Amerikali Turk

Yazarlar

Osmanlı Yükseldi, Türkleri İstemedi, Kırım Savaşı Borcuyla ‘Hasta Adam’ Oldu

(1 votes, average 5 from 5)
April 14, 2012 10:23 PM

okkes agaogluOSMANLI hükümdarlığı, Batı’ya dünyayı dar etmiş koca bir imparatorluk. Savaşları ve bugüne gelen mimari güzellikleri göğsümüzü kabartan yegane eserler. Tabii bir de Osmanlı’nın tarihi derinliklerine bakınca başarıları ister istemez bizleri şımartmaya yetiyor da artıyor bile... Hatta ve hatta bugün bile Batı’ya “Hasta adam uyanıyor” dedirtecek kadar ileri giden inatçılığmızla atalarımızı bugün de yaşatmaya çalışıyoruz.

 

Tabii onların yaşaması (daha doğrusu bugün bile anılması) bugünkü Türkiye’nin başarısından çok, tarihine sahip çıkmasıyla daha da
perçinleşmiş oluyor. Ama Osmanlı’nın çöküş devrinde dünya milletlerinin Anadolu topraklarına üşüştüklerini görünce, “Ne oldu da Osmanlı bu hale düştü? O koca imparatorluk neden böylesine pasifleşti?..” demekten kendimizi alamıyoruz.

 

Bu konuda tarihçilerimiz çok yazdı - çizdi. Ve bir konuda ortak bir yerde de buluşmuş oldular. Gelişen dünya düzenine ayak uyduramadıkları için çöküş devrini kendi elleriyle başlatmış oldular. Oysa dünya milletleri sanayiye ve tarım politikalarına ağırlık vererek büyük imparatorlukların boyunduruğundan kurtulmayı başardılar. İşte Osmanlı da bu gelişmeye ayak uyduramayınca çöküş devrini kendi elleriyle hızlandırmış oldu.

 

Halbuki Osmanlı güçlü olduğu devirde (hem de en güçlü olduğu devirde) yükselişe imzasını atabilseydi, bugün ne Amerika  mbargolarına boyun eğecektik... Ne de Batı’nın kapısında Avrupa Birliği’nin anahtarını almak için yıllarca bekleyecektik. Daha doğrusu Osmanlı, ileriki tarihlerini... İleriki kuşakları... Torunlarını düşünmüş olsalardı... Bugün sınırlarımızdaki saçma sapan  ayaklanmaları yaşamayacaktık... NATO ve Birleşmiş Milletler’de ağırlığımız daha farklı olacaktı... Ama Osmanlı bunu yapamadı. Bugün geçmişimizle övünürken... İlerimize bir şey vaadedemeyeceğimizi düşünmek bize ters geliyor.

 

OSMANLI TÜRKLERİ SEVER MİYDİ?..

Biz Türkler her zaman Osmanlı’yı sever, başımızın tacı yaparız. Çünkü atalarımıza olan saygımız ve sevgimiz (tarihler ne kadar değişik
anlatılsa da) her zaman devam eder. Peki Osmanlı Türkler’i sever miydi?..

 

İşte bu konuyu biraz derinlemesine girelim istedik. Bakın Osmanlı döneminde Türkler hakkında dönemin ünlü şairi Baki, Muhteşem
Süleyman’a bir şiirinde ne demiş: 

“Her Taç Yoksulluk Ve Yokluk Ehline Baş Tacı Olamaz.

Ey Hoca Türk Toplumundan Olanın Başı Kabadır.

Türk, Sultan Olma Yeteneğinden Yoksundur.”

Sadece Baki dese iyi. Bir başka Osmanlı şairi olan Nef’i de Türkleri aşağılayan bir ifadesini tarih yapraklarından okuduk. Bakın o ne
yazmış: “Tanrı, Türk’e İrfan Çeşmesini Yasaklamıştır.”

 

Hafız Hamdi Çelebi de aynı hakaret dolu düşüncelerini Türkler üzerinden yoğunlaştırarak bakın nasıl kaleme almış:

“Sakın Türk’ü İnsan Sanma

Bir An Bile Olsa Türk’le Birlikte Olma.

Türk Eline Şeker Olsa O Şeker Zehir Olur

Türk’ün Başını Keserken Sakın Gam Yeme

Baban Da Olsa Türk’ü Öldür”

Bu dizeler yazılırken acaba Türkler’i nasıl görüyorlardı?

Bu dizeler yazılırken acaba Türkler bunu biliyor muydu?

 

Tabii bunlar gündem değiştirmez. Çünkü konu vatan olunca aynı şey için (birbirinizi yeseniz bile) cephede birlikte olursunuz. Sonuçta aynı topraklara baş koyuyorsunuz ve o topraklar için de savaşıyor ve ölüyorsunuz.

Ancak Türkler hakkında neden bu denli düşmanca şiirler yazılır, insanın aklı almıyor. Ama tarihi belgeler maalesef yazıyorsa –Ki yazıyor– nedeninin kin olduğu apaçık görülmekte. Bunları biz değil, maalesef tarihi belgeler ve araştırmacı yazarlar yazıyor.

 

BİR BAŞKA TARİHİ BELGEYE GÖRE DE TÜRKLER OSMANLI YÖNETİMİNDEYDİ!..

Tek bir gözlükle sadece bir yere bakmak ne kadar hataysa... Aynı şekilde araştırmadan her denilene ve her yazılana inanmak da bir o
kadar hata... Ama her iki zıt araştırmayı da okuyarak bilgi sahibi olmak ve safsatalara kanmamak bizler için önemli unsurdur.


 

Bakın yukarıda Osmanlı’nın Türkler’i dışladığını bazı tarihi belgelerin bilgisayar dünyasına yayılarak bizlere gösterildiğine şahit olduk. Yine aynı şeklide bir başka tarihçinin de aynı şekilde bilgisayar dünyasında yayınlanan bilgileri var. Ve yukarıdaki Türklerin sevimsizlik belgelerinin tamamen zıttını yansıtmakta. Bizlere şu bilgiyi vermekte: 

 

Tarihçi İsmail Hami Danişmend’in “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi” eserinin 5. cildindeki bilgi: “Fatih’e kadar bütün vezir ve
veziriazamlar Türk soyludur. Osmanlı tarihi boyunca 122 sadrazam yabancı soydan, bunların içinde Müslüman kavimler de var, 93’ü ise
Türk soyundandır. Kaptan-ı Deryaların 57’si Türk, 57’si çeşitli kavimlerden... Şeyhülislamların 131’i yani tamamı Türk. Maliye - Başdefterdar 90’ı Türk, 20’si başka kavimlerden. Nişancı - Reisülküttap 63’ü Türk, 11’i çeşitli kavimlerden.”

 

İşte gördüğünüz gibi bir başka tarihçimiz de Osmanlı’da Türk hizmetlerini bu şekilde yazmış. Demek oluyor ki birileri “Osmanlı’da
Türk yok” dese... Bir diğeri de “Türkler tarihten beri vardı, Osmanlı sonradan geldi...” dese... Bunu anlamanın en kestirme yolu tarih
yazarlarının kitaplarında olacaktır. Ama (yukarıda yazdığım gibi) geçmişteki bazı tarihçilerin bile birbirine ters düşerek Türklüğü ve 
Osmanlılığı bu şekilde ve çeşitli örneklemelerle anlatımları bizlere yansımaktadır.

 

Bunun yanında Yavuz Sultan Selim döneminde 50 bin kadar Türk’ün öldürüldüğünden bahsedilir. Bir de şu unutulmamalıdır ki, padişahlar yabancı kadınlarla evlendiler. Çünkü Osmanlının taht’ına bir Türk’ün geçmesini istememişlerdir. Ama evlendikleri yabancı kadınları Müslüman olduklarından dolayı bu, halk nezdinde eleştirilmeyen ince ve aynı zamanda da önemli bir detay olmuştur. Daha doğrusu padişahlar hem Türkler’i Osmanlı taht’ından uzaklaştımış olmaktadırlar... Hem de eşlerini Müslümanlaştırarak dini çerçevede hükümranlıklarını dokunulmaz kılmışlardır.

 

Fakat akraba kanı dökmek devlet adına bir hizmet olarak algılandırılmış ve halkına bu belki zorla - belki de açıklayıcı bilgilerle kabul ettirilmiştir.

 

Oysa bir padişah kardeşlerini, babasını, annesini ve diğer akrabalarını hapishaneye atarak onu tutuklayamaz mı? 

 

Elbette tutuklar. Hatta isterse ömür boyu hapis cezasına da çarptırabilir. Bugün bile ömür boyu hapis cezası yok mudur? 

 

Osmanlının akrabalarını öldürmelerini peygamberimizin savaştığı bir olaya benzetmek insanın aklına takılmıyor değil. O benzettiğimiz olay da şudur: Peygamberimiz, nasıl ki Arapların kız çocuklarını diri diri toprağa gömmelerine karşı savaş verdiyse... Aynı şekilde Osmanlı da ha kızı olmuş, ha oğlu olmuş, ha annesi veya babası olmuş... Kim olursa olsun akraba mı, hepsini öldürüyor. Boğuyor, kesiyor. İşte bu da Peygamberimizin tıpkı bu zihniyetlerle savaştığını gösteren delilleri oluşturmakta. 

 

Bu yanlışlardan yola çıkan ve hareketlerinde hiçbir zaman sorumluluk hissetmeyen padişahlar ve onların eşleri, günlük yaşamlarını tarihe dayalı olarak düşünmüş olsalardı; zenginliklerini yaklaşan bu yüzyılda sanayiye dönüştürerek ekonomiye dayalı devrimleri gerçekleştirirlerdi.

 

Ama maalesef padişahlar sadece kendi taht’larını düşünen aileler olarak tarihe geçtiler. Eğer ki yönetim açısından güçlü ekonomilerle
sistemi devlet üzerine oturtmuş olsalardı... Hasta adam bugün cihan zengini olurdu. Ama diğer yönden de Türkler’i dışlamak yerine,  onlara sahip çıkarak topraklarını elde tutabilirlerdi. Türklerden rahatsız olmak yerine, dini inanç olarak aynı düşüncede yaşamanın verdiği güzelliği birliktelikle Osmanlı İmparatorluğu’nu daha da güçlendirebilirlerdi. Ama olmadı. Osmanlı ne endüstriyi düşündü, ne de
değişen dünyaya ayak uydurmayı...

 

Son olarak koca Osmanlı İmparatorluğu tarihinde ilk defa Kırım Savaşı için dış borç aldı... Ama ne borcu, ne de borcun faizini ödeyebildi. Bu da Osmanlı’nın “Hasta Adam” olmasına neden olan bitişin, tükenişin ve iflasın ana nedeni haline geldi.

 

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk