Amerikali Turk

Yazarlar

Sanayi Olduğu Kadar Tarım Politikası Da Bir O Kadar Hayati Önem Taşır

(1 votes, average 5 from 5)
April 09, 2012 3:23 PM

okkes agaogluBUGÜNKÜ uluslar, sağlam ve yerinde demokrasilerle hayatı devam ettirmek için yeni yeni politikalar yaparlar. Bunları yaparlarken de sürekli sağa - sola saldırarak kendilerini demokrasinin kalesi gibi görürler. Üstelik buna bir de demokrasi için kendilerini zorunlu ülkeler arasına sokmayı da ihmal etmezler. Ama bunu yaparlarken de demokrasilerinin gücüyle yaptıklarını sanırlar. Oysa diğer ülkeler, Batılı demokrasilerin ekonomileri iyi olduğundan dolayı kendileriyle ticari ilişkiye girmek isterler. Yoksa onlardan alınacak ne bir demokrasi trafiğine ihtiyaç vardır... Ne de anayasalarına.

Neden mi?..

Nedeni, ne zaman ki Türkiye uyanacak... Ne zaman ki Türkiye gücünü hissetmeye başlayacak... Eeee boş durur mu Batılı kuklalar... Hemen artarda birlik anlaşmalarını yumuşatarak başlıklar açmaya çalışırlarken milli konulara da dokundurmayı ihmal etmezler... Çünkü
Türkler milli konularla hareket ederlerse Batılı sözde dostlarımızın Ankara'ya vereceği hiçbir şeylerin olmadığını çok iyi bilmektedirler.

İşte tam da burada konu demokrasinin ve ekonominin gücü ağır basınca Batılı ülkeler anında Türklerin milli gururuna dokanmaya başlarlar. Tabii demokrasiye ayak uydurmak için bunu yapmanın normal olduğunu vurgulamaya çalışırlarken ağızlarındaki baklayı da hemen çıkarıverirler.

Nedir o bakla biliyor musunuz?

Tek kelimeyle: Atatürk.

Atatürk'ün adı onları çok rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlığı o kadar açığa vururlar ki, (güya demokrasi adına) Türkiye'ye şöyle bir öğütte bulunurlar: Atatürk'ü anmayın.

Daha doğrusu "Hatırlamayın" da diyecekler... Ama bunun fazla ileri olduğunu düşünerek, şimdilik yumuşak girelim diye "anmayın"la yola çıkıyorlar. Gerekçeleri çok basittir: Türklerin milli düşüncelerine demokratikleşme adına kelepçe vururlarsa... Hissettirmeden duygusuz ve milli görüşsüz bir toplumu yaratmış olacaklar. Ve bunun adına da "Demokrasi" diyecekler.

Acaba bugün yaşayan Türkler, bunu hiç kabul ederler mi?

Tabii ki asla kabul etmezler. Etmeleri için de hiçbir neden yoktur. Ama bugün iş öyle bir noktaya getirilmek isteniyor ki... Siz bırakın
Atatürk’ün ve Osmanlı’nın başarılı tarihini... Türkiye’yi bugün pohpohlayarak Ortadoğu’da oynanan ayak oyunlarının içine sokmaya
çalışıyorlar. Oysa Türkiye bu mu olmalıdır?


Elbette hayır.

Türkiye, geçmişindeki başarılarını bugün devam ettirebilmek için, ilk önce halkını ekonominin kıskacından kurtarmalıdır. Bunu yaparken de, dünya ülkeleriyle anlaşmazlık içine girerek değil... Bilakis onları, kuvvetli ve ikna edici ekonomik güçle masaya çekmeliyiz.

Bunu yapamıyorken, geçmişimizle övünmek bize hiçbir şey kazandırmaz. Kazandırmadığı gibi, dışa bağımlılığımız daha da devam eder.

Halbuki Türkiye, bağımsızlık savaşları vermiş ve bu savaşlar doğrultusunda dünyayı bile karşısına alarak istila güçlerine kafa
tutmuş bir ülkedir. Bu başarılarının devamını bugün göremiyorsak, kendi kendimizi soruşturmalı ve “Nerede hata yapıldı?” şeklinde
özeleştiri yapmayı ulusça düşünmeliyiz. Neden mi?..

 

“Bugün Türkiye daha çağdaş bir konumdadır” diyoruz, ama teknolojide ve yabancı üretime olan hayranlığımızda ekonomimizin sınıfta kaldığını kabullenmiyoruz. Sadece milli gururumuzu her zaman ön plana çıkararak ve Batılı ülkeleri de yerin dibine vurarak Türkiye’yi şahlandırıyoruz. Tamam, doğrudur. Batılı ülkeler Türkiye’nin canını sıkmakta ve her zaman da bunu yapmak için kuyruğa girmiş durmakta. Ama iş ekonomi anlayışına gelince, ne “milliyetçilik”, ne “milli görüşlülük” ve ne de “tarihi başarılarla dolu geçen kahramanlıklar” bugünkü kurtuluşu size verebilir. Aksine esas savaş, yapılan savaşlardan sonraki ekonomi savaşı... Yükselme savaşıdır.

 

ATATÜRK’ÜN EKONOMİ SÖYLEMİ


Atatürk savaşlar yapmış milli kahramanımız. Ama Atatürk bile başarılı savaşların arkasına sığınarak “Nasıl olsa ben Türkiye’yi yeniden
varettim. Bundan sonrasını benden sonrakiler düşünsün” demedi. Bilakis Türkiye’nin, savaşları kazandığı halde daha da tehlikede olduğunu açıklamaya çalıştı. İşte birçok ekonomi sözlerinden bazısı: 

Atatürk’ün 1923 yılındaki ekonomi konuşması:

– “Tarih, milletlerin yükselme ve alçalma sebeplerini ararken birçok siyasî, askerî, içtimaî sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler içtimaî hâdiseler üzerinde tesir yaparlar. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, alçalışıyla alâkası olan, münasebetli olan, milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübelerin tespit ettiği bu hakikat bizim millî hayatımızda ve millî
tarihimizde de tamamen belirir. Gerçekten Türk Tarihi tetkik olunursa, bütün yükseliş ve alçalış sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka birşey olmadığı anlaşılır.”

 

– “Türkiye'nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak (en çok lâyık) olan köylüdür.. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyasi aslî gayeyi gözetir...”

Bu açıklamalar Atatürk’ün Türkiye’ye bakış açısını... Dünya milletleri arasında taaa o zamanlardan beri ekonomi savaşı verdiğimizi
gösteriyor. Ama bugün ekonomik özgürlüğe kavuşabilmek için hükümetin açıkladığı bölgesel kalkınma politikasının yürürlüğe girdiğini
görüyoruz. 

Neden?..

Neden bu bölgesel kalkınma politikası aniden gündeme geldi?..

Neden ekonomik paketler birbir açıklanarak Anadolu’muzun yükselişine
önem verildi?..

Şunun için: Bugüne kadar, ne kadar yatırım yapılmışsa, İstanbul’a... Adana’ya... Ankara’ya... Bursa’ya... Ve İstanbul’a yakın illere
yapılmış. Bu yanlış politikalar bugün Türkiye’nin Andolu’sunu öksüz bırakmış. Tabii ardından İstanbul’a göçler başlamış. Bu kez de Anadolu yetim kalmış. Bugün İstanbul’un büyüklüğü devasa boyutlara gelmişse... Bunun sebebi, bugüne kadar yapılan ekonomik yatırımların ne kadar  yanlış bölgelere yapıldığını gösteren politikaların eseridir.

 

Bugün hükümet bölgesel yatırımların büyüklüğünü daha da büyüterek Anadolu’yu kalkındırmayı düşünüyorsa – Ki düşünüyor – bunu,
köylümüzün, üreticimizin, daha doğrusu tarım sektörümüzün birinci planda önemli sorun olduğunu düşünmesi gerekir.

 

Atatürk’ün de dediği gibi, “...Milletimiz çok büyük elemler, mağlûbiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu
topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: (Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elindeki sapanla
topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunamayacaktık)” açıklaması,
bugünkü Türk çiftçisinin üzerine elbise gibi o kadar güzel oturuyor ki... Sanayinin de olması gerektiğini, ama en çok da tarım
politikasının çok önemli bir seviyeye yükseltilmesi için çalışmalar yapılmasını önemle vurgulamış.

 

Bugün Batı boyunduruklarından kurtulmanın en güzel yolu, sanayiyle birlikte tarım politikasının da köylümüze bir an önce ulaşıtırılmasıdır. Düşünün bir kere, köylü; ürettiği ürününü 3 - 5 kuruş denilecek kadar komik bir rakamla büyük şehirlerdeki hallere
gönderiyor. Orada, köylünün ürünleri devasa boyutlara yükseliyor ve halk da bu fiyatlar altında adeta eziliyor.

 

Bunun nedenini araştırmanın artık zamanı gelmedi mi?

 

Bakın Yunanistan’a. Üretici direk halka satışı bizzat kendisi yaptığı için Yunanlı vatandaşlar, çok ucuza alarak ekonomilerinde biraz olsun nefes alabilmişlerdir. Oysa Türkiye’de de üretici adına aynı koşullar olsaydı, köylünün halka ürün satışı direkt olsaydı, bugün büyük şehirlerdeki insanların ekonomileri çok rahat ederdi. Demek ki hedef, köylümüzün tarladaki ürününü kendisi bizzat tüketiciye getirmeli ve tarım politikamızın bir an önce böyle bir statüye kavuşturulması sağlanmalıdır.

 

İşte içe dönük ekonomik siyasi düşünceler hayata bu şekilde geçirilebilseydi, bugün Avrupa Birliği normlarını zorlayacak... Aksine
Avrupalı sözde dostlarımızın Türkiye kapısında ekonomimizi incelemeleri açısından kendilerinin bu yolda yapamadıklarını, ama Türkiye’nin bunu nasıl yapabildiğini kendi ağızlarından duymuş olacaktık.

 

Demek oluyor ki, bugün Avrupa Birliği kapısında beklemek her ne kadar doğru görülse de... Bunun yanlışlığını, içe dönük tarım
politikalarında ve köylümüzün hayati yaşamlarını ve tarıma dönük sıkıntılarında aramamız gerekiyor.

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk