Amerikali Turk

Yazarlar

Eskiden Siyasi Parti Liderleri Halk İçin Televizyonlarda Tartışırlardı!

(1 votes, average 5 from 5)
June 19, 2012 12:22 AM

okkes agaogluBÜYÜK düşünceler, büyük projelerle kendini gösterir. Ama bunu yaparken de, kimden, nereden, nasıl ve ne zaman olacağı konusunda ön bilgi verilerek kamuoyu bilgilendirilir. Bunun örneklerini politikaya yorumlarsak, elbette geçmiş ile bugün arasında çok büyük farkların oluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. (Zaten görmememiz için de hiçbir neden yok.)

Bunu niçin söyledik?..

Siyaset adamları için söyledik.

Peki siyaset yapanlar bir şeyler söylüyor mu?..

Hayır, söylemiyor. Söylemek de istemiyor.

O halde neden böyle yapıyor(lar)?..

Aklıma hemen şu sorular geliyor:

1– İktidar olursam kendimi anlatırım. İktidar olmadan kendimi anlatırken yapacaklarımı söyleyip hasmıma koz verir miyim hiç?..

2– Yapılacak açık oturumlarda güçlü siyaset sanatımı gösterdiğimde... Ama bir de iktidar olamadığımda, işte o zaman bütün beklentilerim suya düşmeyecek mi?.. Ondan sonra durumumun düzelmesi için nasıl bir politika izleyeceğim?..

3– Ya anlatabileceğim şeyleri anlatamazsam... O zaman ne olacak?..

İşte bu sorular şu anki partiler arasında en çok konuşulan ve siyaseti adeta tıkayan ana nedenlerden sadece birkaçını oluşturuyor. Ama yapılan açık oturumlar her zaman siyaset adamları için farklı birer güzellikteydi.

Ne zaman?..

Geçmiş yıllarda.

Yani 1960’lı, 1970’i, 1980’li ve sonrası yıllarda.

Ama bugün bu nedense hiç yapılmıyor. Geçmiş yılları hep eleştirerek, “O zamanlar demokratik açılımların olmadığı yıllardı. Ama bugün bu açılımları yakaladık ve takibe de aldık” diyenler... Şu sorularımıza cevap verebilirler mi acaba:

1– “Geçmişi sürekli eleştirdiniz. O zaman bugün siyasi parti liderleri olarak neden televizyonlarda biraraya gelerek açık oturumlara katılmıyorsunuz?

2– Neden kendi düşüncelerinizi halkın ekranında toplanarak karşılıklı anlatmıyorsunuz?..”

Öyle değil mi ya?..

 Ama anlatmıyorlar.

Siz bırakın geçmiş yıllardan farklıyız demelerini... Daha bugün bile doğru dürüst bir araya gelerek normal bir konuyu konuşmaya dahi çalışmıyorlar. Çalışsalar bile, hemen arkasından birbirlerine kırıcı sözlerle hitap edip siyaseti, içinden çıkılmaz hale getiriyorlar.

Çok değil, daha düne kadar iki liderin biraraya gelişleri günlerce konuşuldu... Yazıldı ve çizildi...

Oysa yapılan şey o kadar basitti ki... İki genel başkan biraraya gelerek zirveyi gerçekleştirecekleri vakit, bütün basın (hem de dünya basını) yerini almış durumdaydı. Ama maalesef zirve sonrası kırıcı ifadeler karşılıklı yapıldığı için ne yapılan zirvenin bir önemi kaldı... Ne de basına yansıyan o heyecanların...

BİR ZAMANLAR NEYDİ O AÇIK OTURUMLAR VE HALKIN COŞKUSU...

Geçmiş yıllarda televizyonlarda açık oturumlar yapıldığı zamanlar, ne sokaklarda bir insan görebilirdiniz... Ne de yollarda yoğun trafik... Herkes televizyonlarının karşısına geçip açık oturum yapılacağı zamanı beklemekteydi. O dönemlerin bütün siyasi partileri temsil eden liderleri (hem de Meclis’e giren de - giremeyen de) bir masa etrafında toplanarak karşılıklı sohbet bile ederlerdi.

Hatta o yıllarda öylesine açıklamalarla ve öylesine cevaplarla milletin gündemine oturmuş sözler vardı ki... Bunların en başında Necdet Calp gelir. Halkçı Parti'nin lideri olarak her zaman hatırlanır. 1983'de Turgut Özal'la, televizyonda yapılan bir açık oturum tartışmasında Boğaziçi Köprüsü için “Sattırmam efendim, sattırmam” diyerek karşı çıkmıştı. Bu çıkışı halkın aklına kazınmıştı.

– “Peki ondan sonra açık oturumlar olmamış mıydı?”

Tabii ki olmuştu. Her seçim yaklaştığında... Veya her siyasi parti düşüncelerinin halka yansımasında açık oturumlar televizyonların en büyük renkli köşesiydi. Renkli simalar da halkın beğeniyle izlediği siyasi parti liderleri oluyordu.

Ama bugün bakıyorsunuz, bunların hiç biri yapılmıyor. Adeta halkın karşısına çıkmayı değil... Halkın, siyasi parti liderlerinin düşüncelerini öğrenmemeleri gibi bir hissiyat verilmeye başlanıyor. Oysa halk daha çok parti liderlerinin düşüncelerini, karşılıklı tartıştıklarında daha iyi görecek ve partisini daha yakından tanımış olacak. 

AMERİKAN BAŞKANLIĞI SEÇİMLERİNİ İZLEMEYE BAŞLADIK...

Bu böyle yapılmayınca, Türk halkı olarak liderlerin düşünceleri konusunda neredeyse Amerikan başkanlığına adaylıklarını koyan kişilerin düşüncelerini televizyonlarda daha iyi takip ettiğimiz için, “Beyaz Saray’a kim oturacak?” sorsuna cevabı bulabilmeye başladık.

Neden?..

Çünkü Amerika’da yapılacak her başkanlık seçimi önesinde başkanlığa adaylığını koyanları, televizyonda tartışma ortamında izleyebiliyoruz da ondan.

Hatta siz bırakın sadece Amerika’yı, adayların açık oturum misali tartışma programını bütün dünya izliyor. Çünkü o seçim, bütün dünyayı da ilgilendiriyor. Acaba bizde, Türkiye’deki genel seçimleri dünya izlemiyor diye mi açık oturumlara katılınmıyor?..

Oysa bütün dünya izlemese de... Onları izlemeyi hak kazanan Türk halkı var. Onları izlemek Türk halkının hakkı değil mi?..

Elbette hakkıdır.

Ama bugün bakıyorsunuz, iktidarın lideri bir televizyonda gazetecilerle sorulu cevaplı açık oturuma katılmış, soruları cevaplarken izliyorken... Bir başka televizyonda da muhalefet lideri başka gazetecilerle sorulu cevaplı açık oturum programına çıkmış, soruları cevaplıyor. 

İşte o zaman aklımıza hemen Amerikan seçimlerindeki o adayların sorulu cevaplı açık oturumu aklımıza geliyor. Ve söyleniyoruz kendi kendimize: “Neden bizde de bu yapılmıyor? Niçin liderler televizyonda halkın karşısına geçip karşılıklı konuşmuyorlar?..”

Oysa bugün geçmişi eleştirerek sürekli o yıllara gönderme yapıyoruz. Ama o günlerde gerçekleştirilen açık oturumları yapamıyoruz. Halbuki Türk halkının böyle bir oturuma... Böyle bir tartışma programına... Böyle bir canlı yayına o kadar çok ihtiyacı var ki...

BUGÜN AÇIK OTURUM YAPILSA BİLE MUTLAKA ZAMAN KISITLAMASI YAPILACAK!..

Diyelim bugünün Türkiye’sinde televizyonlarda açık oturumlar yapılıyor. Siyasi parti liderleri de masa etrafında oturarak karşılıklı tartışacaklar – Ki halk onları daha iyi anlasın.

O zaman da, açık oturum programını yönetecek olan şahıs şöyle diyecektir:

– “Evet sayın izleyiciler. Siyasi parti liderleri şu anda açık oturum için stüdyomuza geldiler. Tabii sizler de mail adresine sorularınızı gönderebilirsiniz...”

Ve tek tek parti liderlerini tanıttıktan sonra ya aralarında kura çekimi yaparak ilk konuşmacıyı belirleyecekler... Ya da ilk konuşmayı kim yapmak isterse yapsın diyerek ortaya bir öneri atacaklar...

Ama işin esas tuhaf tarafı şu olacak.

Programı yönetecek olan şahıs şu açıklamayı yapacak:

– “Evet... Türk halkının büyük heyecanla beklediği ana geldik. Yalnız katılımcı liderlerden şu önemli bir isteğim olacak. Kim ne kadar vakit konuşmuşsa, diğer lider de o kadar konuşacak. Burada maksat haksızlık olmasın...”

Oysa açık oturumu düzenleyen, liderlere kısıtlı süreler vererek tartışma programını rahat bir şekilde yapamaz. Bir defa saat ve zaman süresi olmayan bir saatte ve liderlerin karşılıklı konuşmalarında biraz da kendilerini halkın yerine koyarak özgürce anlatımlarını kısıtlamamak gerekir.

Aslında biz boşuna konuşuyoruz galiba. Bugünlerde ne böylesi programlar olur. Ne de liderler televizyona çıkar.


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk