Amerikali Turk

Yazarlar

“Kentsel Dönüşümler”le var olan yeni anlayış ve yaşamsal alanlar her kesime hizmet etmeli

(1 votes, average 5 from 5)
July 01, 2012 4:36 PM

DEPREM kuşağında bulunan bölgeler için yeni projeler her gün gelişmekte. Bu gelişimden en çok yararlananlar ise, elbetteki o bölgeye yatırım amaçlı bakanlar oluyor. Ama ne olursa olsun, bu bölgelerdeki gelişimlerin çevre halkı için de cazibe merkezi olduğu kadar; orta halli vatandaşlar için de ayrı bir platform oluşturmalı.

Örneğin, kiracı olan bir vatandaş daha önce bu bölgede ödediği kira bedelinin değişmediğini görmek isteyecektir. Çünkü, ne de olsa bu bölgede o vatandaşın da adres edinme hakkı vardır. Bu yenilik sadece konut alıcılarının alım güçleriyle değerlendirilmemelidir. Ne olursa olsun bir konut alıcısı, yatırım amaçlı alsa da o gayrimenkulünü kiraya vererek gelir elde etmeyi düşünecektir (Ki bu, onun en doğal hakkıdır.)

Ancak bu düşünülenin yanında, orta halli vatandaşın ekonomik durumu ve bu bölgede daha önce de bulunmanın özgürlüğünü unutmamak gerekir. Daha doğrusu orta halli vatandaş(lar)ımız, kiracı olarak düşünülse de... Gelir amaçlı yatırımcıların da gözdesi durumundadır. Yeter ki durumu unutulmasın ve elindeki zar-zor maaşıyla kiracı olarak kalabildiği harcama gücünün üstüne çıkılmasın.

NE OLURSA OLSUN YENİ EVLERİ YAPANLAR, KİRACILARI DA DÜŞÜNMELİ...

Ama gelin görün ki durum hiç de böyle yansımıyor. Yazılı ve görsel basına yansıyan gayrimenkul fiyatları ve o bölgeye yansıyan aşırı pahalılaşma rakamları, emlak sahiplerini korkuttuğu kadar... Kiracıları da korkutmaktadır. Çünkü bugünkü ekonomik gelire bakıldığında nasıl ki gelir düzeyi düşük olanların kiracı olarak yaşadığı kabul edilse de... Yatırım amaçlı yatırım yapanların da pahalı kiraya verme olasılığı her zaman bu kesimi korkutmaktadır.

Neden?..

Neden olarak birkaç tane olasılık sayabiliriz:

1– Lüks evler adı altında yapılan konutlar sürekli zam yiyor.

2– Lüks ev kaşesi altında kiralar da o denli artış gösteriyor.

3– Semtlerin değişime uğramasıyla yine aynı bölgede bulunan kiracılar adeta köşeye sıkıştırılıyor.

İşte bu üç olasılık, vatandaşlar arasında istenmeyen durumları ortaya çıkarıyor.

“Nedir o olasılıklar?..” diye bir soru aklınıza geliyorsa eğer, açıklayalım:

a) O bölgede kiracı olarak yaşayan vatandaşlar, yeni binalarda oturmayı elbet ister... Ancak her yeni binanın yapılışı “lüks”ü de beraberinde getireceği için, pahalılık başlıyor.
b) Pahalılıkla birlikte her ne kadar ihtiyaç başlasa da, sonuçta bütün evlerin size verdiği hizmetlerde ortak bir şey vardır. O da, akşamları yatmak ve sabahları kalkmaktır. Yani ister lüks evinizde olun, isterse normal evinizde, aldığınız hizmet aynıdır.

c) Lüks adını kazanan yeni evlerin hizmet alanları ise bahçeler... Oto parklar... Kapıda güvenlik... Uydu alıcı hizmetleri... Ve diğer aktiviteler..

Bütün bu hizmetlerin hepsini kendi olanaklarıyla oturduğu evde yaratan kiracılar, elbette yeni evlere gitmek ister. Elbette yeni hizmetlerin sunumlarından yararlanmak ve faydalanmak ister. Ama “Kentsel Dönüşüm”e uğrayan bölgelerin aşırı pahalılaşması, bu bölgede ikamet eden kiracıları oldukça rahatsız da eder.

Burada önemli olan, kiracı olarak yaşayanları yine aynı bölgede ve aynı şartlarda kalmalarına olanak sağlayacak projelerinde esneklik sağlamaktır. Yoksa her semtte yeni bina yapılırken, yeni yeni kiracıların gelmesini beklemek... Eski kiracılara da, “Sen bu yeni bölgede yaşayamazsın. Çünkü yeni binaların değerini karşılayabilecek ve ondan alabildiğin hizmetlerden yararlanabilecek bir bedel ödemelisin. İşte bu bedelin adı da kiradır. Ama bu kiralar eski oturduğunuz değerden değil, yeni dönüşümlerin modernliğe uğramasıyla kiraların da yükselmesidir” denildiğinde (Ki bu olasılıklar Türkiye’nin kaderidir) kiracı ne yapacak?..

Elbette tası - tarağı toplayıp gidecek.

Nereye?..

Yeni oluşumlara değil herhalde...

Oluşumlardan uzak yörelere.

Oluşumların o bölgeye en az 10 - 15 sene sonra zar - zor uğrayacak yerlere...

Yazlık bölgelerde (Yaz - Kış oturulur) emlak ilanlı taşıyan bölgelerdeki evlere...

YENİ EVLERİ ALANLARA DA, GÜNLÜK HAYATIN ŞARTLARI DÜŞÜNÜLEREK SATILMALI...

Türkiye, dünyanın ekonomik durumuyla eşdeğer yaşadığı için, olası gelişen her türlü krizden etkilenerek kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Örneğin etkili ve yetkililer son kriz için, “Türkiye krizden nasibini almadı. Çünkü kriz Avrupa’yı ve Amerika’yı vurdu. Biz çok rahatız” dese de... Esnafın karşılaştığı en ufak bir olumsuzlukta, orta halliye verilen yanıt şu olmaktadır: “Ülkede kriz - mriz yok. Yok ama maliyet çok fazla. Pahalılık da bir o kadar yüksek. Yani anlayacağınız binaların bugünkü değerleri yüksek rakamlara ulaştı...”

Bu ne demek?

“Ben size satış yapıyorum ama benim de elim darda” demek.

O halde, “Maliyetler yüksek” diye şikayetçi olan emlak sektörü... “Kiralar çok yüksek. Alım gücümüz de zaten belli. Bu neden gözönünde tutulmuyor?..” diyen orta hallinin halini neden önemsemez?..

En azından, yansıtılan kira artışları ve istenilen rakamların yüksekliği kiracıyı bırakın ürkütmeyi... Korkutmaktadır.

Ayrıca...

“Kentsel Dönüşüm”e uğrayan bölgelerdeki eski ev sahiplerinin ve kiracıların oturuma devam etmelerini sağlayacak olanaklar neden yaratılmaz?..

Yeni oluşumlarla meydana gelen binaların (maliyetler her ne kadar artış gösterse de semtteki artışların) bölge sakinlerinin gelecekteki ekonomik durumlarını sarsacağı neden düşünülmez?..

BİR EVİ ALMAK O KADAR KOLAY DEĞİL...

Her ne kadar “Kriz yok” denilse de... Türkiye’de ev sahibi olmak o kadar kolay değil. Normal bir ailede çalışan çiftler, maaşlarını biraraya getirerek ev sahibi olmaya çalışmaktalar. Daha doğrusu bir evde iki kişinin çalışmasıyla normal bir ev alınabiliyor. Bunun dışında tek çalışan bir kişinin ev alması hem başlı başına bir sorun... Hem de hayal ötesi bir olay... Bugün ev almanın kolaylığı her ne kadar söylense de... Bir o kadar zorluğu da söz konusu.

Türkiye’de asgari ücretin geçerli olduğu iş kollarının çokluğu o kadar fazla ki... Bunun dışında iyi maaş alanların  mutlu azınlıkla sınırlı kalması, ev sahibi olmalarında gayet kolaylıklar sağlamaktadır. Ama gelin görün ki esas ev alması gerekenin ev alamaması bu ülkenin derin yarasını oluşturmaktadır.

Ev sahibi olamayanların tek umudu ise, emeklilikle kazanılan tazminat haklarıdır. Onun içindir ki, Türk işçilerinin, emekçilerinin ve çalışan her kesimin umudu, tazminat haklarıyla gerçekleşmektedir. Ama ev almada tazminatları yetişmeyenlerin durumu yine çalışmaktan geçmektedir.

İşte Türkiye’nin kaderi, sürekli çalışmaktan... Emekli olsa bile iş aramaktan geçmektedir. Bu durum her çalışan kesim için aynıdır. Şartlar farklı olsa da, kazanım ve alımların gerçekleşmesi ömür boyu da sürebilmektedir.

Kısaca ülkemizdeki “Kentsel Dönüşüm” mimarları, ayrıca o bölgedeki insanları da eserleriyle memnun etmeli... Aynı zamanda da “kiracı” psikolojisini yenilenme adına hizmet sunumları moral vermeli... Yeni yapılanmalar kiracıları yerlerinden ve yurtlarından etmeden, pahalılıktan uzak tutularak ikamet etmeleri sağlanmalı...

Yok eğer her şey “Kriz” ve “Pahalılık” adına güncel yaşam esir alınırsa... Vay haline orta hallinin... Onun için “Kentsel Dönüşümler”le var olan yeni anlayış ve yaşamsal alanlar her kesime hizmet etmeli ve gaye de bu olmalıdır.


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk