Amerikali Turk

Yazarlar

Kapıcıları Bodrum Katına Koymayın, Bodrum Katına Daire Yapımını Yasaklayın!

July 07, 2012 11:12 AM

TÜRKİYE’de hiçbir şey muntazam gitmez. Hiçbir şey de dengeli ve ölçülü şekilde yapılmaz. Yapılması için de hiçbir zaman çaba harcanmaz. Bakın her gün ana haberlerde bütün felaketleri izliyoruz ve canımız oldukça da sıkılıyor.

Nasıl sıkılmasın ki?..

Bir defa pilotlarımızın cenazeleri bizi derinden yaraladı. Türkiye’de “Geleceğin süper gücü” düşüncesinden yola çıkıldığında, “Acaba ne oldu da pilotlarımız böylesine bir kalleşlikle öldürüldü?” sorusunu kendimize sormadan edemezken...

Fakat o da ne?..

Bu kez de sel felaketi.

Hem de ne felaket.

Çok güvendiğiniz ve gözünüzün kapalı bir şekilde alabileceğiniz dairelerin adresi TOKİ... Hem öyle - böyle de değil. Yüzbinlere varan kişiyi ev sahibi yapan TOKİ... Ama ne yazık ki bu idare de, ölüm haberlerine dahil oluverdi. İnsan bu kez çıkış yolu aramaya başlıyor:

– “Ben nereden daire alacağım?”

– “Türkiye’nin toprak yapısı adeta heyelan bölgesi.”

– “Hangi adrese gitsem de rahat uyusam?..”

– “Devletten başka kime güvenebilirim ki?..”

İşte vatandaşarımız bu düşüncelerle TOKİ’ye başvurarak Samsun’da evlerini alıyor ve içine geçiyorlar. Tabii ev sahiplerinin tatlı heyecanları ve tatlı gülüşleri, evin atmosferini değiştiriyor. Herkeste güzel umutlar var. Geleceğin planları da her evin odasında adeta dile geliyor.

Ama dile gelmeyen bir yankılanma sessizce odalara girip ortalığı darmadağın ediyor. Sel felaketi buraya iniveriyor. Bunun üzerine insanlar evsiz kalıyor. Gerçi ev yerinde duruyor, ama evde oturulacak hal kalmıyor. Her taraf selden gelen mille dolu. Odalar çamur deryası.

Bunun üzerine, bir de bu yetmiyormuş gibi, ardından gelen ölüm haberleri.

Neden?..

Bodrum katlarda oturanlar dışarı çıkamadığından dolayı, ölüm haberleri ister istemez gazetelerde haber olarak yerini alıyor. Bu kez insanlar sağa - sola kaçışıyor. “Acaba benim bodrum katına da su basmış mıdır?..” diye koşuşturuyor.

Bunun üzerine TOKİ idaresinde sorumluluk yapan ve o binalara “Olur” veren Bakan Bayraktar şu sözlerle kendini savunuyordu: “...Suçluysam cezamı çekmeye hazırım.”

Ama ne olursa olsun burada insanlar suçlu aramıyor. Suçluluk da aramıyor. İnsanlar, ölüm istemiyor. Basit ve gereksiz yerde ölüm olaylarına muhatap olmak istemiyor. Doğal afetleri, aldığı evin içine davet etmek istemiyor.

Ayrıca, “Suçlu” bulunsa ne olur?.. Bulunmasa ne olur?..

Burada en çok önem verilmek istenen şey, evlerin modernliği olmamalı. Elbette modernlik şart, ama modernliğe sağlam raporu da eklenirse o zaman buralara bina yapmaya “Olur” denilmeli.

Yok eğer zemin etidü gibi çalışmaların halâ bugünkü sonuçları yaşatıyorsa –Ki yaşatıyor– o zaman ne anlamı kaldı modern yaşamanın?..

Bize sorarsanız, modernlik çağdaşlıkla eş anlamlıdır. Yani yeni yollar ve yeni binalar, çağdaşlaşma adına, modern dizayn edilmiş siteler adına ve insanlık adına muazzam gelişmedir. Ama bugünkü yaşananlar ne modernliğe uzanan yolu tercih ettiriyor... Ne de TOKİ gibi dev kuruluşun böylesi hazırlıksız nedenlerden ötürü hatalarını...

Ne olursa olsun Türkiye, artık bu gibi olaylara “sudan sebep olaylar” diye geçiştirmemeli. Aksine, sorumlusundan tutun, sorumsuzuna kadar tüm detaylarıyla her şey masaya yatırılmalı ve asıl nedenin kimden, neden, niçin kaynaklandığı bulunmalı.

Örneğin:

1– O bölgeye bina yapılması için kim izin verdi?..

2– Zemin kat projelelendirmesinde bu gibi olaylar düşünüldü mü?..

3– Binaların oturumları yoldan ne kadar aşağıda olduğu kim tarafından tespit edildi?..

4– Olası bir olayda, bina içinde tehdit unsuru oluşabilecek bir durumda sağlıklı tahliye meselesi düşünüldü mü?..

5– Dere yatağının sathı iyi hesaplandı mı?..

Aslında bize sorarsanız, bu beş maddenin hiç biri ciddi olarak ne araştırılmış, ne de masaya yatırılmış. Sadece düzlükte ev yapmanın modernliği ve sarhoşluğuyla yapılar dikilmiş ve satışa sunulmuş. Zaten Türkiye’de büyük şehirlerde yapılan binalar hep bu sebeplerden dolayı sorun çıkarmıyor mu?..

Mesela yağmurun yağdığı yerler belli... Suların birikim yaptığı yerler de belli... Ama belli olmayan, büyük projeleri gerçekleştirenlerin hiçbir zaman ne yaptığı, belli değil. Amaç olarak modern tarzda binalar dikilecek.
İyi, güzel...
Tamam da nereye dikilecek?..
Karar verilir, dere yatağının tam ortasına dikilir.
Kararı verenler bugün oralarda çizmeyle dolaşıyorsa, “Bu işte bir acayiplik yok mu?..” diye birbirlerine sormalılar. “Binalarda hata yok” denmesi elbette bir savunma... Ama ölümlü bir olayda bu tür savunmalar, geçersiz kalmakta. Esas savunma, “Dere yatağında değildir. Burası selden değil, suların yükselmesinden veya tusinamiden kaynaklandı” denilse biraz sizi kurtarabilir. Ama orada ne deniz var... Ne de tusinami beklentisi... Koskocaman dere yatağının tam ortası.

Aklımıza bir soru daha geliyor:

“Acaba TOKİ evleri milletvekillerine ayrılsaydı... O evlerde milletvekilleri (binanın konumundan) ve selden dolayı hayatını kaybetseydi... Bugün o yörede birlikte dolaşan bakanların, ilgililerin ve yetkililerin verecekleri ilk demeç ne olurdu acaba?..

Şunları merak etmekteyiz:

Ne olursa olsun, kim ne derse desin,

1– Türkiye’de bölgesel sorumluluk yok...

2– Yapılan binaların zeminleri içler acısı.

3– Kaliteden çok, can güvenliği düşünülmüyor.

4– Gelecek ise planlı bir şekilde hiç hesap edilmiyor.

İşte bu sorulardan sonra olay sonrası Bakan Bayraktar’ın şu açıklaması gözümüze takıldı: “Biz bu konuda üzgünüz. Üzüntümüz sonsuzdur ve bu hususta ne gerekiyorsa yapacağız. 5 insanımızı TOKİ Konutları'nda kaybettik. Bu bakımdan da son derece üzgünüz. Ama Samsun'da yitirdiğimiz 11 canın da sorumluluğu bizimdir, hükümetimizindir, devletimizindir. Hiçbir sorumluluktan kaçmıyoruz. Bir suçlu varsa başta ben olmak üzere bir hatalı olan varsa herkes cezasını çekmelidir. O ayrı bir konu. Özelliklede suçlu aramakta yanlıştır. Suçlu varsa zaten bunu ortaya çıkaracağız. 2500 konut bu alanda planlandı. 1970 yılında beri, benim elimde imar planları var, burası konut alanı. Bu arada önceki binalar derenin kenarındaydı, yatağındaydı. Biz onları kaldırdık ve dereden çekme mesafesi olan 12 metre, dereden 40 metre bunları yaptık. Çevresel Etki Değerleri (ÇET) Raporu'da burada. Zemin imar raporu, ÇET raporu hepsi alınmıştır. Yukarıya doğru yılanlı dere vadisinde şu anda gecekondular var. Onları da değiştireceğiz. Burada gecekondulaşma, çarpık yapılaşma ortadan kaldırılmalıdır...”

İyi güzel de Sayın Bakanım, bu dediklerinizi en başta yapsaydınız olmaz mıydı?..

Hareket etmeniz için mutlaka ölümlü ve üzücü olaylar mı olmalıdır?..

ZEMİN KATLARIN YAPIMI TÜRKİYE GENELİNDE YASAKLANMALIDIR...

Gelen selin yoğunluğunu kaldırabilecek bir alt yapı sistemi neden kurulamadı?..

Artık görülüyor ki, ne oluyorsa oluyor, yolla birlikte ve yolun altına düşen katlarda olanlar oluyor... Ölümlü olaylar ve sel baskınlarının getirdiği mil ve pis sular ve de çamurlar giriş katlarda ve zeminlerde yoğunluk kazanıyor. O halde bu gelişen olaylar, artık mimari düşünürlere bir şeyler hatırlatmıyor mu?..

Bize hatırlatıyor...

Neyi mi?..

“ZEMİN KATLARIN yapımının YASAKLANMASINI...”

Bu yasak ne lüks bir istektir... Ne de sağlıksız bir düşüncenin ürünüdür. Bu tamamiyle sağlıklı ve insanımıza yaraşır bir istektir. Yok eğer halâ zemin katlar ısrarla yapılırsa bunun getirisi olarak ne sağlıklı bir toplumu yetiştirebilirsiniz... Ne de göz göre göre insanlarımızı zemin katlara yerleştirip ölüme yollamayı engelleyebilirsiniz.

 

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk