Amerikali Turk

Yazarlar

Ruhban Okulu Açılınca “Ekümenik De İsteriz” Derlerse Ne Yapacaksınız?

July 14, 2012 10:55 AM

SİYASİ dünyamız epey değişkenliklere konu olmaya devam etmekte. Bu kez de Ruhban Okulu, Türk siyasi gündemine otur(tul)makta. Gerekçe olarak Türkiye’nin azınlığa karşı her zaman merhametli ve şefkatli olduğunu ispat etmesi düşünülebilir. Ama aynı düşünce nedense Yunanistan tarafından Batı Trakya Türklerine karşı düşünülmüyor.

Oysa, karşılıksız ve hiçbir siyasi zemin düşünülmeden ve tartışılmadan konuya hemen dalıvermek ve “Ruhban Okulu’nu açıyoruz” demek yanlıştır.

Neden mi?..

Bakın, tarihte bu konu epey tartışılırken Lozan Antlaşması konuyu 45. yasayla taraflara değerlendirmiş. Ne diyor 45. madde: “...Bu Kesimdeki hükümlerle, Türkiye'nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanınmış olan haklar, Yunanistan'ca da, kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır” diyor...

İlk başta Ruhban Okulu meselesini tartışmak ve sağlıklı bir çözüm yoluna kavuşturmanız için geçmiş tarihinizden gelen haklarınızı ortaya koyarak ve masaya yatırarak aramalısınız. Öyle bedavaya okul açmamalısınız.

Acaba bugün Batı Trakya’da bulunan Türkler, Yunanistan hükümetinden nasıl bir yaklaşım görüyor!..

Bunu biliyor musunuz?..

Hayır.

Örneğin, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği (BTTDD) Genel Başkanı Burhaneddin Hakgüder’in Türk basınında çıkan, “Pasaportumun süresinin dolduğunu fark ettim, İstanbul’da Yunan Konsolosluğu’na pasaport süremin uzatılması için başvurdum. Altı ay sonra konsolosluktan aldığım cevapta Yunan vatandaşlığından çıkarıldığımı öğrendim” açıklamasından haberiniz var mı?..

Ayrıca Türk azınlığın kurabileceği bir derneğin başına “Türk” kelimesini dahi koyamayacağını biliyor musunuz?..

Bunları niçin yazıyoruz?..

Tabii ki Lozan Antlaşması’ndan doğan haklardan dolayı.

Türkiye’de “Lozan Antlaşması gereği Ruhban Okulu açılmalıdır” görüşünü savunanlar... Yine aynı Lozan Antlaşması gereği Yunanistan’da bulunan Batı Trakya Türk azınlığının hak ettiği “azınlık hakları”ndan yararlandırılmadığını hiç düşündüler mi?..

RUHBAN OKULU OLAYINI DONDURUN, BIRAKIN İLK ADIMI ONLAR ATSIN...

Ruhban Okulu meselesini gündeme taşıyanlar, Lozan meselesini de masaya yatırmalı ve (azınlık yasası) olan 45. maddeyle yola çıkmalıdır.

Mutlaka “Ben Türküm ve her zaman barıştan yanayım” diyerek ilk adımı biz atmayalım. Bırakalım onlar atsın. Nasıl ki Kıbrıs meselesinde eş zamanlı seçimle Avrupa Birliği’ne “Evet” dediğimiz halde dışarda kaldıysak... Ruhban Okulu olayında da bırakın ilk adımı onlar atsınlar. Batı Trakya Türkleri’nin haklarını vermek için onlar Türkiye’ye şirin gözükmek istesinler. Bırakın her meselede bizimle it dalaşına girdiklerini itiraf etsinler...

Neden biliyor musunuz?..

60 bin Batı Türk’ü, Yunan vatandaşlığından çıkarıldı. Acaba insanın aklına şöyle bir soru gelmez mi: “Yahu biz Ruhban Okulu açılsın ve Türk’ün iyi niyetli ve hoşgörülü olduğunu bütün dünya görsün diye bir isteğe bu kadar gönül vermişken... Adamlar (Yunanlılar) acaba neden Batı Trakya Türk’lerini dışlıyor? Neden 60 bine varan ezici bir rakamla Yunan vatandaşlığından çıkarılıyor?..”

Yunanistan hiçbir azınlık haklarına doğru dürüst bir cevap vermemişken... AİHM kararlarının devrede olmasına rağmen halâ Türk’lere olan kin ve nefret bu seviyede seyrederken... Bize ne oluyor da Ruhban Okulu açılsın diye bastırıyoruz?..

TÜRKİYE, RUHBAN OKULU OLAYINDA BÜYÜK BİR OYUNA GELMEMELİ...

Türklerin şanlı tarihinde bir gedik açmak için Ruhban Okulunu açmak istiyorlar. Bu oyuna gelmememiz lazım. Çünkü bugün “Ruhban Okulu açılsın. Hatta Milli Eğitim’e de bağlanmasına karşı değiliz” diyen İstanbul Rum Patrikhanesi... Bugün bu okulun mutlaka açılması için, Türk hükümetinden gelen her görüşe “Evet” diyeceklerini de sakın unutmayın.

Ama esas iş bundan sonra başlayacak.

Nasıl mı?..

Ruhban Okulu açıldığında, İstanbul Rum cemaati, “Allah sizden razı olsun. Sizin sayenizde böylelikle okulumuza kavuşmuş olduk. Barış içinde yaşayacağız artık” diyeceklerinden emin olabilirsiniz.

Peki, tamam...

Buraya kadar iyi güzel de...

Peki ya bundan sonra?..

Vatikan’vari bir istekle “Biz de artık bundan böyle Vatikan gibi ekümenik düşüncesini gerçekleştirmeliyiz. Türkiye devleti, bize bu olanağı sunmalıdır” derse ne diyeceksiniz?..

Peki...

“Sizin istediğiniz gibi olsun. Lozan’da tanınan azınlıklar hakkını size misliyle vereceğiz” mi diyeceğiz?..

Yoksa...

“Batı Trakya Türklerinin seçilmiş bir müftüsü yok. Atanmış müftüsü var. Ayrıca Lozan’ın 45. maddesi gereği Türk azınlığının haklarını Yunanistan’da vermediniz. Yunan vatandaşlığından çıkardığınız binlerce Türk soydaşımız var. Bir de bu yetmiyormuş gibi özellikle Türk azınlığına büyük vergiler yüklendi. Bunu nasıl açıklayacaksınız?” diyerek Lozan’daki haklarımızı mı hatırlatmalıyız?..

Kim ne derse desin ekümenik kavramının gerçekleşmesi için Fener Rum Patriği elinden geleni yapacaktır. Çünkü tarihleri bu yönde gelişmek istemeleriyle meşhurdur.
Bugün Fener Patrikhanesi dediğimiz (eski adıyla) Doğu Roma İmparatorluğu’nun kilisesi olan bugünkü Fener Patrikhanesi’nin 6. yüzyılda kendisine aldığı siyasi bir kavramdır. Dini olmamakla birlikte siyasi ağırlıklı bir kavram olduğu ortadadır. Hıristiyanlar kendilerini evrensel olarak nitelerler ve ekümenik kavramını bunun için desteklemekteler.
Bugün Rum kesimi, “Türkiye’de Rum çocuklarının kendi kültürleriyle bütünleşen ve eşleşen okuyacağı bir okulu yok” diyor. Ağırlıklı olarak bu konu üzerinde durulmakta. Din adamı yetiştiremediklerinden... Çok aciz durumda olduklarından yakınmaktalar. Oysa Ruhban Okulu’ndan her mezun olan öğrenci, papaz olmadığı gibi... İmam hatip okullarından mezun olan her öğrenci de imam olmuyor.

Bu karşılaştırmayla geleceğimiz nokta, elbette ki yurt dışında okuyan Türk öğrencilerin durumudur. Nasıl ki bugün Avrupa’da ve Amerikan üniversitelerinde okuyan Türk öğrencilerimiz yabancı hocaların (daha doğrusu Hıristiyan hocaların) eğitimlerine tabi oluyorlarsa... Ve onların dillerinde doktora yapıyorlarsa... Bunun aynı benzeri olarak Rum kesimi öğrencilerinin de (örnek verdiğimiz Türk öğrenciler gibi) okumaları esas olmalıdır.

Bundan niçin rahatsız oluyorlar?..

RUSYA EKÜMENİKLİKTEN RAHATSIZLIK DUYAR AMA AMERİKA DESTEKLER...

Fener Rum Patrikhanesinin ekümeniklik dayatmasını asla kabul etmeyen Rusya kilisesi, Ortodoksluklarından dolayı patrikhaneyi geçmiş tarihiyle yargılamaktadır. Yani Bizans’ın Ortodoks dünyasına ihanet etmesinden yola çıkarak, patrikhanenin ne ekümenikliğini, ne de evrensel liderliğini asla kabul etmemektedir.

Bu işin Ortodoks tarafı. Bir de ekümeniklik isteğinin asıl tehlikesi var. O da Ruhban Okulunun başına Amerika’dan gelecek bir Yunanlı patriğin olabilmesi olasılığı...

Eğer Ruhban Okulu açılarak başına bir zaman sonra Amerika’dan Yunan asıllı bir patrik gelirse... Amerikan emperyalizmini patrikhane şemsiyesi altında işlerliğe koyarsa... CIA ve FBI da burada (yani Türkiye’de) cirit atarsa... Bunun neresi “dinler arası diyalog” olacak?..

Olsa olsa, Büyük Ortadoğu Projesi’nin çok amaçlı bir versiyonu olur. Tarih akışına göre de, yapmak istediklerini ama bir türlü yapamadıklarını tek tek gerçekleştirerek Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaları ilk hedefleri olacak.

Diyelim devletimiz ortaya çıkıp bize şöyle diyebilir: “Yahu bu bahsettiklerinizin hepsi varsayımdır. Peki Türkiye patrikhaneye ‘Size ekümeniklik hakkı vermiyoruz. Tek başınıza hareket edemezsiniz...’ dediyse ve gerçekten de ekümeniklik hakkı kazanmamışlarsa, o zaman ne diyeceksiniz?..”

Bu sorunun cevabını hemen verelim:

1– Amerika Fener Rum Patrikhanesi’ni desteklediği için Türkiye’ye olağanüstü baskı yapacaktır (zaten halâ da yapmaktadır.)

2– Avrupa Birliği ülkelerinin desteği hariç Katolik ve Protestan ülkeleri de bu desteğe devam edecekler.

3– Açıkça destek verenler ülkeler, Lozan öncesi iğrenç planlarını gündeme almak için ellerinden geleni hiç çekinmeden söyleyecekler.

4– Hatta (belki inanmayacaksınız ama) Ruhban Okulunun açılmasıyla yapay bir cumhuriyet olduklarının sarhoşluğuyla hareket edecek olan Ruhban Okulu talebeleri ve onların hocaları olan papazlar ve patrikler otomatikman Avrupa Birliği üyesi olacaklar. Hem de jet hızıyla.

5– Ruhban Okulu açıldığında, ekümenik haklarını verseniz de - vermeseniz de bu sefer de “Bize birkaç dönüm toprak vermelisiniz” diye bastıracaklar.

6– Sonra da karşımıza, “Bizim burası Vatikan gibi ekümenik yasalarıyla desteklenmiştir. Bütün Hıristiyan dünyası da bunu kabul etmiştir. Burada Hıristiyan dünyasının yasaları geçerlidir ve onun borusu öter. Burası Türkiye’nin iç işlerine ait değildir. Bu böyle bilinsin” diyecekler.

7– Tabii bu durumu (bugün bizi çok destekleyen ama yarın karşımıza hep iki yüzlülükle çıkacak olan) Arap alemi bile ekümenik olayına arka çıkacaktır. Bunu da nereden çıkarıyorsunuz?” diyene şu soruyu sormamız gerekiyor: “Kıbıs Türk Cumhuriyeti’ni hangi Arap ülkesi “KKTC’yi ben devlet olarak tanıyorum” dedi?.. Bir düşünün bakalım.
Veeee Fener Rum Patriği, en tehlikeli olanı da en sona bırakacaktır.

“O da nedir?” derseniz...

Tabii ki hemen devreye Ayasofya’yı sokacaklar.

Ondan sonra ayıklayın pirincin taşını.

 

Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk