Amerikali Turk

Yazarlar

Türkiye Suriye’de PKK’nın Önünü Kesmezse, Şam İkinci Bir Kandil Olur!..

July 23, 2012 10:14 PM

ORTADOĞU konusunda aylardır aldığımız duyumlar hep terör ve sonrası içindi. Ama bugün bakıyoruz, yavaş yavaş PKK denen lanet taşeron terör grubu, Suriye’de siyasi bir kadro oluşturma yönünde ilerleme kaydetmeye çalışıyor. Bu fırsatı ona veren de, gözünü kırpmadan halkını “terörist” diyen öldüren Esad canisi.
Tabii burada daha iş bitmedi. Devreye girmeye çalışan İsrail de, terör örgütünün kendisini vurmaması için Suriye’ye girme çabasında.

Neden?..

Esad’ın, Hizbullah’a “Alın şu kimyasal silahları ve bildiğinizi yapın” demesinden korkuyor da ondan.

Peki sadece kimyasal silah mı?..

Hizbullah mı?..

Tabii ki hayır.

Kimyasal silah İsrail’i nasıl ki rahatsız ediyorsa... Aynı şekilde bizi de PKK terör örgütü rahatsız etmekte. Bugün, “Aman Suriye’ye girmeyelim. Eğer girersek Türkiye’yi bölerler” düşüncesine her ne kadar hak vermiş olsak da... Hatta büyük oyunun içine çekilmek isteniyorsak da... PKK terör örgütünün kuvvetlenmemesi için Suriye’deki yuvalarını nokta atışlarla vurmalıyız.

Tıpkı Kandil’e yaptığımız uygulama gibi.

Bunu ne zaman yapacaktık?..

Uçağımızı düşürdüklerinde.

O anda bombalasaydık, ne Rusya “Niçin bombaladın?” diyebilecekti... Ne de İran ve Çin, “Bunu neden yaptınız?” diyebilecekti. Çünkü daha dünya kamuoyu konu üzerinde toparlanmadan Türkiye, Suriye’ye gereken cevabı vermiş olacaktı.

Bu, onun en tabii ve doğal hakkıydı.

Ama yapamadık. Uluslararası camiada haklılık gerekçemizi tespit ettirmeye çalıştık ama iş işten geçmiş oldu. Bugün bunu yapsanız bile, bunun adı “uçağımızı düşürdükleri için” değil... Bilakis “İsrail hareketleniyor. Belki de İsrail’le dirsek teması var” ilişkisine dönüşecek.

Demek oluyor ki, bazı ilşikiler vardır siyasi doğrultusu doğru olan neyse o yapılmalı... Bazı ilişkiler de vardır ki, devletin ve ulusun için doğru olan neyse o yapılmalı...

Bugünkü şartlar geç kalınmışlığın mecburi vaziyetine bürünmemize dönüşmüş durumda. Yani, “uçağımızın düşürülmesine” anında cevap vermediğimiz için, uluslararası politikanın düşüncelerine harmanlanmış durumdayız.

Nedir o?..

Rusya’nın Esad’ı doğrudan desteklemesinin yumuşamasını beklemek.

Peki bu nasıl olacak?..

Tabii ki Amerika’nın devrede olmasıyla.

AMERİKA VE RUSYA’NIN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ OLAYI SONLANDIRABİLİR...

Amerika nasıl devrede olacak?..

Elbette Rusya ile telefon bağlantılarını sıklaştırarak.

Örneğin Rusya, Suriye’deki üssünün buharlaşarak kaybolmasını istemez. Yani Putin, “Bu bölgede ben de varım” demek için sürekli Birleşmiş Milletler’i bu konuda kilitlemekte. Hem de Çin’in desteğiyle.

Peki Amerika ne yapacak?..

Veya ne yapmak istiyor?..

Tıpkı Saddam olayında olduğu gibi, “Suriyeli Esad, halkına kimyasal silah kullanıyor”u bahane ederek elini kana bulamadan İsrail’i Suriye bölgesine sokmak isteyecek. Bunu çok iyi gören ve algılayan Rusya da, “Saddam’ı ‘Nükleer bombası var’ dümeniyle bombaladınız ve 10 sene oradan çıkmadınız. Yeraltı ve yer üstü bütün enerjilerini kullandınız. Bu sefer Suriye’yi size kullandırtmam” diyecek.

Zaten diyor da.

Obama ne yapacak?..

Putin’e “Rusya’nın üsleri şu kadar zaman daha kalabilir. Bunun garantisini ben veriyorum. Ancak yarın - öbürgün Suriyeli özgür halk demokratik kurallar içinde ülkesinin siyasi mekanizmalarını işletmeye başladığında sizi bölgesinden çıkartmak isterlese buna bir şey diyemem” diyecek.

Rusya’dan istemez istemez kabul edecek ve Suriye’ye müdahale edebilirsiniz demek için Birleşmiş Milletler’i acil toplantıya çağıracak. Çünkü zaten şu anda Rusya, Suriyeli muhaliferin olumsuz tepkilerini çekmekte. Yarın Esad gittiğinde Rusya’ya olan bakış açıları eskisi olmayacak. Bu olumsuz hava daha da kötüleşmeden ve bir yerde muhalif kanadın basit bir hareketle ve destekle gönüllerini alabilmek için Amerika’yla gizlice pazarlığını yapabilir.
Bu gayet normal. Çünkü bugüne kadar bu böyle gelmiş, böyle gitmektedir.

ESAS TEHLİKE AMERİKA’NIN DESTEĞİYLE İSRAİL’İN SURİYE’YE GİMESİYLE BAŞLAYABİLİR...

Ortadoğu’da ve burnumuzun dibinde bu olasılıklar ve bu cambazlıklar oynanırken, Türkiye’nin gerilerde durması büyük hatadır.

Neden mi?..

Şunun için: İsrail, kimyasal silahların Hizbullah’ın eline geçmemesi için belki de bölgedeki PKK’ya bile destek verebilir. Hatta siyasi yapılanma gücünü terör örgütüne tanıyarak kendini ve Amerikan çıkarlarını garantiye almak için Suriye’yi ikinci bir Kandil bile yapabilir.

Çünkü bugüne kadar “PKK terör örgütüdür. Biz bu örgütü terör olarak görmekteyiz ve tanımaktayız”ı her ne kadar söyleseler de... Menfatleri doğrultusunda, “zaten kırmızı çizgilerimizin de kaybolmasıyla” Türkiye sınırları dışında Amerikalılar PKK’yı destekleyebilir.

Hatta belki inanmayacaksınız, “Bölgede en sağlam müttefiğim Rusya’dır” bile diyebilirler. Bunları söylemek Amerikalılar için çok basittir. Yeter ki menfaati olmasın.

Bunlar olurken Türkiye ne yapacak?..

Hiç, sadece “Sınırımdan giren terörü yerinde bombalarım. Kimse Türkiye üzerinden hesap yapmasın” diyecek...

Evet, doğrudur... Türkiye yeri gelince Birleşmiş Milletler’in 51. maddesi gereğince sınır ötesi harekat yaparak terör yuvalarını bombalamakta. Ama yarın, o bölgede Irak hükümetince siyasallaştırılırsa... Dünkü sinsi liderler Barzani ve Talabani bu bölgeye yeni siyaset anlayışı getirerek Türkiye’ye karşı tehdit unsuru haline döşünürse (dönüştürülse) ne olacak?..

İşte o zaman Birleşmiş Milletler Türkiye’ye, “Orası Irak topraklarında siyasi bir durum arzediyor. Orada terör değil, yeni anlayış arifesinde Irak’ın güçlenmesini gerektiren taze bir politika var. Daha doğrusu PKK’yı sivilleştirme politikası var” diyerek, bize “Bombalayamazsınız” derse ne olacak?..

Bu sefer Türkiye, sınırında nöbet tutup, gelen terörü püskürtmekten başka bir şey yapmayacak.

Öyle değil mi?..

Bakın, daha bunun gibi pek çok senaryo çizilebilir bu bölge(ler)de. Ama yine de Türkiye, Suriye’de gelişen siyasi oyunlara karşı hep uyanık olmalı ve “Banane” dememelidir. Bugün İsrail bölgeye girerse ve bunun adına “Kimyasal silaha karşı” diye uyduruk bir projeyle BOP’a (Büyük Ortadoğu Projesi’ne) doğru yelken açarsa ne olacak?..

Biz buna seyirci mi kalacağız?..

Evet, bu bölgeye girmek son derece yanlış bir olaydır ama yarın bu bölgeden gelecek tehlikeleri ve tehditleri önceden hesap etmeden “Banane” diyemeyiz.

Dememeliyiz de...

Madem uçağımızı düşürdükleri anda Türk jetlerimiz o füze rampasını vurmadı... O zaman siyasi ve politik her türlü gelişmenin içinde olmalıyız ve Suriye gibi son derece rizikolu bölgenin Türkiye’ye karşı sıfır tehdit olmasını sağlayana kadar abiliğimizi sürdürmeliyiz.

Neden mi?..

Bugün muhalif kanat “Türkiye, Türkiye” diye slogan atarken... Yarın - öbürgün, “En büyük Amerika”, “Yaşasın İsrail” derse hiç şaşırmayın. Çünkü bugünkü siyasi ayak oyunları (Rusya ikna edilip) Amerikancı şekilde bölgeye daha da girerse... Türkiye, yine Araplar tarafından sırtından hançerlenir.

Dikkat ederseniz daha Çin’i ve İran’ı yazmadık. Eğer onları ve onların menfaatlerine göre gelişmeleri işin içine sokacak olsaydık, olayların ve senaryoların daha başka bir şekilde arttığını görebilecektiniz.

Onun için, PKK’nın Suriye’de silahlanması ve siyasi alanda elinin güçlenmesine fırsat vermeyecek şekilde politikamızı üretmeli ve yeri gelirse askeri olanaklarımızı masaya yatırmalıyız. Bunu yapmazsak Suriye, Türkiye için ikinci bir Kandil olur ve terörle mücadele konusunda çok geç kalırız.


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk