Amerikali Turk

Yazarlar

Ekonomik Denge Ve Mali Disiplin Kurtuluş Reçetesi Olsun!..

April 26, 2011 3:11 PM

okkes agaogluTÜRKİYE, geçim standartlarına ulaşabilmek için yoğun efor sarfediyor. Bunun yanında ekonomide yükselişi de aynı derecede elde edebilmek için kanunları ve faiz oranlarını değiştiriyor. Buna destek olarak da Merkez Bankası’nın faiz oranlarındaki düşüşlerle dopinglenmiş oluyor.

Ama ne var ki ne yapılırsa yapılsın, orta hallinin ne cebine böyle bir neden yansıyor, ne de bütçelerinde bir artış olarak rahatlama mesaisi yaşayabiliyor. Halâ sıkıntı ve güçlüklerle yaşamlarını sürdürmeye çalışan orta halli vatandaşlarımız, diğerlerine göre ekonomik özgürlüğünü elde edebilmek için uzun yılları gözüne alması gerekiyor. Orta halli bunu düşünürken aklına şu unsurlar geliyor:

Örneğin:

1– Emekli olursam yaşam sigortam iyi işleyecek.

2– Tazminatımla kafamın estiği yerde bir ev alıp kendimi dinlendiririm.

3– Eşim ve çocuklarımla sahil kenarında bir yer alıp çiftlik kurarım.

4– Evimin ve arabamın olmasını çok isterim. Ancak bir iş yeri açarsam hem evimi ve hem de arabamı almış olurum. Yoksa emeklilik maaşımla sonu gelmeyen bir standard hayata mahkum olurum. Bu daha da kötü.

Evet...

Döndüncü madde çok mantıklı değil mi?

Elbette mantıklı ama bunu sadece orta halli ve işçi vatandaşımızın
düşünmesi gerekmiyor. Bunu, devletin de düşünmesi gerekiyor.
Hükümetlerin de bu konuda yardımcı olabileceği destek programların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Ama gelin görün ki sadece girişimci olarak hayata atılmak isteyenlerin dışında, hiç kimse böylesi bir iş dünyasına atılmaya cesaret gösteremiyor. Hele ki bugünlerin ekonomi dünyasında bu cesareti gösterebilen çok azınlıkta kalıyor.

Durum bu haldeyken bir de bakıyorsunuz Türkiye’de faiz oranları 50 yıllık rekoru kırıyor ve 4 ve 3’lü rakamlara iniyor. Bunu takiben
sanayileşmiş meslekler de bunu baz alarak yatırımlarına devam ediyor. Sermaye artırımlarıyla da genişlemeye ve büyümeye çalışıyor. Hedeflerindeki büyüme oranı, Türk ekonomisine de katkı sağlayacak elbette.

Fakat gelin görün ki orta halli halâ aynı yerde duruyor. Ne bir güç
kaynaklarına sahiptirler, ne de sermaye artırımını yapabilecek bir iş yerine. Onlar, sadece bulundukları birimlerin ve bu birimlerin
sahipleri olan patronların çok kazanmalarını ve onların kazanmasıyla kendilerinin maaşlarının devam etmesini istiyorlar. Başka yapabilecekleri bir şey de yoktur onlar için.

Şimdi insanların aklına şöyle bir soru gelebilir: Yahu haklı
olabilirsiniz ama herkes iş yeri sahibi olursa, o zaman fabrikalarda
ve küçük işletmelerde kimler çalışacak?

Evet. Bu soruda haklılık payı vardır ancak... Orta halli içinde
cesaretli ve “Kredi alıp geri ödeyebileceğim” diyen ve kendine güvenen işletmeci arkadaşlarımız da elbette vardır... Ama bunların yanında orada çalışanların ellerine geçen maaş oranları ile kazançlar arasında mesaileri gülünç rakamlar arasında sıkışan çalışanlarımızın da elleri bollaşmasın mı? Geçinebilecekleri kadar maaşla hayatları standarta oturtulmuş insanlarımızın ellerine neden daha rahat geçinebileceği maaş verilmez?

İşte bizler burada bunu düşünmeliyiz. Bu sorunun yanıtını alabilirsek işte o zaman bazı şeylerin daha da değiştiğine gözlerimizle şahit olacağız. Nasıl mı? Mesela özel işletmelerin yeni yıl zamlarına yansıyan maaş artışları yüzde 4 veya 5’le zamlanıyor. Bu neden böyle yapılıyor denildiğinde alınan yanıt aynen şu oluyor: “Kamu kesimi ne zam yaparsa bizler de
özel sektör olarak aynı zammı yapıyoruz.”

Bunu dememiş olsalar bile, maaşlara verilen zamlar bunu doğrulamıyor mu?

Burada biz ne demek istedik biliyor musunuz?: Eğer piyasalar kalkınmak ve ekonomilerini düzeltmek istiyorlarsa bunu orta halli vatandaşlara borçludurlar. Orta halli dediğimiz memur, emekli (ne derece orta halli denir tartışılır) sivil toplum çalışanları ve her kesimde çalışanlar birer orta halli kategorisine giriyor. Bunlara verilen maaş oranları geçinebilecekleri kadar sınırlı kalıyor. Elleri rahat edebilecek bir ortalama alamıyorlar. Eğer ki alsalar, bakın görün siz piyasaların nasıl canlandığını...

CÜZİ RAKAMLARLA EV DESTEĞİ...

Çalışan gruplara yapılacak ev desteği ve devlet güvencesi elbette çok önemli. Elbette hayatı rahat yaşamak için böylesi bir kredilendirme seçenekleri hayata geçirilmeli. Ancak bu olasılıkları çalışanların kendi istekleri dahilinde ve istedikleri bölgelerde ve mekanlarda ve de adreslerde dairelerini almak istemeleri daha güzel olmaz mı? Burada demek istediğimiz, çalışanlarımıza (çalıştıkları mekan ve adres ve de meslekleri ne olursa olsun) iyi bir maaş almaları ve istedikleri evi, istedikleri adresde alabilmeleri özgürlüğüne kavuşmalarıdır. Zaten önemli olan da bu değil midir?

KREDİ KARTLARI DA AYNI DEĞİL Mİ?..

“Ekonomik kapasiteler artırılma” yoluna gidilirken elbette dev adımlar atılacak. Ama bu adımların hepsi de çalışanlar üzerinde yoğunlaşmakta. Özellikle kredi kartlarında borçlanmalar öylesine tehlikeli boyutlara ulaşıyor ki, geçinebilme olasılığı hemen hemen bir yıllık borçlanma takvimine yayılmış vaziyette seyrediyor. Birkaç tane kredi kartına sahip olanlar bunu birbirine borçlanma ve taksitlendirme hesaplarıyla borçları yıllara bölerek zincirleme yaşamlarını sürdürüyor.

Bunu yapanların çoğunluğu geçinemeyen memur ve emekli gruplardan oluşuyor. Oysa bu çalışanlarımıza ve çalışıp da emekliliği hak etmiş insanlarımıza geçinebilecekleri aylıklar verilse, piyasalar korkunç hareketlenecek. Borçlanma cesareti daha fazla artacak olanlarımız, piyasadaki dönen sermayeye katkısıyla ekonomiyi canlandırmış olacak. Zaten esas amaç bu değil mi?..

Bazı büyük şirketler grubu binlerce işçi almak için şimdiden kolları
sıvamış durumda. Büyüme planlarıyla düşük enflasyonda risklerin
azalması da bazı sanayi sektörlerimizin iştahını kabartıyor. Geleceğe umutla bakan büyük firmalar, Türkiye’nin büyüme planından elde ettiği büyük yatırımlardan sebeplenerek sermaye artırımına dahi gidilecek kuşkusuz. Bu ekonomik veriler yine işçi alımlarındaki o düşük maaş ödentileriyle karşılaştırılırsa, işte o zaman piyasalar yine ekonomik dengenin nimetlerinden yararlanmamış olacak. Aksine, düşük maaşla yine karın doyurma taktikleri eşliğinde devam ederken, piyasalar döner sermayeden (kaba tabirle) cepten yiyecek.

DÜNYA YENİ ŞOKA HAZIR OLSUN DENİYOR...

Dünya Bankası Başkanı Zoellick, “Yeni bir gıda krizi”nin yolda
olduğunu belirtiyor. Kısaca fakir ülkelerin çok zarar görmemesi için
şimdilik uyarıda bulunmakla yetinen Zoellick, IMF Başkanı Kahn’ın da “İşsizliğin ömür boyu mahkumiyete dönüştüğünü, bir kayıp nesil ihtimalinin ise güçlendiği” ifadesiyle düşüncelerini desteklediğini vurgulamaya çalıştı.

Ama Türkiye bu riskli konuşmaların dışında hareket ederek kendine güven endeksi sağladı gibi görünüyor. Daha doğrusu bankacılık ekonomisinde Türkiye’ye övgüler yağdıran yabancı kuruluşlar Türkiye’nin onaltıncı büyük ekonomisi olacağı yönünde ifadeleriyle de dikkatleri çekmekte devam ediyorlar.

Her ne kadar Türkiye için iyi söylemler yapılsa da Ankara hükümetinin dikkat edeceği hususlar kamu ve piyasalar için çok önemlidir. Özellikle IMF’den yeni borçlanma takvimi almadan uluslararası arenada kendine güven sağlayan Türkiye’nin yoluna devam etmesi de aynı derecede önemlidir. Piyasa ekonomisinin de aynı şekilde şahlanması gerekiyor –Ki, IMF”yi istemiyoruz ama iç piyasalarda da umutluyuz– farklılığını yaratabilelim.

Uzun vadede yapılanmayla bugünlere gelinen Türk ekonomisi, yine aynı şekilde “Kamu harcamalarının kısıtlanmasıyla bütçeye fazla ödenek yaptırılmamalı” düşüncesi ağır basarsa –Ki Amerika şimdi bunu yapıyor– mali disiplin, ekonominin kurtuluş reçetesi olabilir.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk
okkesa@gmail.com