, Euro olarak değerlendirilmemeli. Onu takip edecek en önemli noktalardan biri de İspanyol bankalarının Portekiz’de birçok şubeye ulaşması...

Yine aynı derecede İspanyol şirketlerinin büyük sermayelerinin bu ülkede dev yatırımlara imza atması...

Bu yatırımlardan neyi anlamalıyız?

Şunu: İspanya ne kadar Euro kralı olsa da. Ne kadar Avrupa Birliği’nin yaşamsal mekanizması olsa da... Ne kadar yatırımlar yaparak ilk 1’e girse de... Ne kadar şirketleri büyük olsa da... Bir yerde düşünemediği ve yapamadığı şeyleri bir anda hatırlayıp düşünerek hareket etmeli –Ki, bugün kara kara düşünmemeli...

Esas Portekiz’in büyük sorunları varken, bu sorunların en başında İspanya yatırımlarının tehlikeye girmesinden bahsediliyor.

MOODY’S’İN İSPANYOL BANKALARI HAKKINDA KARARI

Portekiz adeta diken üstünde. Ekonomik çöküş ha oldu ha olacak.  Beklentiler bu yönde gelişirken kredi derecelendirme kuruluşları da bu konuda kolları sıvadı. İlk tepkiyi ve etkiyi İspanyol bankalarına yaptı. Tam 30 İspanyol bankanın kredilerini düşürme kararı alması sadece Portekiz’i ve İspanya’yı derinden sarsmayacak. Bu adeta Avrupa Birliği için de derin bir deprem etkisi yaratacak.

Nasıl yaratmasın ki...

Çok güvendikleri Euro değerinin çok riskli bir hal alması ve bir ülkeyi iflasa götürürken diğerini de peşi sıra sürüklemesi “Birliğe ne derece güven sağlar?..” Varın bunu siz düşünün.

Bu kıskaçtan kurtulmak için epey çaba sarfeden İspanya Başbakanı José Rodrìguez Zapatero, derin düşüncelerini şu açıklamalarla duyurmuştu: “Tüm uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına saygı duyuyorum, ancak hükümet bakanı olarak İspanya Merkez Bankası’na güveniyorum...” Zapatero tabii ki bunları söyleyecek. Tabii ki ülkesine olan yabancı yatırımların ürkmemesi ve geri çekilmemesi için cesur konuşmalar yapacak. Ama ne olursa olsun Portekiz’i sırtlayan İspanya, pek o kadar
kolay atlatılacak bir krizin kapısına dayandığını sanmasın. Çünkü Portekiz ekonomisini öylesine sırtlamıştır ki, neredeyse her alanda bu ülkeyle sıkı bağlara sahiptir.

Portekiz’de ‘kurtarma operasyonu” İspanya’nın onlarca bankasına büyük darbe vurabilir. Bu da, büyük hayaller besleyerek Portekiz’e devasa yatırımlar yapan bankaların büyük darbe yiyeceği anlamına gelir. Bunu sır gibi saklayamayan Zapatero krizi atlatmak için elbette Portekiz’e yardım da edecektir. Ülkesinin birikimini sağlayan merkez bankasının bütçesiyle nereye kadar yardım edebileceğini düşünmek elbette
kolaydır. O da, kendi dev şirketlerinin yatırımlarını ve olası büyük bir krizin bankalarına yapacağını etkisini hafifletmeyi...

TÜRKİYE’NİN DURUMU VE AVRUPA BİRLİĞİ

Avrupa, birlik adına adımlarını temkinli atmak için sürekli Türkiye’ye uyarılarda bulunarak ukalalıklarını gözler önüne sererken, Ankara; eknomide büyümenin risklerini en aza indirmiş durumda. Hatta dünyada büyüme oranını yakalayabilen ender ülkeler arasında görülmekte. Şu sıralar bu hayalleri gerçekleştiren ve ithalat ve ihracat rakamlarını dengede turarak bütçeyi de kasasına kilitleyen Türkiye, birçok Avrupa
ülkesinin yapamadığını tek başına yapmıştır.

Ama gelin görün ki Türkiye’nin bugün yaptığını herhangi bir Avrupa ülkesinin yapamadığını gören birlik, yine de Ankara’ya taraflı olarak yaklaşmaktadır. Bu taraflılık gittikçe de can sıkmaya başladığı halde Türkiye, yine de olağanüstü sabır ve sükunet ile yoluna devam etmekte kararlı. Nasıl kararlı olmasın ki?

60’lı yılların heyecanı ve dürüstlüğü halâ devam ederken, Avrupa Birliği’nin dinsel ve yanlı açıklamaları ve davranışları Türkiye’yi oldukça düşündürmeye başlamıştır diyebiliriz. Özellikle son Libya müdahalesinde Fransa asalağının Türkiye’ye yaptığı davranışına bakarsanız, Sarkozy’nin ne kadar yanlı olduğunu bir kez daha anlamış
oluruz.

Evet Türkiye Müslüman ama laik ve cumhuriyet ilkelerine bağlı bir ülke. Demokrasiyi çoğulcu parlamenter sistemle ayakta tutan ve kişi hak ve özgürlüklerine saygı duyan bir ülke. Ama gelin görün ki Avrupalılar Türkiye’ye hiç de öyle bakmıyorlar.

Neden mi?

Türkiye tam üyelik hakkı kazanırsa Avrupa Parlamentosu’nda çok geniş sandalye sayısına sahip olacak. Bu da “Türkiye ne derse o olur” mantığını ön plana çıkaracak. Buna dayanamayan Avrupa Birliği Ankara’ya sırt çeviriyor ama olası ithalat ve ihracatı gözlemleyerek Türkiye’yi kaybetmek istemiyor.

Konu buradayken ve bu kadar ekonomileri sırıtlamışken Avrupa Birliği’nin anlayışını kavrayamamak Türkiye için hiç de zor değildir.  Ama Avrupa Birliği’nde epey yol almak isteyen Ankara’nın hedefleri kendi başına bir ekonomi kriteri olma yorunda iddialı görünüm kazanmıştır.
Hal böyleyken Portekiz’in can simidi olma yolunda kararlı görünen İspanya’nın hedefinin pek de içaçıcı durumda olmadığını gösteriyor.

Diyelim Avrupa Birliği çok büyük yara aldı. Portekiz de beraberinde İspanya’yı peşinden sürükledi. Ne olacak? Tabii ki iflas edecek bu iki ülke. Ama ne olursa olsun böylesine olumsuz gelişmeler karşısında hazırlıksız yakalanan ülkelerin birliğe
vereceği zarar da onarılamaz bir darbeye maruz kalacaktır. İşte o zaman alacakları karar aynen şu olacaktır: “Birlik olarak karar verdik, ya Euro’yu kurtarma operasyonuna katılmak için büyük Avrupa ülkeleri bir araya gelecek... Ya da eskiden olduğu gibi her ülke kendi para birimine tekrar dönecektir.”

Buradan da anlaşıldığı gibi, “Kurunun yanında yaş yanmasın” ilkesine sadık kalarak bir tek Portekiz’i kurtarma adına ekonomik operasyon yapılmayacağa benziyor.

Ama ne olursa olsun, Avrupa Birliği, Türkiye’nin ekonomideki başarısına siyah gözlükle bakmaktan vazgeçmeli. İşte o zaman yansız bir birlik olduğunu kanıtlamış olur. Yok eğer yanlı olacaksa –Ki öyleler– Ankara’yı bahane edeceklerine kendi dertlerine yansınlar.

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com