Amerikali Turk

Yazarlar

Osmanlı Anayasası’nda Da Resmi Dil Türkçe Olarak Kabul Edilmişti!..

(1 votes, average 5 from 5)
May 10, 2012 11:13 PM

okkes agaogluTÜRKİYE Cumhuriyeti Anayasası tekrardan tartışılmaya başlandı. Tartışmanın nedeninde “demokratikleşme” ifadesiyle yeni bir yapılanma söz konusu olduğu öne sürülmekte. Tabii Anayasa’nın ilk 3 maddesinin de değişmesi için teklifler sunuluyor. Bunları görsel ve yazılı basından izliyoruz.

Anayasa’nın ilk 3 maddesi, Türkiye’nin durumunu tehlikelere karşı koruyan ve Türk halkını bütünleştiren maddeler.

Ne diyor o maddeler:

1’inci Madde: Türkiye Devleti bir Cumhuriyet’tir.

2’nci Madde: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

3’üncü Madde: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. 
Bayrağı şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. 

Milli marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

İşte bu 3 maddenin Anayasa’daki satırları bunlardan ibarettir. Ama ne var ki, bunlardan rahatsızlık duyanlar, “demokratikleşme” adı altında değişmesini isteyenlerle dolu.
Peki neden?

Niçin bu 3 madde bazılarını zorlamakta?

Zorlanmaktalar, çünkü bu ilk 3 maddeye çok ağır ifadeler kullanarak eleştirilerinin dozlarını artıranlar da var. Örneğin “Anayasa’nın ilk 3 maddesi Atatürk’ün diktatörlüğüdür” diyenler de var. Bunu diyenler, “Özgürlüğü” ve “Demokrasiyi” bu maddelerin engellediğini düşünüyorlar.

Hiç öyle şey olur mu?..

Bir defa bu üç madde, ne demokrasiyi baltalıyor... Ne de özgürlüğü... Bilakis, onları daha da kuvvetlendiriyor. Çünkü bu ülkenin kurtarılışındaki o milli duygu, işte bu üç maddede saklı. Bir defa onu görmek gerekirdi diye düşünülmeliydi.

Ama bu yapılmıyor. Sadece ilk 3 maddenin özğürlüğün, modern çağdaş demokrasi yılları olan bugünlerin yanına yakışmadığı iddia ediliyor.
Acaba “Anayasa’daki ilk 3 madde mutlaka değişmelidir” diye bunu bize dayatan Batı aleminin kendisi ne yapıyor?

Türkiye’ye ne derece demokratik davranıyorlar?..

Hangi konuda Türkiye’yi desteklediler de, Atatürk için, Anayasa için bu kadar veryansın ediyorlar?..

RESMİ DİL VURGUSU BAŞKA RESMİ DİLLERİ DE DOĞURMAZ MI?...

Bugün Anayasa’nın 3’üncü maddesi ne diyor: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.

Bu ifadenin değişmesinden yana olan bazı görüşler ortaya çıktı. Elbette fikirler tartışılacak. Öneriler sunulacak ve o konu üzerinde, o madde üzerinde doğru olan neyse, halka yakın olan neyse o madde Anayasa’da geçerliliğini sağlayacak. İşte tam da burada aklımıza takılan şu olmuştur:

– “...Bugün Türkiye Anayasası’nda ‘Dili Türkçe’dir’ ifadesi ‘Resmi Dili Türkçe’dir’ olmalıdır. Hiç olmazsa Türkiye topraklarında yaşayan diğer toplumların da gücüne gitmeyecek bir şey yapılmış olur” deniyor. Evet ama, ya yarın - öbürgün ve daha sonra onu takip eden günler, Türkiye topraklarında yaşayan diğer vatandaşlarımız da, “Benim dilim de resmi dil olsun?” derse o zaman ne yapacağız?..

Sorun, daha da büyümez mi?..

Bugünkü sorunu hallettik derken, yarına çok daha büyük bir sorunu taşımış olmaz mıyız?..

OSMANLI DÖNEMİ NASILDI PEKİ?..

Bugün Osmanlı dönemini çok övenler bir yerde haklı olabilirler. Çünkü sonuçta bizim atalarımız. Bunu kimsenin itiraz etmediği gibi, biz de itiraz etmiyoruz. Bilakis sahip de çıkmalıyız. Ama Osmanlı’ya sahip çıkarken, bugünkü demokrasi değerlerini baltalamamalıyız.
Çünkü Osmanlı döneminde resmi olarak kabul edilen dil neydi?..

Tabii ki Türkçe’ydi. Bunu bilmeyenlerimiz, mutlaka bu sorumuzun karşılığını “Arapça” olarak cevaplandırmışlardır. Oysa hiç de öyle değil. Osmanlı’nın Anayasa’sı dahi Türkçe olarak kabul görmüş ve devlet çalışmaları Türkçe olarak devam etmiş.

Osmanlı Türkçe’si de görünüşte Arap alfabesi gibididir. Ama Arapça değildir. Hatta bugün herhangi bir Arap vatandaş, Topkapı Müzesi’nde camekanlarda asılı duran ve Arapça gibi görünen yazıları dahi okuyamazlar. Çünkü Osmanlı’nın kendine özgü yazı kuralı vardır.

TARİHİMİZİ TANIMADAN “OSMANLI HAYRANLIĞI” YAPMAK BİLGİ EKSİKLİĞİDİR...

Tarihimizi tarih kitaplarından ve değerli araştırmacı yazarlardan incelerseniz eğer, karşınıza şu güzel satırlar çıkar. Örneğin Erhan Afyoncu, İlber Ortaylı ve diğerlerinin açıkladıkları Osmanlı dilini yakından birazcık tanıyalım: 

– “İkinci Abdülhamid tahta çıktıktan sonra Avrupa tarzında ilk anayasamız yapılmıştı. İlk anayasamızın 18. maddesi, ‘Devletin resmi dili Türkçe’dir ve Osmanlı fertlerinden her birinin devlet hizmetinde istihdam olunmak için resmi dili bilmesi şarttır’ şeklindeydi. Bu anayasa maddesiyle devlet görevlerinde Türkçe´den başka dil konuşulmayacağı ve devletin resmi dilinin Türkçe olduğu açıkça ifade edildiği gibi bu durum anayasa teminatı altına da alınmıştı.”

– “Meclis açıldıktan sonra devletin resmi dili Türkçe olmasına rağmen Ermeni ve Rumlar kendi dillerinin de resmi dil olarak kullanılması için uğraştılar. Milletvekili olmak için Türkçe bilmek zorunluydu. Bu şartın değişmesi için, özellikle Arabistan´dan gelen vekiller teklifte bulundular. Bu talebe karşı dönemin önde gelen devlet adamlarından Ahmed Vefik Paşa "Gelecek seçime 4 yıl var. Akılları varsa bu süre içinde Türkçe öğrenirler" cevabını vermişti.”

– “Cuma günleri tatildi diye bir şey yoktur. Böyle bir olgu Osmanlı’da da yoktu, İslam geçmişinde de yoktu. Kuran-ı Kerim Müslümanların referans kitabıdır; onda da böyle bir emare yok. Cuma namazını cemaat olarak hep birlikte camide kılmak, Müslümanların gövde gösterisi olduğu için farzdır. Tarihte Cuma günleri en ağır işlerin yapıldığı da olmuştur. Cuma saati ibadetini camide yapacaksın, işinin başına geri döneceksin.”
Görüyorsunuz değil mi?..

Osmanlı’nın da nasıl Türkçe için bastırdığını... Resmi dairelerinde ve resmi yazışmalarında nasıl da Türkçe’yi ön plana çıkardığını... Osmanlı Ermeni ve Rum  vatandaşlara nasıl da “Türkçe’yi öğrenin” dediğini...

Değerli tarih araştırmacılarımızın bu açıklamalarını ve tarihi gerçekleri bugünkü Türk milleti okumuş ve öğrenmiş olsalardı... Anayasa’daki Türk’lük kavramının ne kadar yüce ve ulu olduğunu daha iyi anlamış olurlardı.

İşte tam da burada eğer Atatürk’e “Osmanlı’nın harflerini kabul etmediği” için kızanlarımız varsa, sakın boşuna kızmasınlar. Bilakis Atatürk, harflerimizi ve dilimizi modern dünyaya daha da yakınlaştırdığı için kendimizi şanslı hissetmeliyiz. Eğer dünden kalan düşüncelerle tarihimizi (özellikle Osmanlı tarihimizi) derinlemesine okumazsak... Anlamazsak... Dilimizi ve dinimizi incelemezsek... Kime kızarsak kızalım, haksızlık ettiğimizi anlamalıyız.

Türk dili, Türk ismi ve Türk Milli Marşı her ne kadar araştırılmak için eleştiriliyorsa, bunun dozunu kaçırmamak gerekir. İlk önce tarihini inceleyeceksin... Tarihinin nereden gelip, nerede durduğunu bileceksin... Anayasamızın ilk 3 maddesinin (Osmanlı’nın o Türk diline önem verdiği tarihlerde yola çıkarak) ne anlama geldiğini çok iyi düşüneceksin... Savaşlar öncesi ve savaşlar sonrası Osmanlı’ya ve devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan tuzakların inceliklerini kavrayarak kendini devletin için, ulusun için, ailen için sorumluluk hissedeceksin.

Zaten Türk milleti, ulus olarak tarihini araştırsaydı... Bugün, ne Anayasa’nın değişmesi için kendisine anlatılan basit kuralların hapsinde kalırdı... Ne de (birbirinin asalağı dediğimiz) iki yüzlü Avrupa’nın sinsi tuzağına düşerdi...

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk