Amerikali Turk

Yazarlar

Kürtaj Polemiği Yapmayın, Bu Konuda Kararı Bırakın Anneler Versin Beyler!

(1 votes, average 5 from 5)
June 04, 2012 9:38 AM

okkes agaogluTÜRKİYE’de bu kez de kürtaj meselesi tartışılıyor. Bu konu üzerinde psikologlar... Çocuk uzmanları... Doktorlar... Siyaset yapanlar... Konuyu her alana çekenler... Din adamları... Kısaca herkes, ama herkes bu konuyu uzmanlık sorusu ciddiyetiyle hafızalarında süzüp bir neden aramaya başladı. Kimileri bunun cevabi nedenini sosyalleşmede bulmaya çalıştı. Kimileri dini düşüncelerde... Kimileri de bugünün hayat koşullarında...

Ama ne olursa olsun, olaya sebep olanlara “yaptıkları hata”nın gerçekten de büyük bir hata olduğunu anlatabilme açısından bir toplumsal görüş birliğine gidilmesi bir eksiklik olarak orta yerde duruyor. 

Çünkü bu konuda önemli olan, evrensellik kazanmış insan hakları düşüncelerinin her konuya bir çıkış yolu bulmasıdır.

Peki bu çıkış, bugün sağlanabildi mi?..

Hayır...

Siz bırakın sağlanmayı... Hemen hemen her konu partisel bir çekişmeye zemin hazırlıyor. Sosyaldemokrat düşünce ile muhafazakâr demokrat düşünceler potasında epey tartışılacak olan bu konu, yine önemli siyasi görüş farklılıklarını ortaya çıkaracağa benziyor.

Ama burada esas önemli olanın, kürtajla mağdur olanın siyasi düşünceler çerçevesinde haklı olup olmadığının aranması değil... Toplumsal rahatlamayı sağlayacak önemli doğrunun bulunması olayıdır... 

İlk başta kürtajın sözlük anlamına bakalım isterseniz. Ne diyor sözlük: “Ceninin anne rahminden alınmasıdır.”

İşte tam da burada, bu alınma olayına olan yaklaşımlar bilimsel olarak şöyle açıklanıyor:

1) Batılı emperyalist güçler, kürtaj meselesinde kendi otokontrollerini sağlayamadıklarından dolayı, aynı düzensiz bir yapıyı Müslüman ülkelerde kurmak için düşüncelerini ithal etmeye çalışıyorlar.

2) Kimileri, “Müslüman toplumlarda böylesi kürtaj gibi nedenler pek görülmez” diyerek düşüncesini belirtiyor.

3) Bazı düşünceler de, “Kürtaj bir günah olayıdır. Bu olayın olmaması ve dini konularda sakıncalı durumlar oluşturduğunu” savunuyor.

4) Diyanet Başkanlığı konuya daha çarpıcı öğeler koyarak görüşünü şu şekilde belirtiyor: “Henüz 4 aylık olmayan gebeliğe son verilebileceği görüşünde olan bazı fakihler varsa da, gebelik gerçekleştikten sonra, 4 aylık süre içinde de olsa, bir zaruret olmaksızın rahimdeki ceninin gerek ilaç, gerekse diğer etki ve işlemlerle düşürülmesi veya aldırılması (kürtaj) İslam bilginlerinin büyük çoğunluğu tarafından caiz görülmemiştir...”

Bütün toplumlarda kürtaj meselesi dini boyutuyla ele aldıklarından, daha rahat karar verme mekanizması oluşturduklarını görebiliyoruz. Tabii bir de bilimsel çalışmaların varlığıyla bu konuya çare arandığında ortaya çıkan netice, farklı boyutlarda seyretmektedir.

Daha doğrusu “Kürtajın hangi koşullarda yasal veya yasal olmadığı” bugünlerde en çok tartışılan konudur. Bu konuyu bu boyutuyla araştıralım dedik ve şu açıklamalarla karşılaştık: 

KÜRTAJIN YASAL İLE YASAL OLMAYAN BOYUTU TARTIŞMANIN ÖZÜNÜ OLUŞTURUYOR...

Kürtaj dini boyutuyla ele alındığında, “günah” kavramı ön plana çıkıyor ve kürtajın her boyutu “yasal değildir” kelimesi ağır basıyor. Ama kürtajdaki farklılıklar kadına olan eziyet boyutunda düşünüldüğünde, ortaya çıkan sonuç biraz olsun düşünülmesi gereken en derin konu olduğu daha çok ağır basıyor. Yani günah kavramından çok, bilimsel veriler ve kadının durumu ve psikolojik ortamı mutlaka daha öne çıkması gereken... Yasal tedbirlerle yasaklar zincirine kadınları vurarak değil... Bilakis onları psikolojik destekle ve elde edebileceği yasal boyutların kendinde hissetmesi yönünde desteklemek gerektiği de önemle zaruriyetini korumakta.

Demek oluyor ki, yasal boyutlarla yasakları daha ön plana çıkarmak değil... Aksine kadının zihinsel ve bedensel çöküşünü seyretmeden... Ona destek olacak yasal zırhı aşama aşama kazandırmak gerekir. Bu yetkili ve etkili mercilerimizin vazifesi olmalıdır.

KÜRTAJIN İNCE DETAYLARI...

Türkiye’de kürtajla ilgili yasal zemin düşünüldüğünde, şu haber açıklaması gözüme çarpıyor: “Gebelik tahliyesi amacıyla yapılan kürtajlarda (legal küretaj) yasal sınır ülkemiz için "son adet tarihinden itibaren 10 hafta" ile sınırlıdır. Son adet tarihi, son adetin ilk (başlangıç) günüdür. Gebelik bu gebelik haftasının daha üstünde ise anne ve babanın rızası olsa bile resmi kurumlarda yapılamaz.

Ancak gebeliğin devam etmesi anne için hayati bir tehlike oluşturuyorsa, örneğin annede şiddetli bir kalp, böbrek, karaciğer hastalığı, astım veya hipertansiyon gibi bir durum varsa veya gebelik için zararlı olabilecek ilaçlar kullanmak zorunda ise "anne hayatı düşünülerek" gebelik haftasına bakılmaksızın gebelik sonlandırılabilir. Bunun için resmi bir hastaneden "sağlık kurulu raporu" en az iki doktor imzasıyla çıkartılmalıdır.

Yine rahim içindeki bebekte yaşamla bağdaşmayan veya doğduktan sonra yaşamını büyük ölçüde etkileyecek bir problem olduğu ultrason veya tarama testleriyle tesbit edilirse "bebek hayatı düşünülerek" gebelik tahliye edilebilir.

Her iki durumda da yapılan işlem tedavi edici yani "Terapotik küretaj" olarak anılır.”

İşte bu haber kadındaki zaruri hallerinde ne yapması gerektiğini bilimsel olarak belirtmiş. Ama bunun dışında gerçek kürtaj yasasını irdeleyecek olursak, 1983 yılına bakmamız yeterli olacak. 

BAKAN AKDAĞ: 12 EYLÜL’DE SERBEST BIRAKILDI... AYKUT: ÇOK HAYATLAR KAYBOLDU...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kürtaj konusuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştı: “Kürtaj bu ülkede 12 Eylül ihtilalinin ardından, oldu bittiye getirilerek serbest bırakıldı.”
Yani Bakan’ın dediği kürtaj yasası 1983 yılında yasallaşmıştı. O dönemin kadın bakanı İmren Aykut’un açıkladığı ifadeler bir hayli hayati önem taşıyordu: “Büyük ıstırap çeken kadınlar vardı ve hayatlarını kaybediyorlardı.”

İşte tam da burada şu önemli iki unsur ön plana çıkmakta:

1– Çocuğun sağlık durumu.

2– Annenin sağlık ve psikolojik durumu.

Zaten bütün tartışma da bu iki önemli madde etrafında dolaşıyor. Ama en önemlisi bazı olağanüstü hallerin kadınlar üstünde etkisi o kadar baskıya dönüyordu ki... Kürtaj bu kadınlar için kaçınılmaz bir çıkış yolu oluyordu.

Ayrıca kürtaj operasonyları o kadar da basit olarak düşünülmemeli. Çünkü bazılarında bu, operasyona tabi olan kadının hayatını tehlikeye atacak kadar ciddi bir durum arz ediyor. Fakat bu tehlikeli operasyonel duruma karşın kürtaj olmakta kararlı olan kadınların psikolojik durumlarına eğilmeler hiç düşünülüyor mu?..

Bir de buna bazı olumsuz açıklamalar eklenirse “Ne diyeceksiniz?” merak ediyoruz. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün ne demişti: “...Tecavüz eylemi bir suç. Bu suçun cezasını kim çekmeli? Tecavüzcü çok ağır bir şekilde çekmeli. Ama siz tecavüzcüye değil, tecavüz sonucu ortaya çıkacak insana bunu ödetiyorsunuz. Bosna'da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular. Anne karnında hepsi öldürülseydi o tecavüzcülerin yaptığından çok daha büyük bir dram, suç ortaya çıkacaktı. O çocukların bir parçası da annenindir, o çocuklar masumdur...”

Sayın Üstün unutuyor. Burada esas masum annedir. Tecavüze uğramış bir anneye “Çocuğu doğurmalısın” demek o anneyi psikolojikman yıkmaz mı?..

Ayrıca tecavüze uğramış kadın, “Tecavüzcü erkekten doğacak çocuğu istemezse”, bunun neresi suç?..

Yani burada şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Tecavüz eden erkek suçlu görünse dahi, tecavüz edilen kadın, tecavüzden dolayı cenini aldırırsa suçlu oluyor?

Öyle mi?..

Bir de şöyle bir düşünce de aklımıza geldiğinde, tecavüzden dolayı meydana gelen kürtajın adını “günah” mı? Yoksa “değil” mi? diye daha rahat karar vereceğimizi umuyoruz.

Örneğin Sayın Üstün diyor ki: “Bosna’da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular.”

Olabilir. Bu onların tercihi. Ayrıca çocuğu aldırmada çok geç kalmışlarsa doğurmaktan başka çareleri zaten yok. Ama bir de şöyle düşünün bakalım: Anadolu’yu işgal eden emperyalist güçler, Gaziantep’te, Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ve bazı illerimizde Fransız, İngiliz ve Yunanlıların tecavüz ettikleri Türk kadınlarına “O çocukları doğurmalısınız” denilebilir mi?..

Eğer “Doğurmalısın” derseniz, o anneden doğacak emperyalist tecavüzcünün çocuğu toplum içinde nasıl sevilecek?

Bu hiç düşünüldü mü?..

Bir önemli konu da, Sağlık Bakanımızın, “Devlet olarak o çocuğa bakarız” ifadesi üzerinde yoğunlaşmakta. O zaman şu soru da aklımızı kemirmiyor değil hani: “Madem doğacak çocuğa devlet bakacak... O halde bugün sokaklarda kalan ve yatan çocukları görmüyorsunuz? Neden onları devlet adına toplayıp bakmıyorsunuz? Neden belli bir yaştan sonra bu çocuklar bakım yurtlarından dışarı bırakılıyor?”

Kim ne derse desin, kim ne anlarsa anlasın bu konu, ekonomik ve sosyal konudur. Bir defa daha bundan birkaç ay önce bir annenin parasızlıktan dolayı saç kurutma makinasıyla çocuklarının ayaklarını ısıtmaya çalışan bir annenin, “artık ben bittim” diyerek intihar etmesini nasıl açıklayacaksınız?..

Bu ne çabuk unutuluyor.

Onun için kürtaj konusu sorumluluktur. Bu kararı ve sorumluluğu bırakın anneler versin.


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk