Amerikali Turk

Yazarlar

Çınar Mı, Çelebi Mi Derken, Tabana Kulak Verin Beyler!..

April 21, 2011 12:32 PM

okkes agaogluAMERİKA’da Türk toplumunun başkanlık seçimleri her zaman ön saflarda yerini almıştır. Bunun ince ve uzun bir yol olduğunu herkes iyi bilmekte. Örneğin ATAA gibi bir kuruluşun başına geçmek için bayağı yollardan geçerek başarılarla dolu zincirin halkalarını daha da artırarak kendinizi sağlama alabilirsiniz.

Ancak...

Bu seçim arifesinde şimdiden bir yerlere gelebilmek için en yakın arkadaşınızı dahi harcama yoluna gitmemelisiniz. Veya sağınıza - solunuza güvenerek (hele ki devletleşmiş kadrolara) da güvenerek torpilli olarak başkan olurum heyecanına ve hatasına asla düşmemelisiniz. Çünkü bunun her iki açıdan da zararı vardır.

Örneğin:

Bugün Clintonlarla, Bushlarla, Obamalarla iyi ilişkiler kurarak belirli yerlerde isim yapma şansını yakalamış olabilirsiniz ancak “Bugün varsan yarın yoksun” atasözü bu gibi durumlarda çok geçerlidir.

Süleyman Demirel’in de dediği gibi “Dün dündür, bugün bugündür” ifadesi, tam da bu gibi durumların üzerine biçilmiş kaftandır. Eğer ki yarış torpilsiz ve insan gücüyle bir yerlere gelinerek seçimin kazanılması isteniyorsa, bunu; kişilerin yakınlıklarıyla değil,
çevresel ve toplumsal aktivitileriyle kişilere ne kadar yakınlaşmasında aramak gerekiyor. Yok bunun aksini ispat ederim diye yola çıkanlar, unutmasınlar ki; Türkiye Cumhuriyeti’ne dün Clintonlar, Bushlar ve Obamalar ne kadar yakın ise, bugün bir o kadar uzak kalmışlardır.

Sözde Ermeni olaylarında da Beyaz Saray’ın ve oraya talip olanların nasıl çekimser kalarak diasporalara bir şey diyememenin ezikliğini bu insanlarda görebiliyorsak, başkanlığa uzanan uzun yolun ne kadar ince hatlarla ve ince politikalarla örüldüğünü asla unutmamanız gerekiyor.

Seçilmek istenen adayın yarın veya öbürgün karşımıza çıkıp da, “Ben şimdilik politikacılara daha yakınım. Bu yakınlığım sayesinde görevimde bir eksiklik olacağını düşünmeyin. Bushlarla, Clintonlarla  ve Obamalarla veya diğerleriyle olan ilişkilerim bulunacağım görevimde bana epey artı puan kazandıracak. Bu da Amerika’da yaşayan Türk toplumuna etkisi olacak demektir...” derse hiç şaşırmayın. Çünkü seçim gibi durumlarda ilk akla gelen ifadeler bunlar olacaktır. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi...

ADAYLARI SEÇENLERE TAVSİYELERİM VAR!..

Ama Türkiye’de toplum, bir başbakan adayının Beyaz Saray’a yakınlığını hiçbir zaman kabul etmemiştir... Hatta mağdur ve halkın karşısına sağın - solun etkisi olmadan çıkabilen bir adayın düşüncesine ağırlık vererek oyunu kullanmıştır.

Amerika’da yaşayan insanlarımıza şunu hatırlatmak isteriz: Türkiye’de seçimleri Erdoğan hükümeti devamlı kazanıyor. Peki bu nasıl oluyor da hep böyle oluyor?

Nasıl olduğunu söyleyelim: Türkiye’de CHP, MHP, DSP,  ANAP, DYP, DP ve diğerleri büyük mitingler yaparak halkın karşısına çıkıp, “Şunu yapacağım... Bunu yapacağım...” demiştir. Demirel’in “Herkese üç anahtar vaad ediyorum. Birinci anahtar: Ev’in. İkinci anahtar: İş yerinin. Üçüncüsü de: Araba’nın.

Sonra ne oldu, seçimi kazandı ama çok güvendiği kişiler etkili olamayınca, yetkilerini de kaybettiler ve Demirel’in bütün sözleri kayboldu gitti. Akabinde AKP geldi ve hiç tanınmadığı halde birinci parti oldu.

Neden?

Sağcıların söylemini solcularla paylaştı. Solun alternatif programlarını sağ kanatta denedi. Yani bugünkü partiler sol ise sağın söylemlerini programlarına alırken... Sağ partiler de solun söylemlerini parti tüzüklerine koyarak yasalaştırma yoluna gitmişlerdir...

Ama gelin görün ki dünkü sosyal demokratlar muhalefette o kadar karşı programlar yürütmüşlerdir ki, hep muhalefette kalmaya mahkum olmuşlardır. Ama bugünkü sosyaldemokrat anlayış (eskisinin aksine) o kadar karşı çıkma politikası yapmayarak alternatif programlarını tek tek açıklayarak halkın düşüncelerine inmeyi başarmıştır. O yüzdendir ki Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında amansız bir mücadele başlamıştır.

Aynı şekilde Çınar ve Çelebi de yapacaklarını anlatmalı, kafalardaki soru işaretlerini şimdiden silmeyi başarabilmeliler. Yok eğer “Ben, üst seviyedeki insanlara daha yakınım” diyerek seçimi kazanmak için havalı bir girişim yapmanın ne kadar hatalı olduğunu bildiğimiz kadar... Bu kademelerdeki insanlara uzak durmak da aynı şekilde
hatadır.

Ne sosyeteye güveneceksin... Ne de tavanın prim yapmasına... Aksine tavandakiler o kadar tehlikeli insanlardır ki (Beyaz Saray’ı, Washington’u ve onun ekibini ve de onlara güvenenleri kastediyoruz) her an size sırt çevirebilirler. Onlara yakın olan Türk toplumu da seçilmişlerin güdümünde hareket ederek ATAA başkanını pasif bir seçimle gündeme oturtmasınlar.

TAVANA DEĞİL, TABANA BAKIN BEYLER...

Asıl olan hizmet, üst seviyelerde kazanılan başarılar değil... Aksine tırnaklarıyla kazıya kazıya oralara kadar yükselmiş... Tabanın sesine kulak vermiş... Onlara çeşitli hizmetler sunarak ATAA’ya kadar adını duyurabilmiş... Beyaz Saray’ın ve çevresinin güdümünden uzak durmuş... Türk toplumunun isteklerini çok iyi algılamış... Değişkenliğe maruz kalmış Türk hükümetinin de güdümünde olmadan (ama siyasi politikalarıyla Amerikalı Türklere) müthiş hizmetleriyle Türk toplumu tarafından da tanınmasını sağlayabilen... ATAA’ya başkanlık yapar. Bunun aksini ispata çalışanlar (Ki mutlaka olacaktır) hem Türkiye Cumhuriyeti’nin ve hem de Amerikalı Türk toplumunun pasifleşmesine neden olacaklardır.

TABAN NEDİR: Tavanın tuzaklarına düşmüş, düşüncelerini bir kenara bırakarak doğruyu yaptığına inanarak tavanın gösterdiğine göre hareket edendir.

TAVAN NEDİR: Tabanı kendi programına uyduran, onların düşüncelerini etkisini altına alan ve siyasi düşünce doğrultusunda yönlendiren zümredir.

Ama...

Amerikalı Türk toplumunun bireylerine ulaşarak, gerçek tabanı bularak ve onların etkileşim alanlarına hizmetleri götürerek güçbirliği oluşturulursa... İşte o zaman seçimi kazanmak çok kolay olacaktır.

Bugün bir adayın adı taban tarafından çok konuşuluyorsa, o kişinin seçim programını şimdiden başlatması gerekiyor. Amerikan Türk toplumunun (kendisini destekleyenin de - desteklemeyenin de) evine ulaşmalıdır. Onlara hediye değil, yapacaklarını kitapçıklarla vermelidir. Ekibini ona göre oluşturmalıdır. Lobicilik faaliyetlerini taraf gözetmeden oluşturmalıdır.

Bugün “ATAA başkanlığına kim daha yakın acaba?..” diye düşünenler, bugün tabana kim daha çok yakınsa... Kim sosyeteden daha uzaksa... Kim Beyaz Saray kıskacına yakalanmamışsa... Kim tavanın umursamaz düşüncelerine prim vermiyorsa... İşte o kişi, ATAA’ya daha çok yakınlaşıyor demektir.

Tabii bunun yanında adayların verdikleri hizmetlerin enerjisi tabanda mutlaka bütünleşmelidir. O enerjinin adı: Destek sözüdür. Bugün bu söze yakın olan kişi, tavana değil, tabana çok yakın olandır.

Buradan tabana, yani seçici olan Amerikalı Türk toplumuna seslenmek istiyoruz: ATAA’ya başkan olabilecek kişinin bugüne kadar yaptığı hizmetlere bakmalıdırlar. Hizmetler içinde ne kadar hakla bütünleşmiş biri varsa, o kişi ATAA’ya gidecek insandır.

Konuşması... Etkinliği... Yetkinliği... Olurluğu... Siyasallığı... Politik etkinliği... Hitabepliği... Yardımcılığı... Bireysel hizmetliği... Toplumsal anlayışı... Kategorisindeki yardımcılığı... Dıştan ve içten hiçbir yardım almadan olgunlaştırdığı girişimciliği...
Bunları kim bünyesinde daha fazla taşımışsa, o kişi ATAA’ya yakınlaşıyor demektir. Epey badireler atlatmış, zorluklara göğüs germiş, Amerikalı Türk toplumunun karşılaştığı zorlukları iyi analize etmiş aday, dört dörtlük adaydır.

Tabii lobicilik faaliyetlerini tabandan hareketle girişimciliğini yapan adayın ATAA’ya daha yakın olduğunu söylemek yerinde olur. Bunun yanında, şimdiden başkanlığa adaylığını koyan kişinin başarı oranı, Amerikalı Türk toplumuna yakın olmaktan geçer. Bu yakınlık hem lobicilik, hem hakları koruyuculuk ve hem de diasporalara karşı zinde
durmanın alternatif politikalarını üretmekle mümkündür.

Yok eğer, “Ben tavana karşı daha etkiliyim, sesimizi daha iyi duyururum”, “Beyaz Saray beni bilir”, “Amerikan sosyetesi ikna edicidir, onlar üzerinde etkinliğim var”la yola çıkanlar bir dönem sonra kendi kendini pasifize edecektir. Kısaca tabana kulak veren, ona yakın olan kazanır. Ondan uzaklaşan, toplumundan da uzaklaşır.
Her iki adaya da sonuç hayırlı olsun.

Amerikali Turk - Ökkeş Ağaoğlu
okkesa@gmail.com