Amerikali Turk

Yazarlar

Nükleer Görüşmeleri Suriye Krizine Çeviren Tahran Yanlış Yaptığını Bilmeli!..

(1 votes, average 5 from 5)
April 08, 2012 6:49 PM

okkes agaogluNÜKLEER kriz dünyayı sarsan önemli bir meseleyken, Türkiye’nin tavrı her zaman barıştan yana olup... Siyasi mekanizmalarda dahi Birleşmiş Milletler’i bile fırçalayarak İran’a hak verme büyüklüğünü göstermiştir.

Yani dünya milletleri İran’a “Dur... Ne yapıyorsun sen? Nükleer yapamazsın...” derken... Türkiye’nin tavrı da aynen şöyle olmuştu: “...Biz de İran’ın silahlanmasından rahatsız oluyoruz. Hele işin içinde nükleer olunca... Ama diğer ülkeler nükleere sahip olurken, bir
tek İran mı sizi rahatsız ediyor?...” Yani Türkiye, Tahran’ı bu konuda biraz nefes aldırmışa benzese de, Ankara’nın kendi düşüncesindeki barışseverlik ve İsrail çıkmazı nükleer konusunda rahatsızlığın ana nedenini oluşturuyordu.

Ama bir tek İsrail mi?..

Tabii ki değil...

Nükleere sahip olan birçok ülke olduğu halde bir tek Tahran’ın durumuna karşı takınılan hareket, dünya ülkelerinin ikiyüzlülüğünü
gösterirken... Ankara’nın tutumuna karşı bugün İran’ın gösterdiği tutum da Tahran’ın ikiyüzlülüğünü gösteriyordu.

İRAN’IN ERMENİSTAN’LA YAKINLAŞMASININ ZAMANLAMASI DOĞRU DEĞİLDİ

Daha doğrusu İran’ın ikiyüzlülüğü zaten birkaç ay öncesinden belliydi. (İkiyüzlülüğü daha önceleri de birçok kez kanıtlamıştı.) Yani bundan birkaç ay önce İranlı Ahmedinejat, Ermenistan’a ziyareti gerçekleştirmişti. Şimdi burada birileri bize şu soruyu sorabilir:
“...Ahmedinejat neden Ermenistan’a gitmesin ki? Biz Ermenistan’la anlaşamıyoruz diye İran oraya gitmesin mi?..”

Bu soruya karşılık biz de şunu söylüyoruz: Elbette gidebilir. Elbette ekonomi ve ticari ilişkilerde anlaşmalar yapabilir. Buna bir şey diyen
yok. Bu konuda biz İran’a zaten bir şey demiyoruz ki... Ama, tam da haçlı seferleri gibi sözde Ermeni meselesi yüzünden Türkiye’nin
üzerine üzerine gelirlerken... Hemen apar - topar hızlı bir trafikle Ermenistan ziyaretini gerçekleştiren İran’ın acelesi neydi?.. Bunu neden söylüyoruz biliyor musunuz?

Şunun için: 9 Haziran 2010 tarihinde basında çıkan bir haber vardı. O haberde Türkiye’nin İran’ı yalnız bırakmadığını kanıtlayan çok önemli bir toplantının Birleşmiş Milletler’de yapıldığı yazılıydı. Haberin kısa özgeçmişi şuydu: “...İran’a uygulanacak yeni yaptırımları
oylamak” için New York’ta toplanan BM Güvenlik Konseyi 12 “evet” oyu ile daha önceki 3 yaptırımın devam niteliğinde olan son yaptırım
paketini de onayladı. Türkiye ve Brezilya oylamada “hayır” oyu kullanırken, Lübnan “çekimser” kaldı. Başbakanlık’tan Türkiye’nin 
oylamadaki tavrı ile ilgili olarak “İran’la imzalanan uranyum takas anlaşmasının arkasındayız” açıklaması gelirken, İran yaptırım
kararıyla ilgili olarak “BM’nin yaptırım kararı durumu daha da karmaşık hale getirecek ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almayacağız” dedi.

 

Evet, haber buydu. Burada esas rahatsızlık ise, İran’ın uranyum zenginleştirme programı olayıydı. Yani bu çerçevede silahlanmaya
çalışan İran, yavaş yavaş nükleer bomba yapabilme endişelerini dünya milletlerinin taşımasıydı.

 

Bunu yukarıdaki satırımızda da açıkladık: Bazı ülkelerde nükleer bombalar varken bir tek İran’dan rahatsız olmanın Türkiye’yi
olağanüstü rahatsız ettiğini yazmıştık. Evet ama İran’ın da, (Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’de “HAYIR” diyerek Tahran’a dolaylı
yönden desteğini gösterirken...) Bugün ikiyüzlü İran’ın nükleer için İstanbul toplantısı kararına karşı çıkışı ne derece etikti?..

 

AHMEDİNEJAT’I ESAS RAHATSIZ EDEN TÜRKİYE DEĞİL, ATATÜRK’TÜR!..

Tahran her ne kadar iyi ilişkilerde olduğunu göstermeye çalışsa da, Ankara ile olan münasebetleri gereği Türkiye’ye her gelişinde (ne
yapar eder) bazı program değişikliği uydurmasıyla hareket edip Anıtkabir’e gitmemeye çalışırdı. Tabii daha sonra da gerçek tavrını
alarak eylemini sürdürmeye devam etti. Oysa Anıtkabir’e gitse de - gitmese de kendisinin düşüncelerini okumak pek de zor değildir. Küçük bir çocuğa, “Ahmedinejat Türkiye’ye geldi ama Anıtkabir’e uğramadı, sence neden?..” diye bir soru sorsanız, anında size yanıtını şöyle verir: “Demokrasi.” Atatürk onlar için bir korkunun nedeni. Çünkü Atatürk demek, “Demokrasi” demek. “Çağdaşlık” demek. “Cumhuriyet” demek. Ama Tahran için bunlar çok korkunç bir telaffuzdur. Bu sistem onların kabul etmediği bir sistemdir. Onun içindir ki Anıtkabir’e çıkıp da çelenk koymazlar. Niyetleri bellidir.

 

İRAN’IN BU KARARI VERMESİNDE PETROLDE TİCARİ İLİŞKİ AĞIR BASIYORDU...


Tahran’ın nükleer toplantısıyla ilgili son açıklaması ipleri gerdi. İran Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi’nin
ipleri geren açıklaması aynen şu olmuştur: “...Türkiye artık dışlanmıştır.”

 

Tabii İran bunu açıklarken, kendine göre bir haklı nedenini de hatırlatmak istemiştir. O neden de şudur: “...Başbakan Erdoğan’ın
İran’dan Türkiye’ye dönüşünden hemen sonra petrol konusuna ağırlık vermiş... Ardından Tüpraş’ın İran’dan alınan petrol yüzdesinin 20
oranına kadar azaltılacağını açıklaması olmuştur.” 

 

Evet ama Türkiye bu açıklamayı yaparken Amerika’yı ve diğer ülkeleri karşısına almama gayreti içinde olabilir. Ama ne olursa olsun içe
dönük enerji politikamızın halkı rahatlatması açısından düşünülmesi zaruri olmalıdır –Ki bugün petrol fiyatları tavan yapmış vaziyette ve
devamı da gelecek denilmekte. Enerji için dış politikada Türkiye’nin tutumu hem rahatlatıcı olmalı ve hem de devamlılığı gelmeli. Ancak öylesine bir politik kıskaç içinde kalmıştır ki Türkiye... Dış politikada önümüzdeki günlerin çok önemli olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmıştır.

 

O hatırlattığı şey, Amerikan seçimlerinin yaklaşması... Aday olanların Türkiye hakkında takınacakları tavırları... Suriye meselesinde
hemfikrin bozulmaması... Barış askerlerimizin dünya dağılımındaki düşünsel kavramlarda kopukluklar yaşanmaması... NATO düzeyindeki görüşmelerin ve ilişkilerin zarar görmemesi... Birleşmiş Milletler’de görüş ayrılıklarının tavan yapmaması... Avrupa Birliği’ne entegre sağlaması... Kriz dünyasında ilişkilerin ülkeye zarar vermemesi... Ve bunun gibi birçok neden...

 

Ama ne olursa olsun ülkelerarası ilişkilerde dış politika dayılıkla halledilmez. İran bu dayılığını Türkiye’ye sürekli yapmakta. Ama petrol azaltımı kararının her ne kadar olumsuz yanı Ankara için Tahran’a ters düşse de... Bir o kadar komşuluk ilişkilerinde ve özellikle nükleer konusunda Türkiye’nin takındığı tavrın, bütün olumsuzlukların üstünde olduğunu Tahran’ın bilmesi gerekmez mi?..

 

Çin hükümetinin bile nükleer konusunda “Hayır” diyeceği tahmin edilirken, “Evet” diyerek Batı’nın yanında yer alması herkesi şaşırtmışken... Çin bu davranışına hemen bir kılıf bularak şu açıklamayı yapmıştı: “...Nükleer yaptırıma evet dedim... Çünkü İran’ı 
müzakereler için masaya çekmek istedim...” O kinci tavrıyla Türkiye’ye müzakerelerin yapılacağı yerin İstanbul olmasına hayır diyerek “Bağları kopardım” diyen Tahran... Nedense Çin hükümetine karşı boynu bükük durur. Hiç gündemlerine dahi taşımazlar.

 

Gerçi her ne kadar Türkiye ile İran’ın ilişkileri bugün birbirine zıt gidiyorsa bu, sadece petrol sevkiyatının yüzde 20 oranında düşürülmesiyle değil. Aksine esas neden Suriye konusudur. Çünkü Suriye, İran’ın arka bahçesidir. Askeri, lojistik ve eğitim
alanlarında da Şam yönetimine olağanüstü yardımlar yapmaktadır. Rejim ve görüş farklılıkları yanyana olan bu iki ülkenin çıkarları
(maalesef) halkına zulüm etmeye kadar giden bir yapıya bürünmüştür.

Ancak Türkiye’nin yapısı ve konumu gereği Batı ile olan ilişkilerindeki gelişmişlik politikası demokrasiyle bağdaştığı için Tahran’ın siyaseti yavaş yavaş ters gelmeye başlamıştır. Fakat Tahran’ın unuttuğu bir şey vardır: Her ne kadar kendisinin Şam üzerindeki çıkarları doğrultusunda izlediği politika zaruri olarak geliştiyse... Türkiye’nin de hem sınır komşusu olduğundan dolayı... Hem de Batı ile Doğu ve Ortadoğu arasında oluşturduğu köprü konumu, Ankara’nın kararlarında oldukça etkili olmaktadır. Bugünkü politikada da bu ağırlıklıdır.

 

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk