Amerikali Turk

Yazarlar

Avrupa Konseyi 'Fransız Kalmak'ın Peşine Düştü Ama!..

April 14, 2011 3:42 PM

OKKES AGAOGLUAVRUPA Konseyi, her zaman Türkiye için olumsuz oylama ve söylemlerle Ankara siyasetine dokundurmuştur. Dokundurmaya da devam etmiştir. Hiçbir zaman da olumlu bir anlayış içinde yaklaşım yapmamıştır.

Bunun belirtilerini görmemek mümkün mü?

Örneğin, Avrupa Birliği'ne tam üyelik için idam cezasını bile kaldıran Türkiye'ye halâ "Sizde idam yasası var" demek ne kadar yanlış ise, "Türkiye'de dini inançlara ve özgürlüklere adil yaklaşım yok" demek de, bir o kadar yanlış ve hatadır.

Aslında Avrupa Konseyi (içeriğindeki Avrupa Birliği) ve Avrupa'yı oluşturan sözüm ona medeniyetler, bugün öylesine kutuplaşmışlar ki, Türkiye'ye bakış açısını kestirememek imkansız değil. İlk başta, "Avrupa hiçbir zaman Türkiye'ye ve İslam dinine yanlı bakmamıştır" diyerek Ankara'ya gönderme yaptıklarında, bunun böyle olmadığını son
günlerde çıkan olaylardan anlamak mümkündür.

Nedir o son olay?

Elbette ki Belçika'nın yaklaşımı...

Irkçı Flaman partisi olan Vlaams Belang, seçimler için afiş bastırıyor. Ve bakın afişinde nasıl bir konu işliyor: Bir koyun resmi. Koyun Türk ve Fas bayraklarıyla sembolize edilmiş. Avrupalı'yı da beyaz bir koyun sembolize etmiş.

Peki ne yapıyor bu beyaz koyun derseniz?..

Türkiye'yi temsil eden koyunu tekmeliyor ve Avrupa Birliği üyeliğinden itiliyor. Şimdi söyler misiniz bunun neresi Avrupa Birliği'nin medeniyet anlayışı?.. Onlara sorarsanız, medeniyetler çerçevesinde söylemler ve karalamalar gayet doğal ve gayet demokratik kurallar çerçevesinde işliyor.

Ne işliyor?

Karalamalar.

Ama bir de düne baktığınızda, Belçika'nın ne kadar sahte yüzlü bir ülke olduğunu çok iyi anlarsınız. Tamam, anlıyoruz ki bazı Avrupalı (sözde dost) ülkeler bu afişleme olayını kınadı. Daha önce de böyle olmuştu. Yani yabancı düşmanlığını körükleyen bu afiş anlayışı "Avrupa'nın düşüncesini yansıtmıyor" gibisinden bir eleştiri tepkisi
yapmıştı AB'li üyeler.

Evet ama ya sonra?..

Sonra ne oldu?..

Dün bu eleştiriyi yapan Avrupalılar, bugün de yapıyor. Ama ne kadarı yapıyor?

Niçin yapıyor?..

Neden dünya basınında bu afişe eleştiri daha yaygın bir şekilde yapılmıyor?..

Neden Avrupa Birliği'ne katılımı için Türkiye'ye verilen başlıklarda
hızlanma sağlanmıyor?..

Hep Türkiye'den mi beklenmelidir bunlar?..

Tabii ki hayır. O halde...

Esasen Avrupa Birliği, Türkiye'nin üyeliğine hep karşı çıkmıştır. Türkiye ne kadar "Ben hazırım" dese de, Birlik Ankara'ya hep yan bakarak gerçek yüzünü saklamaya çalışmıştır. Birlik adını bugüne kadar üç kere değiştirdi ama Türkiye'ye olan bakış açısı hiç değişmedi. Biliyorsunuz İlk Avrupa Topluluğu (AT), Avrupa Ekonomik Topluluğu
(AET) ve Avrupa Birliği (AB) olarak logoları değiştiği halde onu oluşturan beyinler hiç mi hiç değişmedi. Özellikle Fransa, onu takip eden Almanya ve diğerleri.

Bugün Belçika'daki seçim afişlerinde yorumlanan koyun olayını aslında  Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelerin hepsi destekliyordur ama basındaki direkt düşünceler ve yorumlar bazen tarafsız olarak kamuoyuna yansıdığı zaman ortaya Türkiye'yi destekler görünüm çıkmaktadır.

Bir de 2004 yılında Avrupa Parlamentosu'nda yapılan üyelik müzakeresini hatırlayalım. Oylamada 407 parlamenter "EVET" dedi. O zamanki Eş Başkan Lagendijk bile, "Bu oylama sonucundan çok memnun oldum" açıklamasıyla Türkiye'yi Birliğin içinde göreceğinden emin olarak demeçler vermeye başladı.

Peki sonra ne oldu?..

Avrupa Parlamentosu, yine Türkiye'ye karşı anlamsız ve gereksiz tavırlar almaya devam etti. Avrupa'da teröristler bundan cesaret alarak cirit atmaya başladı. Tabii bu teröristleri en çok koruyan ve savunan (hem o zamanki hem bugünkü) Belçika hükümeti oldu. Fehriye Erdal'ı bile Türkiye'ye teslim etmeyen bu ülke, Ankara'ya asla
demokratikleşmede örnek olamaz. Belçika hükümeti Türkiye'nin başına hep bela olmuştur. Tıpkı afiş olayında olduğu gibi.

Ya Fransa'ya ne demeli?..

Eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Avrupa Birliği üyeliğimize sert bakmayan bir tavır sergilemişti. Birlik içinde de Türkiye'ye bakış açısı çok farklı seyrediyordu. Ama Sarkozy'nin açıkça "istemiyor" ifadesi, Ankara'yı sinir etmeye başladı demek pek de yanlış olmaz.

FRANSIZ KALMAK NASIL TERCÜME OLDU?..

Dün Başbakan'ın kullandığı "Fransız Kalmak" ifadesi Avrupalının epey kafasını yordu... Çünkü bunun çevirisi kadar anlamının ne manada ve nerede kullanılacağı çok önemliydi. Tabii bunu Avrupalıya anlatabilmek çok zordur. Hele ki konu Fransızlar olunca. Fransız Haber Ajansı AFP "Fransız Kalmak"ı şu şekilde özel haber olarak geçti: "Ben sizi Türkiye'ye davet etmek istiyorum. Anlıyorum ki Fransızsınız. Türkiye'de bizim bir konu hakkında yeterli bilgisi olmayanlar için kullandığımız bir deyim vardır: Fransa'dan geliyor kendisi..."

Tabii bu açıklama ne kadar cılız kalsa da, anlam ve manası bazı Avrupalı parlamenterlerce hoş bir latife olarak da yorumlanıyordu. Özelilkle Sosyalist Grup Başkanı Gross bakın ne diyor: "Asla unatamayacağımız bir şaka oldu ve ben de bazen Fransızların, çok da fazla bilgi sahibi olmadıkları konularda konuştuklarını düşünüyorum.
Bazen diğer insanları küçümsüyorlar, ben de böyle hissediyorum. Özellikle diğer ülkelerdeki çatışmalar hakkında sandıklarından daha az bilgi sahibiler. Benim çok hoşuma gitti bu şaka ve bence Fransızların bir kısmı gayet de hak ediyor. Ben de yapacağım bundan sonra bu şakayı."

Kısaca, "Fransız Kalmak'a, "Konuşulanlardan hiçbir şey anlamamak" diyebiliriz buna. Bu da bize tabii ki atasözleri gibisinden bir deyim olarak dilimize dolanmıştır. Nasıl ki Nasreddin Hoca'nın şaka yollu espirileriyle bizlere nasihat gibi hatırlattığı deyimler söylenmişse... Aynı şekilde "Fransız Kalmak" da bir şey bilememekle eş anlamlı çıkan bir konu olarak söylenmiştir. Türk dilinde bunun anlamının çok çeşitlilik kazandığını söylemek mümkündür. Ancak Fransa'nın adeta kan düşmanı gibi davranması... Sözde Ermeni meselesine öncülük yaparak şaklaban gibi ortaya çıkması... Türkiye'yi adeta cezalandırmak için yüzsüzleşmesine yönelik, Erdoğan'ın kullandığı "Fransız Kalmak" deyimi çok yerinde olmuştur.

Ama... Bu deyim şaka yollu da olsa gerçek payının çok yerinde olduğunu da söylemeden geçemeyeceğiz. En azından Sarkozy döneminin içler acısı politikasını kendi ülkesindeki insanların da desteklememesi... Kullandığımız deyimin haklılık payının olduğunu daha da destekler durumdadır.

Avrupa Konseyi, aslında üyelerinin kültürel bilgilerinden oldukça yoksun bir durumdadır. Örneğin Türkiye'yi sanki Hıristiyan alemi aleyhinde çalışıyormuş gibi göstererek üye ülkeleri de etkileme yolunda denemeye çalışmıştır. Zaten bunu hep yapmaktadır. Ama gelin görün ki hem kültürel, hem ekonomik ve hem de araştırıcı yönünden eksik olan Avrupalı, gerçekten de kendi gelişmişliğini her şeyin üstünde görme ukalalılığını da göstermiştir.

Oysa gelişmişlik sadece cadde ve sokakların parlaklığı, kişi davranış ve özelliklerinin ve ukalalıklarının özgürlük zırhı içinde gösterilmesi değildir. Aksine karşındakini tanımak ve o gayreti göstermek gelişmişliktir. Onun haklarını savunmak ve hakkını vermek gelişmişliktir. Yoksa durup dururken "Ben Avrupalıyım. Türkiye Asya
kıtasında bulunuyor. Bana bir özelliği yoktur. Faydası da..." demek pek o kadar politik basitlikle yorumlanmamalıdır.

Eğer Türkiye için bu söylenecekse, o halde Fransa neden Libya'ya saldırdı? Libya nerede, Fransa nerede... NATO üyesi olmak, tarafsız kuvvet zırhına bürünüp kimseye danışmadan herhangi bir ülkeye saldırma hakkını size vermez. Eğer böyle düşünenler varsa, gerçekten de konuya "Fransız Kalmış"lardır.

Daha ne söyleyelim ki?..

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com