Amerikali Turk

Yazarlar

Memura ve Emekliye İyi Zam Verirsen Gelişen Türkiye’yi Hedefe Ulaştırırsın

(1 votes, average 5 from 5)
May 16, 2012 9:23 AM

okkes agaogluMEMUR zammı sendikalar ve devlet yetkilileri arasında pazarlıklarla sürmekte. Toplu sözleşme masası hem çok sert geçecek ve hem de sürdürülen süreç içinde her iki tarafın da beklentileri bir o kadar artacak.

Ama memurların istekleri doğrultusunda gelişecek olan bir zam olayı, piyasaları da rahatlatacak bir düzene girmiş olacak. Çünkü bugün memurlarımız istenilen zam oranını kazanırlarsa gerçekten de piyasaya çok sıcak para girmiş olacak. Bunun getirisi, piyasa ekonomisini öylesine rahatlatacak ki, alışveriş mekanizmaları ve kredi kartı kullanımlarında artışlar yüzde 100’ün üzerine de çıkabilecek.

Bu ne demek?..

– “Piyasaların rahat etmesi” demek...

– “Bankaların heyecanlanması” demek...

– “Kullanılabilir kredilerin limitlerinin artışı” demek...

– “Emlak ve oto piyasalarında yeni yükselmeler” demek...

Ama eğer hükümetin verdiği 3+3 olursa, bu; hükümet açısından hedeflerin her ne kadar tutturulduğu düşünülse de... Çalışanlar açısından pek de içaçıcı bir rakam olmadığını rahatlıkla göstermekte.

Diyelim 3+3 sendikaların bütün itirazlarına rağmen yürürlüğe girdi. Bu neyi değiştirecek?..

Hiçbir şeyi.

Sadece piyasa ekonomisine gelen zamlar, yapılan 3+3’ü silip süpürecek ve hepsini devletin kasasına tekrardan teslim ettirecek. Bu da haliyle memurları kara kara düşündürmeye başlayacak. Çünkü hayal edilen çok şeyin olduğunu... Bu hayaller içinde rahat yaşamanın ön planda olduğunu... Kredi ile ev alabilme olayının kendi bütçelerinde olduğunu... Otomobil edinebilme hakkını rahatlıkla kullanma gücünde olduğunu... Ve aile bireylerine rahatlıkla bakabilme yetkisinde bulunduğunu hissedemeyecek.

Bu da haliyle büyük bir kırılganlık yaratacak ve memurların beklentileri “Önümüzde yıla” avunmasıyla bir yılın daha geçmesi beklenecek. Bu sefer bankalar ve onun desteğindeki piyasa ekonomisi, esnafların da anlaşmalı kredi kullanma rakamının birkaç ay eklemeyle ve ertelemeyle desteklenerek tüketiciye ulaşması sağlanmaya çalışılacak.

Nereye kadar?..

Bir dahaki yılın toplu sözleşme zamanına kadar.

ASGARİ ÜCRET VE ŞİRKETLERİN ARAŞTIRMA RAKAMLARI NEYİ GÖSTERİYOR?..

Asgari ücretle çalışanlarımız bin liranın altında bir rakam alıyor. Yani, ekonomi verilerinde yazılanlara göre asgari ücret için alınan sonuç şuydu:

– “16 yaşını doldurmuş işçiler için brüt ilk 6 ay için 886,50 TL, ikinci 6 ay için 940,50 TL. Net ücret ilk 6 ay için 701,14, ikinci 6 ay için 739,80 TL.”

– “Asgari ücret, halen 16 yaşından büyük bekar bir işçi için yaklaşık brüt 837, net 659 lira, 16 yaşından küçükler için brüt 715, net 572 lira olarak uygulanıyor.”
Ama araştırma şirketleri bir konuya daha önemle vurgu yapıyor. Bakın o konu nedir:

1) – Açlık sınırı.

2) – Yoksulluk sınırı.

Bu her iki konu da hem orta halliyi... Hem memuru ve emekliyi... Ve hem de asgari ücretliyi ilgilendiren önemli maddeleri içermekte. Buna bir de alım gücü daha da zayıf olan ve ekonomi sayfalarında pek görülmeyen topluluğu eklerseniz... Varın siz düşünün piyasanın ve alım gücünde pek rahat olmayan insanların ekonomilerini!..

Nedense bunlar pek yansıtılmaz. Çünkü ekonominin kalbi olarak Asgari Ücretli’yi ve memur ile emeklinin alım güçleri üzerine ekonomi politikaları yapılmakta.

O halde biz de bu iki maddeye, yani (Açlık sınırı) ile (Yoksulluk sınırı) araştırmalarına bir bakalım. Memur-Sen tarafından yapılan araştırmada bakın nasıl bir tablo çıkıyor karşımıza: “Memur-Sen’den yapılan açıklama: Araştırmaya göre, 4 kişilik bir çekirdek ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) bin 42 TL belirlendi.

Gıda harcaması ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarı (yoksulluk sınırı) ise 2 bin 830 TL hesaplandı.”

AÇLIK SINIRI: Bu sınır 1.042 Türk Lirası olarak belirlendi. Peki piyasalardaki fiyat artışı bu paraya karşı yenik düşer mi?..

Bize sorarsanız yenilmez... Bilakis Açlık Sınırını yer, bitirir. Gıda maddelerindeki artışlar öylesine artış gösteriyor ki, alınan zam oranları (!) bu artışı eritemiyor bile.
YOKSULLUK SINIRI: Bunun sınırı da 2.830 Türk Lirası. Ama Türkiye gerçeklerine baktığınızda bu parayı alanın çok azınlıkta olduğu bellidir. Ama memurlarımız ve emeklilerimiz bu paranın daha azını aldığı gerçeğini düşünürseniz... Varın siz düşünün bu insanların ne gibi şartlar altında geçindiklerini...

Ancak hükümet nezdindeki yetkili ve etkili organlarımız bu konuda açıklamalar yaparken, ekonomi konusunda çok iyi tablo çizdiklerini görürsünüz. Geçmişe yönelik haklılık payları olabilir, olmalıdır da... Ama yıllardan beri az maaşla, az zam artışlarıyla hayata sıkıcı tutunmaya çalışan işçilerimizin, memurlarımızın ve emeklilerimizin haklılık payı hiç mi yoktur?..

Elbette vardır.

O halde...

Eğer maaş oranlarını baz almak için Batı ve Doğu ülkelerinin ekonomik yapısından ve işçi çıkarmalarından detaylar vererek örnek sunulursa... O zaman, o toplumun alım güçlerinin neleri alabildiklerini... Hangi şartlarda ve neler için mücadele ettiklerini de araştırmaları gerekir.

BATI’NIN MAAŞ ORANLARI İLE TÜRKİYE’NİN ORANLARI BİR TUTULAMAZ HERHALDE!..

Türk işçisinin Batı’daki işçiyle karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo pek kapanacak gibi değildir. En azından Amerika’da bir işçinin ortalama aylığı 4 bin dolardan başlar... Mesela Amerika’da bir işçiye verilen ücret(ler), Amerika’nın kutuplara bakan daha kuzeyi ile, Güney Amerika’ya oranla daha yüksektir. Normalde bir işçinin maaşı 10 - 20 bin dolara kadar çıkabiliyor. Ama bazı mesleki durumlar da vardır ki, bu fiyatın iki - üç misli maaş ortalamasını bulabiliyor. Hele ki yan ödemeler konusunda da Amerika oldukça cömert davranmaktadır.

Hazır yemek şirketlerindeki maaşlar Türkiye’ye oranla Asgari Ücret’in kat kat fazlasıyken... Bu artışlar, üniversite dekanından tutun, bilgi işlem uzmanlarının maaşlarını ikiye veya üçe katlamaktadır. Bu, sadece çalışır durumdaki her mesleki grupların maaş oranlarını göstermekte. Türkiye ile bu rakamlar kıyaslandığında (Ki kıyaslanması mümkün değil) Türkiye’nin olanakları çok kısıtlı kalmaktadır.

Tabii bir de buna Batılı demokrasilerde çalışan bir işçinin emeklilik hayatını düşünürseniz, bu oranlar Türkiye’yi misliyle katlamaktadır.

Avrupa da aynı şekilde emekli aylıklarında bir rahatlama sağlamaktadır. Örneğin Alman Sol Parti Başkan Yardımcısı Katja Kipping, en az 900 Euro’dan başlamak üzere çalışmalar yaptıklarını belirtiyor. Zaten şu anda bile oldukça yüksek emekli maaşı alan bir Avrupalı işçi, bugün “Acaba hangi ülkeyi gezeyim?” düşüncesiyle rahat bir hayat yaşamaktayken... Türk emeklisinin bunu düşünmesi hayaldir. Hatta hayal ötesidir diyebiliriz.

Amerika’daki sistem ise, bize oranla daha iyidir. Örneğin Türkiye’de bir emeklinin maaş oranı son 5 senesine bakılarak belirlenir. Ama Amerika’da son 25, bilemediniz 35 senesine göre belirlenir. Tabii bir de buna düşük enflasyonun yıllarca seyretmesi ve piyasa ekonomisinin sabit kalmasıyla emeklinin maaşının değer kazanması gözle görülür hale geldiğini düşünürseniz... Varın siz düşünün paranın getirisini. Kısa demek gerekirse, memura ve emekliye zam demek, piyasalara sıcak para girmesi demek. Orta halli vatandaşların, isteyip de alamadıklarını alacaklar demek. Kredilerin ve alışverişlerin artması demek.

Yok eğer halâ “emekliye ve memura zammı veremeyiz. Bu bütçemizi sarsar” denilirse, o zaman piyasalar ve ekonomi bilançoları alt üst olur. Hiçbir zaman da esnaf iyi bir siftah yapamadan dükkanını ve işyerini kapatmış olur.

Bu sıkıntıların yaşanmaması için, memura ve emekliye iyi zam yapmamak, ne yazık ki halkın mutluluğunu engelliyor. Hatta ve hatta somurtan bir toplum yapıyor. Bu zam politikasıyla devletin kasasını doldurmak çıkış yolu olmamalı.

Neden biliyor musunuz?

Sürekli ve oldum olası her yıl yapılan toplu iş görüşmelerinde ele alınan zam oranları sürekli kısıldı.

Peki kısıldı da ne oldu?..

İnsanlar rahat mı etti?

Hayır.

O halde, bu kadar vergi alınıyorken neden 3+3 zam oranı, 10+10 veya 8+8 olarak memura ve emekliye verilmez?

Halbuki verilse, piyasalara sıcak para anında çıkar ve çark döner. İnsan para biriktirmeyi değil (siz bırakın biriktirmeyi) yapmak istediğini birkaç ay içinde yapmaya çalışır ve piyasa adeta paraya boğulur. İç piyasanın ve esnafın eli bollanır.

Bu hiç düşünüldü mü acaba?..


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk