Amerikali Turk

Yazarlar

Atatürk, Birbirinize Taş Atasınız Diye Bu Ülkeyi Kurtarmadı Beyler!..

June 08, 2011 12:23 PM

okkes agaogluDEMOKRASİLERİN en güzel yanı, seçimde sandığa gidip oy kullanmaktır. Bu, bulunmaz bir nimettir vatandaş için. Bakar mısınız Arap alemine... Demokrasiye o kadar susamışlar ki, sandığa gidebilmeyi... İstediği iderini seçebilmeyi... Özgürce yaşayabilmeyi... Olağanüstü Hal uygulamasının bir an önce bitirilmesini görebilmeyi... Göstermelik Arap basınının “Kralım çok yaşa” saçmalığının sona ermesini... Ve uluslararası seyahatlerde kesintisiz dolaşabilmeyi... Ne kadar da çok istiyorlar. Hatta demokasi için canlarını veriyorlar.

Onun içindir ki Arap aleminden bir dizi heyetler Türkiye’ye geliyor ve seçimlerin nasıl işlediğini öğrenebilmek için adeta Ankara’da kurs görüyor.

Tüm bu gelişmelere baktıkça, Türkiye’yi yeniden kuran ve demokrasiyi Türk halkına hediye eden Mustafa Kemal Atatürk’ün kıymetini acaba biliyor muyuz?

Esas, bugünlerde sorulması gereken soru bu olmalı. Bakar mısınız sağa - sola. Bir türlü sakin ve huzurlu bir ortam yaratılmasın diye

birileri tekere çomak sokmaya çalışıyor. Mitinglerden sonra eylemler yapılıyor... Adaylar taşlanıyor... Partiler birbirlerini suçlayarak

aslında kendilerine zarar veriyor. Ama sözüm ona, politika yapıldığını zannederek Türk halkına mitinglerde açıklamalar yapılırken tuttukları davranışlardan inadına gidiliyor... Hemfikirlik açısından bir kere dahi olsun taviz verilmiyor.

Peki nasıl olmalı ki, Türkiye sakin olmalı?

Açıklayalım:

1– Ne olursa olsun artık seçimleri sakin ve doğru dürüst yapmayı öğrenmeliyiz.

2– Karşılıklı atışmalardan uzak durulmalı.

3– Yapacaklardan ve yapılacaklardan söz edilmeli.

4– Seçim sonrası kim partisinde lider olursa olsun, kim başbakan olursa olsun, Anayasa’da değişiklik için verilen  sözlerde durulmalı.

5– Mitinglerde halka karşı kavgacı değil, daha uzlaşmacı ve daha sakin yapıcı olunmalı.

6– Geçmişteki siyasi kavgaların üstüne daha da kavgacı sözler yapılandırılmamalı.

Neden mi?

Çünkü halkımız artık “Yeter” diyor. Sizler böyle mitinglerde kavga ederseniz, halk birbirine ne yapmaz?..

Onlar da sizden gördüklerini tatbik eder ve “Benim partim iyidir” derken, bir diğeri “Yok kardeşim, benim partim senin partinden iyidir” deyip de kavga ederse –Ki, sakin de olunsa ağız dalaşı yapılıyor...– bundan şeref mi duyacaksınız?..

Peki bu çok mu iyi?..

Elbette ki iyi değil.

O halde...

Artık politika yapmayı öğrenmemiz gerekiyor. Mitingler halkı galeyana getirmek için yapılmamalı. Ne CHP’si... Ne AKP’si... Ne MHP’si... Ve ne de diğer partilerimiz... Artık siyasi ve politik duruşu öyle yapmalılar ki, Türk halkı kavgacı değil, yapıcı ve birleştirici liderlerin peşinden koşsun.

GENEL BAŞKANLARIN YANLIŞLARI ARTIK SIRITMAYA BAŞLADI DİYEBİLİRİZ...

Evet... Bu konuda haksız sayılmayız. Gelin şöyle bir düşünün bakalım: Hangi parti olursa olsun, o partinin genel başkanı genel seçimde mitingler düzenleyip halkı kendisine hayran bırakmak ve düşüncelerinde hep yer edinmek için konuşmalar yapıyorlar (tıpkı bugün olduğu gibi). Ama gelin görün ki burada çok büyük bir yanlışlığa da imza atıyorlar.

Nedir o yanlışlık biliyor musunuz?..

Mitinglerde halka gidip konuşmalar mecburen yapılıyor. Çünkü o yetkiyi onlara çevresindekiler vermeyecek... Halk verecek ve tekrar başbakan olarak (hangi parti genel başkanı olursa olsun) yetkiyi alacak. Ama ne zaman ki başa gelinecek, işte o zaman ne halk vardır, ne de bir başkası... Varsa yoksa çevredekiler... Siyasi ve sivil kurmaylar... Ve kendisine yakın olanlar...

Fakat asıl olan halk unutulmuştur artık. Nasıl olsa başbakanlık koltuğuna oturulduğu için, halka bundan böyle demeçlerle, röportajlarla ulaşılacak. Öyle “kahvelere gidilmeyecek”, “Taksi  duraklarında  aylar içilmeyecek”, “Birbirlerinin seçim bürolarına gidilerek barış çubuğu tüttürülmeyecek” ve “Her konuya değinilmeyecek...”

Seçimden sonra adres değişikliğine uğrayan lider(ler), bundan böyle ilgi alanlarını başka adreslere yönlendirecekler. “Peki bu böyle mi olacaktı?” gibisinden bir soru sorulduğunda da bize verilen yanıtları aynen şu olacaktır: “Biz millet için varız. Milletimiz ne derse o olur. Ama muhalefet (artık seçimden sonra hangi parti ise) bizi engellediği için olanaklarımız maalesef kısıtlanıyor...”

(Bu cevap tarzı sadece siyasi partiler için değil... Onların seçilmiş belediye başkanları için de aynen geçerlidir...)

İşte, Türkiye’nin genel seçimlerindeki merkezi alışkanlıklar hep bu düşüncelerle devam ediyor. Türkiye’de siyasi anlayış bu zeminlerde oldukça, bu böyle gelmiş, böyle de gidecektir. Bundan hiç kuşkumuz yok.

SEÇİME Mİ GİDİLİYOR, SAVAŞA MI?..

Hangi parti kazanırsa kazansın... Yeter ki kazansın.

Hangi lider konuşursa konuşsun... Yeter ki konuşsun.

Hangi düşünceler anlatılırsa anlatılın... Yeter ki anlatılsın.

Hangi istekler istenirse istensin... Yeter ki istensin.

Ama bunları uygularken öyle şehirleri birbirine katmak... Adamları yaralamak... Taşları yerden söküp fırlatmak...

Bunlar niye?..

Neden böyle yapılıyor?..

Bir defa siyasetin A’sı bile yok bugünlerde. Meydanlarda hakaretin siyasi duruşu yapılıyor adeta. Bir parti liderlerimiz böylesine kavgacı olursa, partilere mensup il başkanları ne yapsın? Onları daha kötü bir d uruma düşürmüş olmuyorlar mı?..

Siyasetteki genel amaç elbette ki ayakları yere sağlam basan ve liderlik pozisyonunu çok iyi koruyan ve de kendini çok iyi saydıran değil midir?.. Artık siyaset adamlarımız tabana çok iyi seslenmeliler. Kavgacı ve kırıcı sözlerle bir yere varılamayacağını onlar da çok iyi bilmekteler. Ama gelin görün ki durum, gittikçe daha da sertleşen bir üsluba dönüşüyor.

BU SERTLİKLER KOALİSYONA BİLE OLANAK TANIMAZ...

Genel seçimlerdeki olgunluk ve yapıcılık bir hayli fazla olursa, ortaya çıkan durum halk tarafından hayranlıkla paylaşılır. Hatta ve hatta oluşabilecek Meclis aritmetiği eğer ki “Koalisyon” düşüncesini gerektiriyorsa, işte bu; büyük bir olgunlukla ve muazzam birliktelikle hükümetin oluşmasına neden olacaktır. Ama bugünkü gelişmelere bakınca, durumun hiç de böyle olmadığını görmekteyiz.

Hal böyle olunca, Atatürk’ün o muazzam siyaseti geliyor aklımıza. Sadece bizim aklımıza mı?..

Tabii ke değil. Bütün Türk milletinin aklına geliyor. Çünkü Atatürk çok özel bir insandır. Kıvrak zekası ve muhteşem planlamacılığı onu halkla bütünleştirmiştir.

Halkla neden bu derece sevilip bütünleşmiştir biliyor musunuz?

Atatürk halkı seviyor da ondan. Bakın, cumhuriyet’in 12. yıldönümü yıllarında dövizler şu şekilde hazırlanmıştı: “Atatürk bizim en büyüğümüzdür”, “Atatürk bu milletin en yükseğidir”, “Türk milleti asırlardan beri bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı”... O zamanlarda Türk insanı böyle yazıp durmuşlar ve devam etmişler. Atatürk ise, bunları tek tek gözden geçiriyor ve hiçbirini beğenmeyerek hepsinin üstünü çiziyor... Bilhassa o dövizi Atatürk şöyle yazıyor: “Atatürk bizden biridir.”

İşte Atatürk’ün kendisini halkından üstün görmediğini kanıtlayan en güzel ve tarihi anılar... Gerçekler... Tabii Atatürk’ün büyük düşünceleri ve halk sevgisi bu kadarla da bitmez. Onun sevgisini sadece Türk milleti değil, dünya devletleri de bilmektedir. Hele ki şu sözü bugüne çok uymaktadır: “Benim, Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”

İşte Atatürk’ün düşünceleri... Ve işte bugünkü seçim gündeminde meydana gelen alan kavgaları... Taşlı sopalı terör...

Türkiye bunu haketmiyor beyler.

Ökkeş Ağaoğlu, Amerikali Turk