Amerikali Turk

Yazarlar

Economist’in Ve Batılı Basının Yorumları Türkiye’yi İyi Tanımadıklarını Gösteriyor!..

April 11, 2011 2:10 PM

okkes agaogluBATIDA ekonomi ve sosyal denge o kadar düzgün olmadığı halde, kendilerini aşan konularda da denge üstü manşetler atarak herhangi bir ülkeyi yorumlamaları, bizleri oturdukları yerden ahkam kesiyor
düşüncesine sevketmekte.

Nasıl etmesin ki...
Bakın Economist’e ne demiş Türkiye için: “Türkiye'nin bocalamaları Erdoğan'a atfedilen batı aleyhtarı duygulardan değil daha çok pragmatizm ve biraz da ileri görüşlülükten kaynaklanıyor. Libya'da çalışan 20 bin Türkün büyük bölümü şimdi döndü. Ülkenin isyancılar kazanırsa iptal edilebilecek olan 15 milyar dolar tutarında devam eden sözleşmesi var...”

Bu ifadeyi şu duruma dayandırarak yapıyor: İsyancıların Bingazi’de son dönemde Türkiye aleyhtarı eylemler düzenlediği, konsolosluğun önüne giden 100 kadar kişinin buradaki Türk bayrağının indirilmesini istediklerine bakarak yapıyor. Yani eyleme...

Economist çok yanılıyor. Bir defa Bingazi’deki gelişmelerin ana nedeni, Erdoğan’ın, “Halka silah dağıtılmasın. Yoksa bitmeyen bir iç savaşı körüklemiş olursunuz” açıklamasından dolayıdır. Tabii daha
sonra da, yine aynı şekilde Erdoğan’ın “Kaddafi derhal görevi bırakmalıdır” açıklamasıyla da tekrar Libyalı’nın gönüllerini almıştı. Yani gerginlik yerini yumuşamaya bırakmıştır. Economist yaptığı yorumun acemiliğini, bu tür yazıların adeta “Türkiye’yi Libya ayaklanmasıyla bir tutması” yanılgısına itmekte
bulmuştur. Fakat iki gün sonrasının Türkiye medyasındaki gelişmeleri takip etseydi, yaptığı yorumun ne kadar geri kaldığını daha iyi gözlemleyebilirdi. Ama yapmadı ve de yapmak istemedi. Çünkü Türkiye’yi
3. dünya ülkesi konumunda görmek istediklerinden dolayı, Ankara’nın politikalarının yanlış veya doğru olmasının onlar için pek önemli olmadığı gün gibi ortadayken...

Ayrıca, Türkiye’nin Libya barışı için önerdiği 3 başlıklı maddenin siyasi yönünün de Obama tarafından destek görmesi, Economist’in, güncel siyasette bayağı geri kaldığını gösteriyor. Daha doğrusu bir günlük duyumla Türkiye’yi (neredeyse Ortadoğu’da aciz duruma düşürmeye) kalkarak cılız bir siyaset yaptığını vurgulaması da Economist’e hiç yakışmamıştır.

Haftalık bir yayın akışında böylesine ciddi hatayı beklemeden yapması gerçekten üzücüdür. Diyoruz ya, “Türkiye onlar için yanlış yazılsa ne olur - yazılmasa ne olur?” gibisinden ciddiyetsiz bir tutumla hareket
edilmiş habercilik tarzına dönüşmüş...

Bu konuya açıklamalı olarak (Türkiye’nin Ortadoğu Duruşu NATO ve BM’nin Elini Rahatlatır) başlıklı yazımızda konuya daha detaylı değinmiştik. Biz bile bir konuyu duyar duymaz hemen yazmayıp yine bir
müddet bekledikten ve o konu üzerine gelen siyasi tepkilerden sonra son durumu değerlendirerek yazımızı kaleme almaktayız. Yoksa bir kerede duyulan bir konuyu beklemeden hemen yazarsak, “Ama o konu üzerinde birkaç saat sonra düzeltmeler yapılarak kamuoyuna duyurulursa” bizim yazımızın güvenirliği nerede kalır dersiniz? Bu gibi durumlara verilen en güzel yanıt yine bir atasözüyle olmalıdır: “Aceleye işe şeytan karışır...”

Ayrıca, NATO olayında da Fransa’nın (tüm müttefiklerinin uyması gereken maddelere) uymadan kendi başına hareket ederek Libya’yı bombalamasıyla... NATO’nun görevinin tartışılageldiğini ve bu konuyu
masaya yatırmasıyla Sarkozy’nin yaptığı yanlışlığı gözlerönüne sermesi Ankara’ya siyaset üstü puan kazandırmadı mı?

Tabii diplomatik bir siyasetle Fransa’yı geriye düşüren Türkiye, bu hareketiyle takdir de toplamıştır.
Nedense Economist bunları yazmıyor ve sadece konuya tek taraflı bakarak gözünden gözlüğü çıkarmamakta ısrarcı görünüyor. Artık konuya objektif bakarak yorumlarına biraz daha gerçek payları eklemenin zamanının geldiğini anımsatmak isteriz.

Buraya bir dipnot eklemenin zamanı geldi: Amerika dünya ülkelerindeki hükümranlığını elinden kaybetmemek ve zirveyi Rusya’ya kaptırmamak için müdahaleleri ülkelere uygularken... Hemen hemen bütün dünya ülkeleri, Amerikan askerinin kapsamı alanına giriyorken... Bazı ülkeler Amerikan bayrağını yakarken acaba “Beyaz Saray yıkılıyor... Amerikan iktidarlığı dünyada yavaş yavaş zayıflıyor” diye yazılıyor mu?
Tabii ki hayır.
Peki neden?
Amerika yaptığı müdahalelerin arkasında A ve B planlarını da hazırlayarak hareket ediyor. Ve bırakacağı boşluğu dolduramadığı zaman da, “Askerlerimi o ülkeden çekiyorum” diyerek siyasete yeni rüzgar”
ekliyor. Bu sırada başkanların değişmesi de Amerika’ya ayrı bir hava veriyor. Dünya ülkeleri başkanlık seçimini kendi seçimiymiş gibi televizyonlardan izleyerek kafasından dünyanın politik dengesini
(eğrisiyle - doğrusuyla) kurabilmeye çalışıyor...

TÜRKİYE  BOŞA KÜREK SALLAMAZ Kİ... YETER Kİ ANKARA’YA İHANET EDİLMESİN...

Türkiye, yaptığı siyaset gereği her zaman muhalefeti ve siyasetçisiyle tek yürek olmuş bir ülkedir. Elbette iç meselelerde muhalefet yapılacak. Bu demokrasinin gereği. Ona bakarsanız Amerika da (Kepenkler Kapanacak mı?) sorusuyla büyük bir krizin eşiğine gelmedi mi?

Geldi... Ve bir saat kalasıyla krizden kurtuluşu başardılar ve federal hükümetin kapanmasına ve 800 bin çalışanın işsiz kalmalarını engellemiş oldular.

Economist’e burada şu soruyu sormak isteriz: Amerika’da böylesine bir kriz yaşanırken bunu ‘Ülke battı batıyor” gibisinden başlıklarla (dereyi görmeden paçaları sıvayan) yazılar yazmanın alemi var mı?
Buradan hareketle Türkiye’yi Ortadoğu ile aynı kefeye koymak ve o bölgede oluşacak bir krizin yıkıcı belirtilerini Türkiye’de görmeye çalışmak çok hatalı düşüncedir. Tamam, şunu kabul etmemek nankörlük
olur: Suriye’de oluşabilecek bir ayaklanma ve iç savaşın eşiğine gelinen bir kaos ülke insanını Türkiye’nin sınırlarına yığacak. Evet ama bu sadece ekonomik yönden bir külfet oluşturabilir. Ve ayırca kriz olarak yorumlandığında Türkiye’nin sosyal dengesini ve dünya konjonktüründeki ekonomik duruşunu iflasa götürecek hissi doğurmaz.

Sadece sınır güvenliği için askeriye ve polisiye önlemlerle bu krizin atlatılmasına çalışılmasına yönelik çalışmaları oluşturur. Bu krizi daha önce yaşamadık mı? İran - Irak savaşında... O bitmek bilmeyen ve inatla yıllarca süren savaşın Ortadoğu krizini körüklediğini...
Akabinde petrol krizini...
Nixon’ın bile bir röportajında, “Ülkemizde kriz böyle devam etseydi (1973 krizi) Kuveyt’e girecektik” ifadesi...

İşte Türkiye bu dar ve sıkışmış bir bölgenin böylesine huzursuz ortamından bugüne tam bir demokrasi ve sağlam poiltik duruşuyla gelmiştir.  Hele ki Irak - İran savaşında...
Ama ne oldu?
Türkiye, her iki ülkeye de sınırlarını kapadığı halde ABD Ankara’ya hiçbir yardımda bulunmadı. Hatta ve hatta onu cezalandırmak için adeta ambargolara yeltendi. Ama Ürdün gibi ufak ve cılız bir ülkeyi, bu
savaşta zarar görür diye 1 milyar dolar yardımı da esirgemedi. Şimdi burada Amerika’ya sormak lazım: “Bu mudur 50 yılılk müttefiklik? Bu mudur dostluk? Bu mudur demokrasiye bağlı olan ve Amerika ile hiçbir sürtüşmesi olmadığı halde Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik krizden haksız yere etkilenmesine olan sorumluluk anlayışı?..”
Ne olursa olsun Economist gibi diğer Batılı gazetelerin de yazdıkları gibi Türkiye o kadar cılız politikalarla yurt dışına eksi görüntü vermez. İki büyük ülke olan Irak ve İran’ın yaptığı savaşta dahi her
iki ülkeyle yine de komşuluk ilişkilerini en üst seviyede tutan Ankara diplomasisi, Suriye için de aynı şeyi yapar. Hatta Suriye’nin demokrasi geçiş dönemini hızlandırmak adına diplomatik çalışmalarla Şam hükümetine yardımda da bulunur.

yoksa Fransa gibi daha A’yı ve B’yi anlamadan hemen askeri çıkarmalarla o ülkeyi vurmak ve ülke içindeki politikaya malzeme yaparak saldırdığı insanların kanının üzerinden politika yapmak Türkiye’nin ve ecdadının hiçbir zaman yapmadığı politikadır.

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com