Amerikali Turk

Yazarlar

Çağdaşlaşma Adına Yatırımı Büyük Şehirlere Yığarsanız Her Şeyde Geri Kalırız!..

(1 votes, average 5 from 5)
April 25, 2012 11:29 PM

okkes agaogluKÖYLÜNÜN göç ettiği büyük şehirlerde yaşamak artık bugün için bir mucizedir. Bu mucize yaşam öyküleri, sadece Türkiye'ye ait değil. Bütün dünya ülkelerindeki büyük şehirler için de bu ifadeler geçerliliğini korumaktadır. Bir zamanlar "Taşı Toprağı Altın" denilen İstanbul dahi pek  o kadar da altınvari durmuyor milletin gözünde.

Neden mi?..

Yakın tarihimizden itibaren büyük şehirlere göç eden ve hayatını büyük şehirlerde kurmaya çalışanlarımızın çoğunluğu kırsal kesimlerden gelenlerimiz oluşturuyor. Bunda amaç olarak ilk akla gelen şeyin, rahat bir yaşamı kazanabilmek ve hayatın büyük beklentilerini doğru bildikleriyle kazanmak. Tabii bunu yaparken de aile bireylerini tek tek şehirleşmeye adapte etmek için ön hazırlık yapmaya çalışmak.

Mesela, bir ev kiralayabilmek veya bir ev alabilmek. Bunun yanında çağdaş ve modern yaşam için bir araba ve bir de işyeri anahtarının sahibi olabilmek. Bunlar kazanım olarak haneye dahil edildiğinde, sadece şehirlere göç edenler değil, o şehirlerde doğumdan beri yaşayanlar için de bir hedef halini almıştır.

Yani, göç edenlerin haricinde, şehirde yaşamını sürdüren yerli halk bile, bu zorlukları yaşıyor ve ayakta durabilmek için adeta büyük savaş veriyor. Ama rahat bir hayatı kazanmak artık bugünden sonra hem çok zorlaşmıştır, hem de hayal edilemeyecek kadar evlere uğramaz olmuştur.

Bunları kazanmanın doğru adresi artık şehirlerde değil, hemen hemen her yerde çalışma ve iş olanağını bulmakta görülmektedir. Şu ana kadar geçmiş siyasetler sorgulandığında ortaya çıkan manzaranın isabetsiz yatırımlar ve geçersiz hedefler olduğu görülmektedir. Ama bugünkü kazanımlar da geçmişi pek aratmayacak nitelikte ve netliktedir.

 Çünkü hedeflediğiniz ekonomik kazanımı cebinizde görebilmeniz için ya çok çalışacaksınız (tabii iş bulabilirseniz) ya da şansınız yerinde ve zamanında olacak. Bunun dışında bu devirde iş bulabilmek ve çalışabilmek sanki hayal olmuş gibidir. Yaşam koşulları sizi öylesine zorlamaktadır ki, günlük harcırahı bile hesap eder duruma getirmiştir insanları. Hele buna bir de çarşı - pazar fiyatlarını eklerseniz, siz seyreyleyin hayat pahalılığını ve geçinme zorluklarını...

HAYAT SADECE ÇALIŞMAK DEĞİLDİR AMA BİR YERDEN BAŞLAMAK İÇİN DE ÇALIŞMAK GEREKİYOR

Daha düne kadar hükümet, açıkladığı geçinme endeksleri ve gayrisafi milli hasılanın fert başına düşen doların artışını gerçekleştirebilmek için büyük yatırımların olacağı sinyalini vermekteydi. Bir ara düşünüldüğünde "evet, doğru bir hareket" diye düşünüyorsunuz. Evet ama hayatı kazanabilmenin yolu, sadece kredilerin verilerek esnafın borca girmesi ve bir şeyler yapabilmesiyle mi olacaktır?

Tabii ki hayır.

O halde...

Bir defa köylü kalkınmalıdır. Üretim tarladan ve bahçeden başlamalı, tarım ürünlerimizin kar haneleri köylümüzün cebini kabartmalıdır. Yani sıcak para, köylümüzün yüzünü güldürmelidir. Ama bugün bunu başarmak neredeyse imkansızlaşmaktadır. Çünkü düne kadar zam şampiyonu olan ve cebleri yakan sebze ve meyveler, daha sonra büyük düşüş yaşayarak piyasayı olumsuz etkilemiş ve yine esnafın ile üretici köylümüzün hayallerini suya düşürmüştür.

Bu etkileşim ve sarsılma, halka indiğinde meydana gelen sarsılma, ceplerde hissedilmiş... Beraberinde ekonominin depremini benliklerinde yaşamış oluyorlar. İşte göçün meydana getirdiği ve muhatap ettirdiği piyasaya ekonomisi bu gerçekler ışığında hayatı çekilmez kılıyor.  Biz insanları büyük şehirlerde tutan nedenler ise beklentiler ve hayallerdir. Büyük şehirleri çekilir kılan da bu iki nedendir.

Fakat öyle gelişmeler de oluyor ki, artık bu devirde büyük şehirlere dayanılırlığın zahmetten öteye gitmeyen olaylar zinciri olduğu ve yaşandığı da bir gerçek.

"Nedir onlar?" derseniz...

Elbette ki büyük şehirlerin trafiği... 

İş yerinizin, hanenizin her türlü hırsızlığa ve tehlikeye açık olması... 

Büyük ve çok katlı binalarda oturmanın aklınızı (sağlam mı?) yoksa (sakat mı?) sorusuyla kafanızı kurcalaması...

Sürekli sizi rahatsız eden düşüncelerdir. 

Tabii bu sorular sizi iç hesaplaşmalara kadar götürür. Bu sefer kendi kendinize şu soruları sormaya başlarsınız:

1) Acaba köyümdeki rahatlık burada var mı?

2) Trafik derdinden ne zaman kurtulacağım?

3) Toplu taşımada geçen zamanım hayatımdan kaç saati çalıp götürüyor?

4) Hayat pahalılığı ne zaman bitecek?

5) Şehir merkezleri derken hemen hemen her yerde büyük bir kalabalığın yaşadığı ve bu kalabalığın arasında nefes almanın bile zorlaştığını hep yaşayacak mıyım?

6) Trafik kazalarında ambulans beklentileri büyük şehirlerin kaderi mi?

7) Sağlıklı olmanın faturasını şehirde yaşamakla mı, küçük kasaba ve köyde yaşamakla mı ödeyeceğiz?

8) Bir ev sahibi olamamanın zorluğu ve ağırlığı bu kadar mı hissedilir?

9) İşçiler ve işçi emeklisinin dayanıklılığını sınamak büyük şehirde ne derece doğru olur?

10)  Büyük şehire gelmeye deydi mi?

İşte bu sorular insanı öylesine derinlere götürüyor ki, insanın aklı "Çağdaşlaşma" ve "Çağa ayak uydurma" düşüncesine doğru yol alıyor. Fakat ne olursa olsun, çağdaşlaşmanın özü, insana; kendini yetiştirmesiyle ve çağa ayak uydurmasıyla birlikte refah ve rahat hayatı güzel yaşamasıyla daha çok zindelik kazandırıyor. Ama kazanç ve yarınını garanti altına alma düşüncesi, maalesef insanları büyük şehirlere göç ettiriyor.

Ama büyük şehirlerde öylesine korku var ki, insanlar toplum olarak hep diken üstünde duruyor. O da deprem korkusu. Çok katlı binalarda oturanları deprem korkusu öylesine rahatsız etmektedir ki, insanlar köyüne... Tek katlı kerpiçten evlerine gitmeyi düşünmeye başlamışlardır. Bu da görülüyor ki, ne çağdaşlaşma, ne modern yaşam tarzı insanları celbediyor. Sadece ve sadece sağlıklı yaşam ve ölüm korkusu olmayan bir ortamda hayatı yaşamak, toplumların tek düşündüğü çıkış yol olmuştur.


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk