Amerikali Turk

Yazarlar

19 Mayıs’ta Atatürk’e Saygıyı Yasaklarsak Avrupa’nın Tuzağına Düşeriz

(1 votes, average 5 from 5)
May 21, 2012 9:04 AM

okkes agaogluTARİHE bakmadan, gelişmelere bakmadan ve düşman ordusuyla savaşılırken çekilen ızdıraplar hissedilmeden bayramlara ve güzel günlere bugünün demokratik eleştiri gözüyle bakarak değerlendirmek çok yanlış. İlk başta tarihi okumadan, tarihi bilmeden ve tarihi araştırmadan, sadece bugünün rahatlığı içinde tarih yazan günlerimizi basitleştirmek de çok yanlış. Bunu bugünlerde, 19 Mayıs Bayramı'nda yaşadık. 

Bu yaşanan olaylar için hükümet yetkilileri ne diyor: "Bakın Artık tanklar yürümüyor, artık toplar yürümüyor, artık belediyelerin araçları, gereçleri yürümüyor. Artık bir şenlik var, ortada gençlik var, sportif etkinlikler var. Bunu yapıyoruz. Ve bunu neye çevirdik, şimdi gerçek bayrama çevirdik. Bayram böyle olur. Öbürü demir perde ülkelerine ait kutlamalardı. İşte bunu da başarmanın coşkusuyla sizlerle bir aradayız. 19 Mayıs bu noktada gerçek yeni bir değişimin, bir dönüşümün bu yıl uygulaması oldu."

Bu düşünceleri kabul edenlerimiz de var... Etmeyenlerimiz de... Bunu tartışmak siyaset anlayışında bir güzelliktir. Hatta o siyaset anlayışı birbirini anlama sanatıdır. Yani politikadır. Ama 19 Mayıs Bayramı'na koyulan asker, tank, tüfek ve top yasakları... Neden Atatürk'ü anmaya da konuluyor?

Bu soruyla birlikte şimdi bir de şöyle düşünelim:

1) Neden Atatürk denilince millet birbirine giriyor?

2) Neden Atatürk siyasi propagandaya alet ediliyor?

3) Neden Atatürk'ün düşüncelerindeki siyasi anlayış kadrolarda yok?

Bu üç sorunun cevabı, "Atatürk gibi siyaset yapamıyorlar"da gizlidir. Yani görüyorsunuz Meclis'i... En ufak bir eleştiride bile tartışmanın dozunu ayarlayamıyorlar ve birbirlerine giriyorlar. Parti genel başkanları ise, birbirlerini eleştiri dozlarını öylesine artırıyor ki, telafuzlarındaki hakaret düzeyleri partilileri şaşkına çeviriyor. Bu şaşkınlık daha sonra milli görüş ilkesi kılıfına uydurularak parti sözcülerinin laf çatışmalarında da sürüyor. Ve başlıyorlar Meclis'te ve herhangi bir toplantıda veya açılışlarda birbirine laf atmaya.

Hem de ne laflar.

Ama gelin görün ki bunlar hepsi boşuna siyasi söylemler. Biri muhalefette bulunmanın gereğini yetkisinde görerek adeta birbirlerine düşman tavırlar sergilerken... Diğeri de muhalif partiyi siyaset uğruna yıpratmak için elinden geleni yapıyor. Bu kez halk ister istemez arada kalıyor. Ve bunlara anlam vermek için derin derin düşünüyor.
Ve diyorlar ki: "Kim haklı?.."

Haklı olanı biz söyleyelim: Atatürk haklı. Ama onu dinleyen kim? O'nu dinleyenler, O'nun zamanında yaşayanlardı... Gerçek liderin siyasetini hem yaşayan ve hem de görenlerdi... Bugün bu siyasi anlayışın yerine yerleştirilen anlayış, "Anayasa" kavgalarıyla, "Türklük" ifadesinin aşırı olduğu düşüncesini muhalefete yerleştirerek devam ediyor. Yani bir kavgadır gidiyor.

Kavga etmeyenler ise, halk. Türk halkı. Konu Atatürk olunca, Türk halkı biraraya gelir ve O'nun sevgisini gerçekten de kalbinde yaşar ve yaşatır. İşte bu yaşatmanın heyecanını 19 Mayıs günü yaşamak istedi ve meydanlara çıktı. O meydanlar, Atatürk için yürümekti. O'nun sevgisini kalbinde yaşatmak istemeseydi. Herkes gibi Türk halkı bayram kutlamalarının yapılması gereken cadde ve meydanlara akın etti.

Ama onları bekleyen bir şey vardı ki, o da yasak olayıydı. Oysa, sivil toplumlarda, sivil bayram kutlamalarında (Ki, gaye de sivillerin bayram kutlaması içindi) aniden yasak kelimesinin ilgililer tarafından telaffuz edilmesi, Atatürk'ü sevenlerin yüreklerini kırdı. Adeta parçaladı. Çünkü madem ki sivil bir kutlama olması isteniyordu... Madem ki tankların, topların, tüfeklerin ve askerlerin meydanlarda olmaması isteniyordu... O halde sivillere uygulanan yasak uygulaması neden yürürlüğe girdi?..

Türk aydınları, Türk kadını ve Türk gençleri, Atatürk'e duyduğu sevgiden dolayı saygı duruşunu yapmak istediğinde neden müsaade edilmedi?..

Sonuçta bu saygı, herhangi bir düşman lider için yapılmıyordu... Türkiye'yi istila eden emperyalist devletler için de yapılmıyordu... Sadece ve sadece Türkiye'yi yeniden kuran ve Türk halkını seven ve sonuna kadar da güvenen Atatürk için yapılmak isteniyordu. Ama yaptırılmadı.
Neden?..

Sivil halkın, sivil toplumun Yüce Atatürk için saygı duruşuna geçmesinin nasıl bir yanlışı olabilirdi?

HAZRETİ MUHAMMED'İN MEZARINI YIKMAK İSTEYENLERE KARŞI ATATÜRK'ÜN ALDIĞI TAVRI UNUTMAYIN BEYLER!...

Aynı düşüncenin başka bir türlüsü Peygamberimizin de başına gelmişti. Yani 1926 yılında Peygamberimizin mezarının yıkılması için Suudi Krallığı karar almıştı. Bunu duyan Atatürk hemen Suudi Krallığına bir telgraf göndererek şu uyarıyı yapmıştı: "‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim."

Bugün 19 Mayıs kutlamalarında Türk halkının Atatürk'e saygı göstermesini engelleyenlere şu soruyu sormak istiyoruz: "Acaba Yüce Atatürk, Hazreti Muhammed'in mezarının yıkılmasını engellemeseydi, durum ne olurdu? Ayrıca bugün o yasağı koyanlar, 'Peygamberimizin mezarını ziyaret eden hacılar, duygu yüklü görevlerini yerine getiriyorlar' gerçeğindeki esas payın Atatürk'e ait olduğunu hiç düşündüler mi?.."

Hazreti Muhammed'i unutmayan ve ona olan saygısından dolayı Suudi Krallığına kafa tutan, "Ordumu aşağı gönderirim" diyerek İslamiyet'in temeline sahip çıkan Atatürk'e sadece ve sadece saygı göstermek neden çok görülür?..

Esas buna cevap verilmeli. 

Ayrıca, bugün atalarımızın başarılarını büyük bir gururla ve büyük bir özlemle anmak isteyenler, elbette anabilir. Bu konuda biz de atalarımızı inkar etmiyor, ama doğrularıyla - yanlışarıyla da eleştirimizi yapıyoruz. Fakat Atatürk konusu gündeme gelince, neden başarıları ve tarih yazan savaşları bu kadar hafife alınır?

Bayram konusu gündeme geldiğinde neden Atatürk bazı yazarların acımasız eleştirileriyle küçültülmeye çalışılır?

Ayrıca...

Peygamberimizin mezarının yıkılmaması için “Ordumu aşağıya gönderirim” diyen Atatürk’ün bu ifadesi, O’nu eleştirenlerce neden kabul edilmez?..

Neden bu konu hep unutturulmaya çalışılır?..

Avrupalının yaptığı tuzağı sakın unutmayın. O çok medeni dediğimiz Avrupalı, konu iş dönüp dolaşıp özgürlüğe ve doğruluk ilkesine dayandığında hemen toparlanırlar ve Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı cephe alırlar. Bu cephe alışlarını da güzel bir kılıfla “Avrupa Birliği normları” diyerek bize yutturmaya çalışırlar.

Neden?..

Çünkü içlerinde bir yara vardır. Türkiye’yi istila ettiklerinde, Avrupalı’nın hepsi savaş cephelerinde Atatürk’ün milli mücadelesinden dolayı ağızlarının payını almışlardır. Bu onlar için unutulmaz bir yaradır.

Bu yarayı hafifletmek için bugün Avrupalı sürekli önümüze çıkıp sözde Ermeni meselesi için baskı yapıyor. Ama onlar Anadolu’da yaptıkları vahşi kıyımları hatırlamak istemiyor. Hatta bir keresinde Fransızlara “Sizin ne işiniz vardı Anadolu’da?” diye bir soru sorulduğunda bize verilen cevap aynen şu olmuştur: “Biz uğrar geçeriz.”
Adamlar kendilerini o kadar güçlü görüyorlar ki, şımarıklık yapmaya devam ediyorlar. Bizi üçüncü dünya ülkesi olarak gördüklerinden sürekli gelişmemiş bir toplum olarak görmek istiyorlar. Ama onlara ve ayrıca İngilizlere hadlerini bildirecek o kadar çok sözümüz var ki!..

Örneğin sadece ve sadece Osmanlı dönemindeki 150 bin Türk askerinin İngilizler tarafından nasıl işkenceye uğradığını hatırlatsak yeterlidir. O dönemde Arabistan cephesinde İngilizlere 150 bin Türk askerimiz esir düşer. Ve akabinde Türk esirler için Mısır’da esir kampı kurulur. O kampta Ermeni doktorlar görev yapar. Askerlerimizin 15 bin kadarı cerasol dedikleri kimyasal madde ile doldurulmuş su tanklarında zorla banyo yaptırılır. Türk askerleri bu maddeden habersizdirler. Banyo yapmak istemeyen ve özellikle kafalarını suyun içine sokmak istemeyen Türk askerlerine işkence uygulanarak zorla yaptırılır. Ve başını suya sokup çıkaran bütün askerlerimizin gözleri kör olur. Bunu tarih belgeleri de yazar.

Bugünlerde 19 Mayıs Bayramımıza saygı duymayı dahi yasaklayanlar, bu tarihi gerçekleri tüm detaylarıyla gündeme getirerek Meclisimizde kınasalar olmaz mı?..
Biz haklı olduğumuz halde haksız duruma düşüyorsak, tarihimize sahip çıkmadığımızdandır. Bugün Osmanlı filmleri nasıl ki Türk tarihini anlatıyorsa... Aynı muhteşemlikte Atatürk ve onun yaptığı muhteşem savaşları da film konusu haline getirip dünyaya propagandamızı yapabilmeliyiz.

Bugün Rusya ve diğer dünya ülkeleri nasıl ki Osmanlı filminden rahatsız olarak yasaklamaya çalışıyorlarsa... Aynı şekilde Atatürk filmi de bugünkü modern dünyaya müthiş bir tokat olacaktır.

Biz oturup - kalkıp bayramlarımızı eleştireceğimize... Bilakis o bayramlara sahip çıkarak “Atatürk filmini neden yapamıyoruz? Neden yapmıyoruz?” sorusuyla kendimizi suçlamalıyız.

Atatürk filmi yapıldığında... Tüm tarihi gerçekler en ince detaylarıyla anlatıldığında bakın görün siz o zaman Avrupa’nın ve Amerika’nın gerçek yüzünü. 

Atatürk’e saygımızı, “O’nun yaptığı savaşları” gündemde tutacak ve akıllara kazıtacak bir film yaparsak tamamlamış oluruz. Hatta bunda da çok geç kaldık.

Bizim önerimiz, nasıl ki Avrupa iki yüzlülükle sözde Ermeni meselesi için üstümüze üstümüze geliyorsa... Biz de aynı şekilde onların yaptıkları kıyımları... Onların yaptıkları vahşetleri... Ve onların yaptıkları işkenceleri tek tek açıklayarak tokatımızı vurabilmeliyiz.

“Peki bunun yeri neresedir?” derseniz...

Tabii ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk