Amerikali Turk

Yazarlar

Krediyle Ev Almak İsabetli Karar Ama Binanın Kaç Yıl Dayanacağı Önemli Değil mi?

June 01, 2012 12:50 PM

TÜM dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kriz(ler) hissedildi. Hissetmedim diyen yalan söyler. Tabii mortgage sistemi dünyaya öylesine rahatsızlık verdi ki... O olaydan sonra toplumlar ekonomiden korkmaya başladı. Sonuç olarak da bu korku gerilerde kaldığı halde yine de uluslararası camia bu sistemin krize yönelik gerilimin tekrardan hortlayacağı düşüncesiyle rahatsız oldu.

Sebebinde ise ifaslar ve dolar bazında borçlanmaların bir dizi devam etmesiydi. Yeni bir binadan krediyle ev alan bir kişinin hayatıyla binanın hayatı da sanki eşzamanlı gibi.
Örnek olarak şu açıklamayı yapabiliriz pekalâ: Mutlaka 5, bilemediniz 10 yıl vadeli banka kredisiyle konut alınıyor. Ve içine girildikten sonra ödenmeye başlanıyor. Ama öngörülen 10 yıl yapar size 120 ay. Elbette kira öder gibi içinde oturularak ev sahibi olabiliyorsunuz. Bu sistem tabii ki güzel.

Ancak...

Sadece bir yerde çalışan bir kişinin aldığı maaşla 120 aylık ödeme orantısı o çalışanı öylesine monotonlaştırır ki... Siz bırakın gezmeyi... Kapının önüne dahi çıkmaya ve maddi gücünün buna yeteceğine inanmak çok güçleşiyor. Tabii bir de buna evli olmanın getirdiği yük, çalışan(lar)ı daha da robotlaştırmaktadır. Bir de buna çocukları eklerseniz, siz düşünün maddi olanaksızlıkları.

İşte tam da burada şöyle bir gelişme olabilir: Evli olan erkek ve kadın da çalışıyorsa, o evde biraz olsun nefes alınıyor demektir. Ama ne olursa olsun 120 ay... Koca bir 10 yıl kira ödemesi epey uzun bir zamandır. Bu yazdıklarımıza şöyle bir soru gelebilir: “Bir genç için, bir genç çift için 10 yıl pek uzun bir zaman değildir. Ayrıca 10 yılda bir ev alabilen genç çiftlerin önünde daha 15 - 20 yıl emeklilik süresi varsa... Gayet sabırla geçebilecek bir zaman süresi olarak düşünülmelidir...”

Evet...

Bu soru gayet mantıklı.

Ama bu soruya şöyle bir cevap versek: “Hangi iş yerinde... Hangi fabrikada... Hangi özel sektörde... Hangi rahat bir ortamda görülmüştür ki, genç bir evli çiftin daha ilk işe başladığı tarihten itibaren krediyle ev alma macerasını?..”

Daha doğrusu binde bir çiftte görülebilir bu imkan... Ama hangi evli çift... Hangi evli veya nişanlı çift... İşe ilk giriş tarihinden itibaren krediyle ev alma imkanını bulmuştur?..
Buna cevap veya sorulu cevap bulmak çok zordur. Ama çalışanların büyük çoğunluğunun krediyle ev alabilme olanağı daha da zordur.

Çünkü bugün değil bin veya iki bin lira maaşla krediye dayalı bir ev almayı... Asgari ücretlinin büyük çoğunlukta olduğu çalışanlar Türkiye’sinde bu imkanı sağlayabilmeleri hemen hemen imkansızdır.

Düşünün bir kere.. Asgari Ücret’li çalışan(lar) evine ancak mutfak masrafların karşılayabilecek maddiyatı getirebiliyorken... Bir de bu çalışan tek ise, bu ücrete kira da yükleniyorken... Nasıl olur da bu çoğunlukta olan işçi sınıfına bir eve girebilir ve pekala da taksitleri ödeyebilir denilebilir?..

Siz bırakın 120 ay gibi bir rakamı... 240 ay bile olsa, sürekli kredi ödeyecek bir zaman dilimiyle hayatı geçecek. Oysa devlet çalışanlara öyle bir planlama yapmalı ki... 120 aylık ödemeyi 160 ay’a da çekebilir... İlk işe girenlere bu imkanı aynı gün de verebilir...

Ama bugün bu ücretlere dayalı olarak bir çalışan emekçimiz alacağı krediye karşılık ödeyebileceği maaşı alabiliyor mu?..

İşte sorulması gereken esas soru budur.

Ama ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın bir emekçinin, bir memurun ve (her nerede olursa olsun) bir çalışanın rahat bir şekilde ev alabilmesi için sistem, sadece bir evin değerinin yüzde 10 veya yüzde 30’unu almakla çalışıyorsa (Ki öyle çalışıyor) o çalışan kişinin bu yüzdeyi bulabilmesi de zordur... Aylık ödemeleri karşılayabilmesi de...
Demek oluyor ki, bir çalışan ödemeler zincirine girmeyi kabul ediyorsa, bu; kendini bu maddi harcamanın içine hapsediyor demektir.

ÖDEMELER DENGESİ DIŞINDA ÇALIŞANLAR NASIL EV ALABİLMELİ?..

Bir de ev konusunu şöyle bir düşünceyle gündeme de getirebiliriz pekala: Bilemediniz 10, veya 20 yıl vadeli bir eve girdiğinizi düşünün. O eve ödediğiniz taksitler ana parasından elbette biraz üstünde oluyor. Çünkü peşin fiyatına taksitle 10 veya 20 yıl ödemeyle bir ev almak... Ve böyle bir ödeme planına bir bankanın olanak tanıması olanaksızdır. Hatta imkansızdır.

Öyle değil mi?..

Elbette bir çalışana uzun vadeli esnek bir planla bir ev verme olanağı tanınabilir... Ama bir de şu aklımıza takılıyor: yaşınız 35, bilemediniz 45. Hatta emekli yaşınızın 50’ye dayandığını düşünün. Aldığınız tazminat da bir ev almaya yetersiz kalırsa... Yine tazminatınızla kredinin yüzde 30’u kadarını karşılarsınız... gerisini de 10 yıl vadeyle ödeme planına girerek öderseniz... O zaman yaşınız kaç olacak?

Emekli olduktan sonra emekli maaşınızı 10 yıl zaman dilimine ödemeye ayırırsanız... Normal hayatı nasıl yaşayacaksınız?..

Ne olursa olsun, evli çiftlerin ikisi de çalışmalı ve eve katkı sağlamalı. Bizim toplumumuzda sadece erkeğin çalışarak evinin ihtiyacını görmesi kanunu artık değişmelidir. Bugün artık öyle tek bir babanın veya tek bir annenin çalışmasıyla hayatın kazanıldığı düşünülmemelidir.

EVİN YAŞI DA KREDİYİ ÖDEYENİN YAŞIYLA BÜYÜYOR AMA...

Diyelim bir emekli gidiyor 40, veya 50 yıllık bir binanın bir dairesini beğeniyor ve alıyor. Aldığı o daireyi de 10 yıl ödemeyle hak ediyor diyelim. Oldu mu size 60 yıl. O ev diyelim 200 milyara denk geldi. Peki bu 200 milyarı tam 10 yılın sonuncu ayında ödedi diyelim. Binanın yaşı da 40 veya 50 diyelim. 

İşte tam da burada şu soruyu sormak aklınıza gelmiyor mu acaba: “Çalışan emeklimiz 50 bilemediniz 60 yıllık bir zaman dilimine ulaşan bir binadan bir daireyi 200 milyara alırsa... Daha yeni bir binadan ev almak için krediyle aldığı evi satmak isterse... Acaba ödediği paraya dairesini satabilir mi? Veya satsa bile, aradan geç en büyük bir zamandan ötürü evler 500 - 600 bin lira olursa, o yeni binada evi nasıl alabilecek?..”

Siz de taktir edersiniz ki, bugün 200 - 250 bin liraya alınan normal bir evi (çok değil) 2 veya 3 yıl sonra aynı paraya alamazsınız.

Ayrıca...

Şahit olduğum bir ev alma meselesini burada sizlere aktarmak isterim: Bir gün 15 katlı çok güzel bir binada eve bakmaya gittik. Ev sahibi evin çok güzel olduğunu... Her türlü ihtiyacın karşılandığını... Doğalgazdan tutun, su sorununa kadar her şeyin dört dörtlük olduğunu... Elektrik kesintilerine karşı otomatik olarak jeneratörlerin devreye girdiğini... Havuzun göze ayrıca hitap ettiğini... Bir güzellik verdiğini söyledi... Buraya kadar güzel. Aslı sorun bundan sonrası...

Sorduk: “Çok güzel. Her şeyi düşünmüşsünüz. Peki güney cepheyi kaça veriyorsunuz?..”

Cevap: “Efendim (misal olarak) 300 bin lira...”

Sorduk: “Neden 300 bin lira?..”

Cevap: “Deniz görüyor. Manzarası var.”

Sorduk: “Peki diğer cepheler?..”

Cevap: “Orası da çok güzel. Manzara güney cephesi kadar değil ama yaklaşan metrobüs durakları bu fiyatları daha da artıracak. Almanızı öneririm.”

Ve oradan ayrıldık. Bu sefer kendi kendimize sormaya başladık: “Yahu güney cephesi deniz manzarası deniyor. Oysa deniz oldukça uzak... Ayrıca binanın önünde boş yer var. Oraya da aynı şekilde 15 katlı bina çıkacaklar. O zaman deniz manzaram kapanacak. Peki deniz manzaram kapandığında bana bir miktar paramı geri verecek mi?..” 

Hiç sanmıyoruz.

Bir de deniyor ki, “Metrobüs durağına yakın olduğundan dolayı fiyatta az da olsa artma olabilir”... Yahu 300 bin liraya ev alan bir adam, 20 - 30 bin liraya bir araba alıp binemez mi?

Pekalâ da biner. Aslanlar gibi biner. Bir de, 300 bin liraya evi metrobüs hattına yakın diye satılıyorsa... O zaman benim iş yerim o hatta denk gelmiyorsa ne olacak?..

Bineceğim toplu taşıma olaylarına göre bana satış yapmak biraz yanlış olmuyor mu?..

İster araba tutarım... İster toplu taşıma araçlarına binerim... İstersem metrobüse binerim... Evimi almakla bunların ne alakası var?..

Eğer alakası var deniyorsa, o zaman evi satan kişi, bana bir de servis aracı koysun metrobüse gitmek için...

Böyle şey olur mu?..

Burası Türkiye, olur...


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk