Amerikali Turk

Yazarlar

Vesayetçi Anayasa Olmasın Uzlaşma Komisyonu Hemen Çalışmaya Başlasın

June 19, 2011 5:21 PM

okkes agaogluTÜRKİYE yıllarca 12 Eylül Anayasası’nı tartıştı durdu. Öyle ki, bu Anayasa’nın zararları her gün televizyonlarda... Gazete sütunlarında... Sokakta... Taksilerde... Kısaca bütün halk nezdinde bu Anayasa çok tartışıldı. Zararlı yönleri tek tek anlatılırken, Türkiye’nin bazı konularda kilitlenmesine neden olan yönleri de gözler önüne serildi.

Bugün (yani seçim sonrası) Anayasa’nın tam da değişmesi gerektiğini iktidar ve diğer partiler dile getirirken, ne yazık ki MHP bu konuda çekinceli davrandı. “MHP niçin böyle yaptı acaba?” diye düşünürken, akabinde genel başkan
Bahçeli’den şu açıklama geldi: “Biz yokuz.” Yani MHP, Anayasa görüşmeleri için kapılarını kapatmış durumda. Ama bunun böyle olmaması gerekir. Çünkü sizlere oy verenler, Anayasa için sizin de etkinizi ve yetkinizi görmek isterler. Bunda, “Size oy verenlerin hakkıdır” diye düşünmeniz gerekir. Ama gelin görün ki bu böyle olmuyor. Ne MHP kendini bu konuda sorumlu hissediyor, ne de diğerleri.

Oysa Anayasa için bu böyle mi olmalıdır?

Tabii ki hayır.

Eğer ki MHP, Anayasa konusunda çok çarpıcı bilgilere sahip ise –Ki sahiptir... Düzeltilmesi gereken yasa maddelerinin içeriklerinin nasıl olması gerektiğini söylemeye çalışıyorsa–Ki çalışıyor... Bunu komisyon çalışmalarına katılarak iktidarı ve kamuoyunu bilgilendirmelidir. Ama şimdiden, hatta daha yolun başındayken “Kapılarımız kapalıdır” gibisinden acı bir açıklama yaparsa... Bunun neresi Anayasal bir hizmettir?.. Çünkü bunun zararını halk görecektir. Ve bundan ne
kazanan olacaktır, ne de kâr eden...

NE OLURSA OLSUN VESAYETÇİ ANAYASA OLMAMALI...

Toplumun tüm kesimlerini de bünyesinde taşıyacak bir Anayasa olmalı. Daha doğrusu, Anayasa, sivil toplumların biraraya gelerek –hatta ve hatta– Meclis dışında kalan diğer siyasi parti liderlerinin, Anayasa profesörlerinin, TÜSİAD’ın, MÜSİAD’ın, Baroların, Üniversitelerin ve düşünce platformunda kendini kabul ettirmiş tüm kesimlerin bu Anayasa değişikliğinde görüşleri alınmalıdır. Hatta ve hatta katkısı olmalıdır. Daha doğrusu her kesim, bu yeni oluşacak Anayasa’da kendini
bulmalıdır.

Anayasa konusunda kimisi “özerklik olsun” diyor.

Evet ama, bu neyin özerkliği?..

Diyelim o bölgen özerk olacak. Sonra başbakanlık için genel seçime katılacaksın. Partini yurt genelinde yarışa sokacaksın. Bu normal midir?

Elbette değil.

Neden mi?

Açıklayalım:

1– Özerk bölgeyi öne çıkararak kendine göre sözde yasalar da kurarak siyasette rüşdünü devreye sokacaksın...

2– Genel seçimde de özerk bölgenin sınırlarını aşarak parti adına başbakanlık yarışına gireceksin...

3– Ondan sonra da – başbakan seçilsen de - seçilmesen de – hiçbir yetkiliyi özerk bölgene sokmayacaksın...

Hiç öyle saçma sapan şey olur mu?..

“Peki bu üç maddeyi açarsak ne anlama geliyor? derseniz:

1– Meclis’in aldığı kararlar, benim özerk bölgemi bağlamaz diyeceksin...

2– “Farklı kültürüm var...” dümeniyle Türkiye’nin dışında ayrı bir hükümetmiş gibi havaya gireceksin...

3– Ülke bazında herhangi bir seçimde hemen hemen hepsinde; bütün illerde seçim savaşına girmeye çalışacaksın...

Daha doğrusu bundan, “Türkiye genelinde hemen hemen tüm toplumu da bünyesine alan Anayasa’yı da kabul etmeyeceksin” manası çıkar.

VATANDAŞLIK TANIMI VE UZLAŞMA KOMİSYONU ÜZERİNE...

Bugüne kadarki yapılan bütün Anayasa maddeleri ve içeriğindeki açıklamaları sivil toplum örgütlerini olduğu kadar iktidarları da “Değiştirilmesi gerekir...” düşüncesine itelemiştir. Evet ama bugün bu değişim nedense bir türlü gündeme oturmamıştır. Bunun yanında insanın aklına şu sorular da gelmiyor değil hani:

“Neden Türkiye bir türlü barış atmosferini yaratamaz acaba?..”

“Bu bizim kanımız da mı var?..”

“Yoksa bu Anayasa çıkmazı halâ devam mı edecek?..”

Şu andan itibaren siyasi arenada beklenen tek şey şudur: Bir an önce “Uzlaşma Komisyonu” kurulmalı  ve çalışmalarına derhal başlamalıdır.

Yeni Anayasa’da hukuki bağ kurulması açısından, vatandaşlık tanımı da “TÜRK” olarak geçerlidir. Bunlar ciddi devlet anlayışıdır. Hal böyleyken bazı kesimler özerklik tanımıyla hareket edip Türk’lüktanımından rahatsızlık duyduğunu açıkça söylüyor. Ve kendilerine göre bir kalıp ortaya çıkarmak için kafaları da karıştırmaktan öteye gitmiyor.

Oysa “TÜRK”lük tanımında asıl amaç, vatandaşlık açısından kimlik belirleme olayıdır. Yani, ister Çerkez ol, ister Ermeni ol, ister Yahudi ol, ister Bulgar ol, ister Doğulu ol, ister Batılı ol, istersen Trakyalı ol.. Kısacası ne olursa olsun, sonuçta Türkiye toprakları üzerinde yaşıyorsan –Ki yaşıyorsun– nüfus cüzdanını kullandığın ülkenin adını kullanmaya mecbursun.

Ayrıca o ülkenin ismini kullanman senin şahsını ve kimliğini yüceltmektedir. Ama kimisi diyor ki, “Hayır efendim. Ben kimliğimi böyle kullanmak istemiyorum.” O zaman bunu inatla söyleyenlere şunu açıklamak yerinde olacak: “Sen
Amerika’ya gittiğinde ve oranın vatandaşı olduğunda, size  ‘Kimsin’ değil de, ‘Nerelisin?’ denildiği zaman, ‘Ben Türk’üm’ mü diyeceksin?.. Tabii ki diyemeyeceksin. Bilakis ‘Ben Amerikalı’yım’ diyeceksin. Çünkü o topraklarda yaşıyorsun ve o topraklarda yaşaman gerektiği için o  ülkenin nüfus cüzdanını kullanıyorsun.”

Ama gelin görün ki bunu bile (çok iyi bildikleri halde) bir türlü kendilerine kabul ettiremeyen sıkıntılı kişiler, farklı zihniyet ile Türkiye’yi farklı yönlere çekmeye çalışıyorlar.

Artık Türkiye ekonomik açıdan fark yaparsa...

Mezraları modernizasyona çevirebilirse...

Anadolu bölgemizi siyasi açıdan değil, ekonomik yönden ihracata yönlendirip döviz bazında kazanca muhatap ettirebilirse... Siyasi güç ile değil, ekonomik güç ile Türkiye’nin her bölgesi ayağa kaldırılırsa... Bütün çabalar Türklük adına yerine oturur.

Daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, sanatçılarımız neden çocuklarını doğurmak için Amerika’ya giderler?..

Çünkü Amerikan vatandaşlığı hakkını kazanmak için. Tabii bir de güçlü ülkenin nimetlerinden yararlanmak için. Oysa Türkiye Cumhuriyeti de güçlü bir ülke. Ama onun bu gücünü kabullenemeyen dışta değil içte yaşayanlar da var. İşte tam da burada Anayasa görüşmelerini kilitlediğiniz zaman, içteki olumsuzluk düşünceleri taşıyanların eline koz vermiş olmuyor musunuz?

ARTIK YENİ ANAYASA İÇİN ÇALIŞIN BEYLER...

Bugüne kadar gelen bütün siyasi akımlar, hep bir ağızdan “Anayasa değişmeli” derken, acaba bugünlerdeki gelişmelerin kime yararı nolacağını hiç düşündüler mi?..

Düşünmediler tabii ki... Düşünmüş olsalardı bugün yine Anayasa için yine kavga çıkmazdı. Oysa Türkiye ve halkı bunu asla haketmiyor. Kavgayı dahi istemiyor.Geçmişteki kavgalar az mı yaşandı?

Yeni Anayasa hayal değil. Bu Anayasa için bugüne kadar yapılan tüm demeçler ve açıklamalar da hayal olarak akıllarda kalmamalı. Yapıcı ve uzlaşmacı tavırlar Türk halkına bir an önce gösterilmeli ve ikna edilmeli.

Bugünlerde televizyonlarda olur olmaz her türlü tartışmalar yapılarak kamuoyu kazanmanın pek bir yarar sağlamayacağını bilmek gerekir. Önemli olan, bütün etkili ve yetkili insanların biraraya gelerek Anayasa üzerinde bir konsensüs oluşturması ve uzlaşmacı bir zemin arayışına girişilmesi. Yoksa bunun aksine “Hayır, kapıları kapattım. Biz kimseyle anlaşmak istemiyoruz” denilirse, bunun sonuçları halka zarar olarak dönecektir.

Son olarak şunu söylemek gerekiyor: Vesayet ve himaye altına giren bir devlet istiklalini yitirir.

Herhalde bu söze kimse itiraz etmez sanırım.

Ökkeş Ağaoğlu, Amerikali Turk