Amerikali Turk

Yazarlar

Türk’üyle, Kürt’üyle “Ne Mutlu Türk’üm Diyene”

(1 votes, average 5 from 5)
June 15, 2012 10:23 AM

okkes agaogluPOLİTİKACILAR kendilerini anlatabilmek için mutlaka bir zemin hazırlarlar. Veya o zeminin hazırlanmasında önemli rol oynarlar. Oynadıkları roller genelde ya parti içi kutuplaşmaları sağlıklı hale getirmek... Ya birleştirici önemli roller üstlenmek... Ya da her türlü zeminde oybirliğini sağlamak için önemli performansı partililere sunmaktır...

İşte bunlar, her parti genel başkanı için sıkıntılı ve çok önemli görevlerdir. Ama öyle şeyler de var ki... Bu sıkıntıların arasına bazı açıklamaları da sıkıştırarak... Hasmındaki düşüncelerini ve söylemlerini bastırabilmek, ayrı bir mücadeleye girebilmek için ellerinden ne geliyorsa hepsini uygulama alanlarına alırlar.

Bu mücadelenin ana nedeni de çok bellidir:

1– Partilileri etkileyebilmek.

2– Tabandaki bütünlüğü sağlamak.

3– Tavandaki karşı hareketi bastırmak.

4– Hasımlarına ince mesajlar iletmek.

İşte bütün bu çabalar, bu dört maddenin etrafında dolaşmakta. İktidar, muhalefetin önünü kesebilmek için elinden geleni yaparken... Muhalefet de, iktidarın açığını yakalayabilmek için aynı şekilde elinden geleni yapmakta.

Ama ne olursa olsun, iktidarın en büyük mücadelesi dördüncü maddede yoğunlaşmakta. Çünkü bu maddede yer alan bütün konular genelde hasımlara yönelik ince ve aynı zamanda da dokunaklı ifadelerdir.

Örneğin, daha düne kadar bir zirve heyecanıyla bütün basını peşinden koşturan iktidar ve muhalefet lider(ler)i, “Olumlu mesajlar aldık” ifadeleriyle birbirlerine güzel ve anlamlı mesajlar iletirlerken... Ne oldu da aniden 90 derece dönerek birbirlerine kırıcı cümleler sarfetmeye başladılar?..

Anlamak mümkün değil!..

POLİTİKANIN ESAS AMACI, HASMINLA İSTER TOKALAŞ - İSTER TOKALAŞMA, AMA YETER Kİ AÇIĞINI YAKALAMA

Türkiye’nin siyasi gündemi o kadar dolu ki... Değil rahat rahat takip edebilmek... Tek tek de takip etseniz yine de bir sonuca varamıyorsunuz.

Neden mi?..

Çünkü bir türlü siyasi manevralar, yapılan çalışmaların sonuçlarını vermiyor. Ama öyle bir şey var ki, yapılan siyaset sonuç verse de, birkaç gün sonra bu sonuç tümüyle unutulup gidiyor.

Peki bunun sebebi nedir?..

Elbette ki izledikleri siyasi yoldur.

Söylemdir.

Açıklamalardır.

Köşeye sıkıştırmak için yapılan eylem planlarıdır.

İşte bunların tümüyle yapılması, hem iktidarın duruşunu halka karşı etkilemektedir... Hem de muhalefetin çabalarını gözler önüne sermektedir. Ama bu çabalar, maalesef bir türlü rayına oturmamaktadır.

Nasıl otursun ki?..

Daha düne kadar partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan iktidar partisinin genel başkanı el sıkıştığı muhalefet liderine tekrardan ağır sözler sarfetmektedir.
Aynı şekilde muhalefet partisi liderinin de açıklamaları aynı yönde seyretmektedir. Ancak son günlerde CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamada şöyle bir ifadeye rastlanmıştır: 

“CHP tarihi misyonunun gereği de Türkiye’nin temel sorunları karşısında çözüm üreten partidir. Biz Mustafa Kemal’in şu sözünü hiç unutmadık: Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır… Soruna teslim olmak değil sorunu teslim almak zorundayız biz. Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur. Biz testi kırılmadan yol göstermek istiyoruz. Biz gelin bir araya konuşalım diyoruz. Toplumu bölmeyeceğiz... Üslubumuza da dikkat ediyoruz. Kırıcı olmamaya dikkat ediyoruz. Sayın Başbakan’a da çağrımız var. Başbakan lütfen kırıcı üslup kullanma. Kimseye ‘morg kapısında bekliyorlar’ deme, ‘ölü seviciler’ deme. Biz kavga ediyoruz arkadan şehitlerimiz geliyor...”

Aynı şekilde Başbakan da şu açıklamaları ön plana çıkarmaktadır: “...Ey CHP Genel Başkanı senin kalibren ne, kapasiten ne? Cürmün kadar yer yakarsın. Sen bizi CHP sanma. Biz 9 buçuk yıldır dünyanın her ülkesine gittik, gideriz. Müslüman diyerek yüz çevirdiğiniz her ülkeye gittik, gideceğiz, Biz bu ülkeyi dünyaya açtık... Ben süt dağıtılmasına karşı değilim, daha kaliteli süt dağıtılabilir dedim diyor. Boşuna Çarkçı Kemal demiyorlar. Biz çocukların eline şeker versek bunlar gider o şekerleri de ellerinden alırlar...”

İKTİDARLA MUHALEFET ANLAYIŞI BÖYLE OLURSA, HALK NE YAPMAZ Kİ?..

Konuya neresinden bakarsanız bakın, Türk siyasetinde oturmayan bazı şeylerin olduğunu mutlaka göreceksiniz. Daha düne kadar barış çubuğu öttürmek için her seferinde birbirlerine mesaj gönderen AKP ve CHP liderleri, ister olumsuz zirve yapsınlar, isterse zirveden olumlu sonuçla ayrılsınlar; birbirlerini eleştirmek için son sürat devam edecekler.

Bundan emin olabilirsiniz.

İşte tam da burada halk, bu görünüme bir anlam veremediği için liderlerin konuşmaları üzerinden giderek siyasi tercihte çıkış yolu aramaktalar. Kimi, “Dün Başbakan her zaman barıştan yana olduğunu gösterdi. Belki de bizim duymadığımızı kendisi bir yerlerden duyduğu için CHP’ye eleştiri yapmıştır... Öyle değil mi?..” derken... Kimileri de şu açıklamayla düşüncesini ortaya koyuyordu: “Muhalefet lideri eleştiriyi yapacak elbette. Ama hitap etme olayında ‘Kırıcı olmayalım’ derken, demek ki kalbi olağanüstü kırılmış ki Başbakan’a ‘Kırıcı olmayın lütfen’ demiş...” demekteler.

Bu neyi gösteriyor?..

Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin ve ona sahip çıkarak her zaman dimdik ayakta durmasını sağlamaya çalışanların (maalesef) ona zarar verdiklerini gösteriyor. Bunu yaparlarken de öylesine coşuyorlar ki, Türk vatandaşlarının sokakta, iş yerinde ve evlerinde neyi düşündüklerini hiç akıllarına dahi getirmiyorlar.

Oysa Türk halkı öylesine kırılgan, öylesine nazik ve öylesine zahmetli yollardan geldiler ki... Artık bugünden sonra neyin nerede ve nasıl kullanıldığını çok iyi bilmekte. Fakat onu kaale alan kimse yokmuş gibi... Yine liderler bildikleri yoldan giderek birbirlerine kırıcı olmaya devam etmekteler.

Halbuki bunun tersini yapsalar, ne güzel olur... 

Örneğin:

1– Yasal maddelerde uzlaşma sağlanması için biraraya gelebilseler...

2– Halkın temel ihtiyacı olan maddi boyutun büyütülmesi ve rahata kavuşturulması için hemfikir olabilseler...

3– Sözde Ermeni meselesinin siyasi boyutunun büyümemesi için, iktidarıyla - muhalefetiyle biraraya gelerek bir an önce tedbirler ve öneriler paketini oluşturup yurt dışı hareketlerde sağlam politikayla eleele verip güçlü Türkiye’yi elalemin aklına kazıyabilseler... 

4– Avrupa Birliği’ne “Osmanlı’nın Hasta Adamı” ifadesinin ne kadar yanlış olduğunu onlara göstermek için aynı çizgide yürüyebilseler...

İşte o zaman Türkiye bir yerlere gelir. Hem de ne yerlere. Bir defa dünyanın hiçbir yerinde Türk milleti gibi azimkar ve sabırlı bir millet yoktur. Bu kadar sıkıntıya, bu kadar pahalılığa karşı vatanını severek (hatta ona dört elle sarılarak) destek olan bir milleti, dünya üzerinde asla göremezsiniz.

Düşünün bir kere, bir şehit annesi ve şehit babası ne diyor: “10 tane evladım da olsa bu vatana feda olsun. Ne mutlu Türküm diyene.” İşte bu “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesi tüm oyunları bozacak güçtedir.

Halk vatanı için bu kadar sevgiyle dört elle sarılmışken... Yine o vatanın şehit ve gazileri bir o kadar maneviyatı vatan aşkıyla eşdeğer tutmuşken... Türk olmanın gururuyla hareket edip, bunca kederi (vatan sevgisiyle) daha da güzele çevirmek için birarada yaşatmaya çalışırlarken... İktidarın ve muhalefet lider(leri)nin bugünden sonra yapacakları tek şey, “Güzel mesajlar” vermek... “Güzel kararlarla” Türkiye’yi şahlandırmaktır. Yok eğer bunun böyle olmaması gerektiğini düşünenler, Türkiye’ye zarar vermiş olur. 


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk