Amerikali Turk

Yazarlar

Türkiye’nin Ortadoğu Duruşu NATO Ve BM’nin Elini Rahatlatır

April 10, 2011 5:18 PM

okkes agaogluSON günlerdeki Libya gelişmeleri çok farklılıklar gösteriyor. Özellikle Libya’daki kentlerde yaşanan savaş unsurları arasındaki
mücadele, oldukça da gerginlik yaratmakta. Fakat en kötü olanı da, muhaliflerin ve Kaddafi yanlısı askerlerin bir ileri - bir geri
şehirleri alıp geri vermeleri... Ama bunlar yaşanırken, canlar alınıyor, insanlar adeta birer kobay gibi görülüyor, hiçbir değeri
olmuyor ve silahlar ölüm  kusuyor.

En önemli olanı ise, Kaddafiye bağlı askerlerin muhaliflere adeta “Bunlar sivil ama düşman asker. Ülkemizin bütünlüğünü ve huzurunu bozuyorlar...” diyerek silahlarıyla ölüm  kusmaları oluyor. Oysa Kaddafi’ye bağlı askerlerin ne kadar da yanıldıkları gün gibi ortada. Bir defa silah çektikleri insanlar, kendi ülkesinin insanları...

Şehirlere saldırarak öldürdükleri insanlar kendi kardeşleri... Ama gelin görün ki demokrasiye silah çeken askerlerin kıt zekaları ve içinde bulundukları sistemi sonuna kadar savunmak için kardeşlerinin kanını akıtmaları, Batı emperyalizmini ülkelerine davetiye çıkarıyor. Onlar ise bunun bir türlü farkına varamıyor.

İşte tam da burada hatırlanması gerekenin, Türkiye’nin isyancılar için, “Silah verilmesin çünkü bu sonrası için çok tehlikeli bir hal alacak...” açıklaması olmuştur. Gelin görün ki  Ankara’nın yaptığı bu açıklama, Libya’da Türkiye aleyhtarlığına kadar uzanmıştır.

Protestocuların gerekçesinde, “Kaddafi askerleri bizi öldürmeye geliyor. Türkiye ise bize silah verilmemesi için uğraşıyor...” olmuştur. Oysa Ankara’nın yapmak istediği şeyin, (muhaliflere ellerindekinin haricinde silah verilmesiyle) hiç bitmeyecek bir iç savaşın fitilinin ateşlenmesi olayının önüne geçmek olduğudur.

Haliyle işin siyasi boyutuna bakmayan ve sadece canlarını sağlama alabilmek için silaha ihtiyacı olan muhaliflerin tepkisi Ankara tarafından doğal karşılanmıştır. Bu açıdan değerlendirmelere olumsuz bakarak elinin güçlenmesini isteyen Kaddafi de, halkına yeniden saldırarak çete savaşını ugulamaya devam etmektedir.

Bu işin böyle gitmesi elbette ki dünya ekonomisine de... Dünya enerjisine de... Petrole bağımlı ülkelere de... İslam Konseyi’ne de... ve bunun gibi çok farklı siyasi alanlara da ağır darbeler vurmaktadır. Tabii itiraf edilmeli ki Kaddafi, bu durumdan oldukça memnundur. “Ben ne kadar vurursam dünya o derece petrole ve bana bağımlı olur...” gibisinden yanlış ve eksik bilgilendirmeyle yola çıkan Kaddafi, bugün bunu düşünecek kadar “Ben akılıyım” diyemez...

Çünkü her akıllı olmanın zemininde bir boşluk mutlaka bulunur. Siyasetçiler zaten bunun için vardır. Batılı siyasetçiler ve ona bağlı olan dünya grupları, bu tür boşluklardan yararlanarak “topluca hücum” emrini resmi yollardan verirler. Tıpkı bugün Irak’ta, Afganistan’da ve diğerlerinde olduğu gibi.

Ama Birleşmiş Milletler’in kanuni ve zaruri olarak ele alarak müdahale kararı vermesinin önüne geçen ve avuçlarını ovuşturarak “Şu Libya petrolüne bir ulaşabilsem başka şey istemem...” diyen Fransa’nın durdurulamaması... İşte akıllı olmanın zeminindeki boşluğu farkedememeden geliyor. Bunu farkeden zaten Libya’nın bugünkü haline gelmesine müsaade etmezdi. Ama gelin görün ki Kaddafi, “Tek başına orduyum” dercesine halkına kurşun ve bomba yağdırmakta.

TÜRKİYE’NİN BARIŞ ÇAĞRISI VE MADDELER

Türkiye, bugün Libya’da iç savaşın daha da körüklenmemesi ve bir an önce durması için “Barış Planı”nı içeren maddeleri açıklamış ve dünya kamuoyuna duyurmuştur. Libya için bir nevi yol haritasına dönüşecek olan maddeler şöyle sıralanmıştır: (Aynen yazıyoruz):

1– Derhal gerçek bir ateşkes sağlanmalı ve Kaddafi’ye bağlı askeri unsurlar bazı şehirlere uyguladığı kuşatmaları kaldırmalı ve şehirlerden çekilmelidir.
2– Hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün Libyalı kardeşlerimize kesintisiz insani yardım akışı sağlayacak, güvenli insani bölgeler oluşturulmalıdır.
3– Tüm Libya halkının meşru çıkarlarını dikkate alan, kapsayıcı bir demokratik değişim ve dönüşüm süreci derhal, ivedilikle başlatılmalıdır.

Bu sürecin hedefi de halkın özgür iradesiyle yöneticilerini seçeceği anayasal demokrasi nizamının tesisi olmalıdır. Evet... Türkiye’nin Libya halkına yaklaşımı böyle. Fakat tuhaf bir şey var ki, o da insanı bayağı düşündürüyor. Muhalifler neden Türkiye’ye karşı böylesine kin tutarak protesto ediyor da, ülkelerine ilk saldıran ve “Biz geliyoruz” bile demeden ve de muhalif kanadın nerede ve nasıl gizlendiklerinin koordinatlarını alacak kadar zaman vermeden
bombalayan Fransa’yı protesto etmiyor?..

Sizce bu düşündürücü değil mi?..
Oysa Türkiye, hem NATO ve Birleşmiş Milletler’e (BM) üyesi olması... Hem de Müslüman olması, bu iki dev kuruma büyük bir şans getirmiştir. Ama bu şansın Libyalının kaderinde çok büyük etkisinin olacağı gerçeğini bir türlü algılayamayan NATO ve BM, ellerindeki çok büyük şansı görememelerinin çaresizliği içinde bugünlere gelinmiştir. Ama gelin görün ki, bugün Ankara’nın yaptığı uyarıların ne kadar önemli bir rol oynadığını gözler önüne sermektedir.

Bakın siz İngiliz gazetesi Financial Times’ın Türkiye hakkında yaptığı yoruma: “Libya'da ateşkes sağlamaya çalışan Türkiye, tüm Ortadoğu'da diplomatik gücünü gösteriyor. Davutoğlu, Bahreyn'den sonra Libya muhalefeti ile buluşmak amacıyla Katar’a geçti, bunun ardından da Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile görüşmek üzere Suriye'ye gitti. Ancak Ankara, Bahreyn'deki çatışmaları, Şii çoğunluğu ile Sünni azınlık arasındaki mezhebi ayrışmaları derinleştirme, dış güçlerinin müdahalesini çekme ve daha geniş bir bölgesel istikrarsızlığı yaratma potansiyeli nedeniyle özellikle tehlikeli olarak görüyor...”

The Guardian da bakın neler yazmış: “Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün (önceki gün) açıkladığı yardım için insani koridorların açılması, Kaddafi güçlerinin kuşattığı şehirlerde ateşkesin sağlanması ve genel seçimler de dahil yeni bir siyasi süreç için görüşmelerin başlanmasını içeren üç ayaklı barış planının Kaddafi'ye iletti. Bu planın geçtiğimiz hafta Türkiye'ye ziyaret gerçekleştiren Ubdeydi yoluyla Kaddafi'ye ulaştırıldı. Türkiye’nin bu yeni barış teklifinin gelecek hafta Katar'da yapılacak zirvede masaya yatırılacağı kuvvetlidir.”

Bu neyi gösteriyor?
Tabii ki Türkiye’nin Müslüman oluşunun ve o bölgeye eli silahla değil, barışçıl amaçlarla çözüm bulmak için gidişini gösteriyor. Ama en önemlisi de, dayatmacı Batı politikalarıyla değil, İslami görüş çerçevesindeki kültür birleşimi kimsenin aklına gelmemiştir. Yani, Irak’ı işgal eden Amerikan askerleri, camilerdeki toplu namazları terör olarak algılayıp ateş açtıklarını... Yapılan düğünlerde herkesi bir araya gelerek oynadıklarında bunların da isyan için biraraya geliş olarak nitelediklerini ve kurşun yağmuruna tuttuklarını bütün dünya bilmekte. Ama Türkiye, Müslüman inanışlarına dahil olduğundan, bu tür
kutlamaların günlük doğal hayatın bir gereği olduğunu iyi bilen bir ülke.

Ayrıca Türkiye’nin, NATO ve BM üyeliğinden yola çıkarak Müslüman oluşunun bu tür ülkelere olan görüntüsü Batı için çok olumlu sonuç doğuracağından... Ankara’nın 3 madelik planı desteklenmelidir.

Sadece bu mu?
Tabii ki değil. Artık bundan sonra Ortadoğu planı çerçevesinde Türkiye’nin farklılığını görebilmek, Arap aleminin çağdaş ve modern dünyayı yakalamaları açısından çok önemlidir. Son günlerde Türkiye’nin Arap alemi için örnek olmadığı yönünde çıkan haberler ise Ankara’ya karşı bir tuzak teşkil etmektedir.
Sanki Türkiye demokrasiyi istemiyormuş... Sanki Türkiye laik değilmiş... Sanki Türkiye Hıristiyan kulüpmüş... Sanki Türkiye çoğulcu parlamenter sisteme dahil değilmiş... Sanki Türkiye asker ağırlıklı siyasetin devamıymış... Gibisinden saçma sapan laflar üretilerek Türkiye karalanmak isteniyor. Oysa Türkiye, ne Fransa gibi Libya’nın başına bomba yağdırmaya koştu... Ne de Kaddafi sistemine arka çıkarak kralcıdan çok kralcı oldu... Aksine Türkiye, her zaman yaptığını yaptı ve barışçıl çözümler aramak için Ortadoğu’da ülkelerarası mekik dokuyarak tıkanıkları çözmeye çalıştı ve çalışıyor.

Türkiye’ye bu açılardan bakıldığında hem NATO’nun ve hem de BM’nin eli daha kuvvetli olacaktır. Sadece kuvvet değil, Ortadoğu siyasetine olan
politik duruşuyla dünya ülkelerinin bu yöreye olan bakış açısında da ciddi oranda farklılıklar yaşanacaktır.  Artık bundan böyle, “Ortadoğu kaynayan kazan. Bu bölge 3. Dünya ülkeleri açısından gelişmemiş bir koordinatlar zincirini oluşturmakta. Değil demokrasi, sivil otorite bu yörenin yanından dahi geçemez” ifadeleri de, demokratikleşmeye hız verilerek çürütülmeye mahkum edilmelidir. Artık bunun adımlarının atılması gerekiyor. Yeter ki Sarkozy gibi
düşünen asalak siyasilerin ölüm makinelerinin tetikçiliğini yapmış olmasın.

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com