Amerikali Turk

Yazarlar

Türk Adının Dünya Tarihi Sahnesine Çıkışı Görkemli Olmuştur!..

(2 votes, average 3 from 5)
April 19, 2012 3:47 PM

okkes agaogluDÜNYANIN tarih kitaplarında ne zaman ki “Türkler” diye bir bilgi geçse, hemen akıllara o görkemli ve iftihar edeceğimiz atalarımızın başarıları gelir. Öyle ki bu başarılar bir zamanlar dünyayı titretmiş ve adından oldukça söz ettirmiş. Hatta Mustafa Kemal Atatürk bile, Türklerle ilgili şu önemli bilgiyi bize ulaştırmıştır: “Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yâfes’in oğlu olan kişidir.”

 

Tabii Atatürk, Türk’ün tarihini araştırmış ve oldukça da etkilenmiştir. Bizler de tarihin derinliklerine gidince, karşımıza çıkan şu önemli tarihi bilgiye ulaştık: “...Türkler, Nuh tufan’ından beri var olan, ilk devleti kuran, dünyanın en eski dilini kullanan ve hem Tevrat’ta, hem de Kur’an da övülmüş, dünyanın dört bir yanına yayılmış bir Millettir.”

 

Bazı tarihçiler ve bazı alimlerin inceledikleri Türk tarihi ve Hz. Peygamberimizin hadisleri de o doğrultuda ki, Türkler, dünya tarihinde her zaman önemle yerini alarak adından söz ettirmiştir. Çin’in tarihinde de Türk kelimesi (Tu-Kiu) olarak geçer. (Türk) olarak da sahneye çıkış tarihi (Milattan Sonra) 6. yüzyılda gerçekleşir.

 

Bu da şunu gösteriyor ki Türk tarihi binlerce yıl önce dünyaya ismini kazımış ve Nuh’un kavmine kadar dayanmış bir topluluk.

 

TÜRK ADI, İLK DEFA TARİHTE GÖKTÜRKLER OLARAK RESMİLEŞMİŞTİR!..

Türk’ün ilk imparatorluk ismi “Göktükler”dir. Her ne kadar o devirde “Türük” veya “Törük” denilse de, Türk’ün adının tam ismiyle anılması bu imparatorlukta görülmüştür. Hele ki buna bir de “Ergenekon Destanı” ile “Bozkurt Destanı”nı eklerseniz... Göktürkler çağına konu olduğunu daha iyi anlamış olursunuz. Yani Bozkurt Destanı’nın bitişinden itibaren diğeri başlar. O da Ergenekon Destanı. Bunu yazanlar da Çin tarihçileridir. Görüldüğü üzere Türk’ün tarihi derinlikleri destansı anlatımlara o kadar yakıştırılmıştır ki, adından o zamanlarda da çok söz ettirmiştir.

 

Daha doğrusu Türk adı sadece bugünkü Türkiye Cumhuriyeti için kullanılmamıştır. Bilakis Türk ismi, binlerce yıldan beri kullanıldığı tarih kitaplarında geçmektedir. Sadece bu değil tabii ki. O zamanki yabancı ülkeler ve imparatorluklar da Türklerin yaşadığı bölgelere kısaca Turkhia demişlerdir. Turkhia’nın anlamı ise, “Türklerin ülkesi” olarak bilinmektedir. Tabii bu açıklamalara daha sonra Türkleri topraklarında gören Bizanslılar da söylemiştir.


Ne zaman söylemiştir?

Tabii ki Türklerin Orta Asya’dan Batı’ya doğru geldiklerinde. İşte o tarihlerde Türkler Batı’ya öylesine açılım yapmışlardır ki, Volga Irmağı’na kadar uzanan hükümranlıkları Türk ismiyle bu topraklara perçinlenmiştir. Bazı diğer bölgelerde de Hun İmparatorluğu’nun bir kolu olan Hazar Türkleri ikamet ediyordu. Tabii bununla da bitmiyor, bu kez de Macar Türkleri devreye giriyordu. İşte burada önemle şunu belirtmek gerekir ki, Arap kavimleri yayılmacı olarak topraklarını genişleten Türklere “Arz-üt Türk” ismini vermişlerdi.

Görülüyor ki Türkler’in Anadolu’ya yerleşimlerinden önce (hem de binlerce yıl önce) dünya tarihine yön vermiş büyük bir imparatorluklar dizisini oluşturmuştur. Tabii bu açıdan bakıldığında bugünkü Türklerin, bugünkü diğer milletlerin aksine dünya tarihinde birçok devlete ve ilkeye imza atmış büyük ve destansı bir ırkın torunları olduğu kanıtlanmıştır.

 

Tabii Türk’ün tarihi, çok büyük olaylarla ve tarihi bilgilerle (dolu dolu geçen topluluklarla) bugüne kadar gelmiştir. Zincirleme olarak her yaşanılan toplum Türk’ün olduğu kadar, dünyanın da tarihini değiştirecek kadar önemli mesafeler kaydetmiştir.

 

CELALİ İSYANLARI VE TÜRKLERİN OSMANLI’DAKİ YERİ...

Oysa yakın tarihimize baktığımızda Türk’ün adı bazı şairlerin ve yazarların hışmına uğramıştır. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşayan şair yazar ve çizerlerin, Türklerin hakkında oldukça ağır şiirler dizdiğini bundan önceki yazımızda belirtmiştik. Oysa Türkler bunu haketmeyecek kadar büyük bir topluluktur. Sadece siyasi iç hesaplara göre Türkler’in aşağılanması oldukça ağır ve hakaret dolu ifadelerdir.

 

Tarih kitaplarına not düşen şu önemli bilgi, Osmanlı idaresi ile Türk’ün arasının açılmasına neden olmuş. Bakın tarih kitapları ne diyor: “...Yavuz Sultan Selim devrinde (1512-1520), Bozoklu (Yozgat'ın bir kazası) Celâl Bey adında bir sipahi subayı, kendini mehdi ilan ederek, etrafına topladığı binlerce âsi ile birlikte isyan etmişti (1519). Devlet, bu isyanı kısa zamanda bastırdı. Ancak, Celâl adı dillere destan olduğundan, bundan sonra Anadolu’da çıkan her ayaklanmaya “Celâlîlik”, ayaklananlara da “Celâli” adı verildi.”

Görülüyorki Osmanlı, her isyanı bu isimle belirtmiş ve olumsuz gelişmelerden dolayı da Anadolu’da yaşayanlarla birlikte Türkler’i de sorumlu tutmuş. Ama öyle görülüyorki Türkler’in de isyan ettiği o devirdeki gelişmeler Celali olarak değerledirilerek büyük olaylara sahne olmuş. Hatta ölüm - kalım olaylarına bile... Örneğin Anadolu, Celali isyancılarının eline geçmeye başladığında I. Ahmet sultanlığında büyük bir ordu Anadolu’ya gönderilir. Bunun sebebi isyanların bastırılması ve düzenin yeniden kurulmasıdır. Sonunda isyan bastırılarak Anadolu yeniden imparatorluk topraklarına bağlanmış olur.

 

Celali isyanının nedenlerini araştırdığımızda karşımıza çıkan bilgiler şunlar olmuştur: “...Ayaklanmanın adı Şeyh Celali’den gelir. Bu kişi, Osmanlı idaresine karşı çıkarak Anadolu’da halkı ayaklandırmaya başlar. Sebebinde ise, ganimet gelirlerinin durmasıyla Osmanlı yönetiminin gelirinin aniden kesilmesidir. Ekonomik yönden sıkıntı çekmeye başlayan Osmanlı, köylüye ağır vergiler yükler. Bu vergilerin ağırlığından kurtulmak isteyen köylüler ve çiftçiler, şehirleşmenin bulunduğu geniş kentlere göç ederler. Bu da pek iyi olmamıştır. Bazı göç edenler işsizlikle karşı karşıya kalınca eşkıyalığa başlar. Bu durumdan oldukça rahatsız olan Osmanlı yönetimi, sonuçta ordusuyla isyanı bastırır...”

 

Burada görülüyor ki Osmanlı’nın ekonomik yapısının geliri yönünden oldukça sıkıntıya düşmesi, Anadolu halkını oldukça sıkıntıya sokmuş ve istenmeyen gelişmeler ortaya çıkmış.

 

I. Ahmet’in Osmanlı’sında bu durum yaşanırken, Yavuz Sultan Selim dönemindeki düşünceler oldukça ilginçtir. Mesela Yavuz’un hedefinde şu vardır: “...Orta Asya Türklüğü ve Müslümanlığı'nı da idaresi altına alarak Türk Birliği'ni sağlamak...” Gördüğünüz gibi, Yavuz da bu büyük atılımı yapmak istiyordu. Hem de Türk boylarıyla... Bu, tarih yapraklarında yazar.

 

İşte tam da burada aklımıza şu takılıyor: “Osmanlı Türk müydü?”

 

Bize sorarsanız Türk kelimesi daha ağır basıyor.

 

Neden mi?..

Osmanlı döneminde yaşam şekli aşiretler topluluğu olarak tanımlanırdı. Ve bu aşiretler birleşerek Osmanlı İmparatorluğu’nu kurdu. Bir de bizi bu konuda ikna eden Yavuz Sultan Selim’in ifadesidir. O da şudur: “...Orta Asya Türklüğünü ve Müslümanlığı idarem altına alarak Türk Birliği'ni kurmak istiyorum...”

 

İşte Yavuz Sultan Selim’in bu ifadesinde Osmanlı kelimesi geçmiyor. Çünkü Osmanlı zaten imparatorluğun adı. Tıpkı Hun İmparatorluğunda olduğu gibi. Hunlular Orta Asya Türkleri olarak dünya tarihinde yer alırken, imparatorluklarının adı Türk değil, Hun olarak geçiyor. Bu da, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun temelinde Türklerin varlığının ağır bastığını gösteriyor. Yani hepsinin temelinde Türklük ve Türk olmak vardır.

 

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk