Amerikali Turk

Yazarlar

Suriye Konusunda Devlet Politikan Olmazsa Seni Yurt İçine Hapsederler

August 02, 2012 2:03 PM

TÜRKİYE’de başbakan olmak zor iştir. Gelmiş geçmiş bütün başbakanlar zor görevi yapmak istemenin aşkıyla politikaya atılmışlardır. Her başbakanın da birbirinden ayrı özellikleri vardır. Bu özellikler arasında en çok akılda kalan ise ERDAL İNÖNÜ’dür.

Gayet sakin...

Güler yüzlü...

Sessiz...

Saygıda kusur etmeyen...

Derin düşünceli ve değerli bir bilim adamıdır.

Siyasi tartışmalarda olası suçlamaları bile olgunlukla karşılayarak efendiliğiyle karşısındakini utandıran İnönü, muazzam bir birikime de sahipti.

DEMİREL ile olan katılımlı hükümet olma dönemlerinde sağ - sol düşüncelerine dahi sakinlik ve barışseverlik duyguları aşılamış olan ERDAL İNÖNÜ, devlet adına başarılı dönemlere imzasını atmış değerli bir devlet adamıydı.

ECEVİT ise, başlı başına bir ekoldü. Sosyal demokrat oluşumunun en farklı özelliklerini durgun ve başarılı politikalarıyla gündeme taşımış bir devlet adamımızdı. Kıbrıs Barış Harekâtı’na imzasını atan ve bugünkü KKTC’nin nefes almasında büyük katkısı olan ECEVİT’in, dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Kissenger’a verdiği politik cevapları ise, her zaman hafızalardan silinmeyen büyük bir tecrübeye dayanmaktadır.

Tabii bu şahsiyetler bir dönemin devlet adamları.

ÖZAL da 1990’lı yıllardan önce ve sonra ekonomik kararlarıyla fazlasıyla ünlenmişti. Ayrıca serbest piyasa ekonomisi ile liberal ekonomi modelleri üzerinde epey çalışmalar yaparak bunları gündeme taşımış... Bazı kaçak malları engellemek için ürünleri serbestleştirip özelleştirerek önünü kesmiş biriydi. Tabii o dönemlerde muhafazakar kanat ise orta direk diye tabir edilen emekçi sınıfın neredeyse yok edilmesiyle... Daha çok zenginlerin yaratıldığı bir model üstünde yaratılan ekonomik sistemin Türkiye’ye zararlarını epey tartışmışlardı. Liberal kanat ise, bu kararları dışa açılmanın en büyük katkısı olarak göstermeye devam etmişlerdi.

ÇİLLER ve ERBAKAN’ın hükümet etme dönemlerinde de Türkiye epey ekonomik sıkıntılar çekmiş ve bunun getirisinin değil de, en çok götürüsünün tartışıldığı hükümetli yıllar olmuştu.

Tabii haliyle ondan önce ve sonra gelen DEMİREL hükümetleri de farklı ekonomik sistemleri gündemde tutarak Türkiye’yi düze çıkarma politikalarının temelini atmaya çalışmışlardı. Ancak enflasyon rakamlarının bir türlü dibe vurmaması... Hatta enflasyonun, gizliden gizliye zirveye çıkarak dönemin hükümetlerini sürekli başarısız kılması... Türkiye’nin en çok başarısız olduğu faktör olarak akıllara kazınmıştı.

Daha sonra başbakan olarak gelenler de dışa bağımlılığı sürekli artıran ekonomik gelişmelere imzasını atmış, orta sınıfın sıçramasını bir türlü başaramamıştı.

ERBAKAN hocanın da İslam birliği aşkı ölünceye kadar devam etmiş... Büyük Türk atılımlarını gerçekleştirmeye her ne kadar çalışsa da... Bir türlü milli görüş altında birleştirme çabalarının karşılığını görememişti.

Bugünkü hükümet de her ne kadar bir şeyler yapmaya çalışsa da... Dolara ve ithalata bağımlılığın önünü bir türlü kesemediği için (70 cente muhtaç olmasak bile) cari açığın tehlikesini halâ sırtında taşımaktadır.

DEVLET POLİTİKASIYLA HAREKET ETMEK YÖNETMEKTEN FARKLIDIR...

Sadece çok kısa tuttuğumuz ve Türkiye’ye farklı boyutlarda ve farklı mekanlarda adını şahlandıran bazı olayları kaleme aldık. Ama ne olursa olsun, devlet adamlılığı konusunda Türkiye, bugüne göre eskiden birbirini daha iyi tutardı.

Özellikle Kıbrıs meselesinde ortaya atılan dış politikamız ve Ada’daki Türklere karşı uygulanan işkencelerin sorumlusuna karşı bütün siyasi mekanizmalarımız tek yürek olmuştu. Ve öyle de olmalıdır.

Ama bugün bakıyorsunuz, Türkiye; Ortadoğu ve özellikle Suriye konusunda bir türlü tek yürek olmuyor. 

Hatta olamıyor.

Neden?..

Bu derece ayrı kutuplarda kalmanın sebebi ne olabilirdi?..

Düşündük, taşındık ve şu karara vardık: Türkiye’yi idare etmeye aday olanlar, koltuk kavgasını bırakmadıkça... Ne bu vatan rahat eder... Ne de dış politkamızda bir rahatlama görülür ve yaşanır.

Varsa da - yoksa da “Sen yapamıyorsun. İn oradan” ifadesiyle yola çıkılıyor... Başta olanın da, “Çok biliyorsan gel sen yap bakalım” edasıyla yapılan soru - cevap verme yarışına dönmüş durumda siyaset... Fikir tartışmaları Türkiye’nin gündemini ve insanlarını sürekli stresli hale getirmekte.

Oysa Türkiye’nin (idarecileri açısından) Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kuvvetli ve hemfikir sağlayan bir bütünlük çerçevesinde birleşmeleri gerekmez mi?..

Elbette gerekir.

Ama gelin görün ki bu anlayış ve bu bütünlük Türkiye’de hiçbir zaman olmamıştır. Gidişe bakarsanız olmayacak da.

Çünkü Suriye’ye karşı olası bir müdahale ve tedbir konusunda Meclis’ten istenen bir tezkere konusunda dahi Türk dış politikası adeta kıskaç haline alınmış durumda.
Peki bu böyle mi olmalıdır?..

Tabii ki hayır.

İlk önce Devlet Politikasının yaşatılması ve Türkiye’nin olası bir dış müdahale ve terörist akımlara karşı tedbirli olması için derhal liderler boyutunda büyük bir zirve toplantıları düzenlenmesi gerekir.

Bu, hem Türk vatandaşının kafasındaki soru işaretlerinin dağılmasına yardımcı olacaktır... Hem de dışarıya, “Bakın biz Türkler, ne olursa olsun dış tehlikeye karşı her zaman ve her yerde birleşiriz” mesajını iletecektir.

“Tezkereyi şu ve şunun için istemiyoruz. Çünkü sonuçları şunları getirebilir...” açıklamalarıyla Türkiye’nin Ortadoğu gibi kazanı her zaman kaynatılan bir ortamda sağlam politikalarının olması gerekirken... İktidarın da, “Eğer tezkereyi çıkaramazsak sınırlarımızdaki tehlikelerin boyutları ve gelen tehditlerin büyüklüğü şunlar olacaktır...” açıklamalarıyla yola çıkılmalıdır.

Bunlar bir türlü yapılmıyor. Yapılması için de hiçbir çaba harcanmıyor. Halbuki bu konuda bütün çabaların harcanması gerekir. Eğer o çabalar gösterilmezse, yarın - öbür gün Ortadoğu meselesinde ne bir söz sahibi olursunuz... Ne de bu bölgede hükümranlığınız kalır... Türkiye sınırları dışına burnunuzu çıkarmanıza bile müsaade etmezler. Hatta eli kanlı terör örgütünü bombalamak için Kandil’e yapılan operasyonlarınıza dahi müsaade etmezler... Daha doğrusu kendi sınırlarımız içinde bizi hapsetmeye çalışırlar. 

Çalışacaklar da...

DEVLET POLİTİKASI VE SURİYE MESELESİ...

Devlet Politikası, Türkiye’nin çıkarlarını ön planda tutan bir politikadır. Kim ne derse desin Türkiye elbette müdahale ederken çok düşünmelidir. Ama 800 ile 900 kilometrelik uzun bir sınır bölgenizde PKK tehlikesi yavaş yavaş gün ışığına çıkıyorken... Kandil’deki eli kanlı canilerin Suriye’nin kuzeyinde de (yani burnumuzun dibinde) ikinci bir Kandil kurmak için bölgeye üşüşüyorken... Tam da bu esnada Türkiye’ye, “Sen dur. Müdahale etme. Biz Ortadoğu’ya gereken düzenlemeyi yapacağız. Barzani tek yetkili olacak” diyen iki yüzlü Amerika’ya müsaade edecek miyiz?..

Edemeyiz. 

Bu mesele iç politikaya benzemez.

Nasıl ki Lozan Antlaşması’na imzasını atmayan Amerika’nın taaaa o zamandan Türkiye’yi dörde bölme hayalleri bugünkü ABD başkanlarının politikası olmaya devam ediyorsa... Türkiye’nin (muhalefetiyle - iktidarıyla ve Meclis’in dışında kalanlarıyla) bir devlet politikası olmalıdır ve çıkarları için burada kendini göstermelidir.

Sınırınıza PKK dayanmışsa, buna müsaade edemezsiniz.

Sınırınıza Amerika taaaa 10 bin - 15 bin kilometreden gelerek yeni politikalar yapmaya çalışıyorsa, buna müsaade edemezsiniz.

Sınırınızdaki gelişmelerden “Banane yahu... Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyemezsiniz... Çünkü gün gelir öyle bir dokunur ki... Yeter ki o gün, bugün olmasın... Onun için de yarını düşünerek bugünün kıymetini bilmeliyiz...

İşte Devlet Politikası da bunlara benzer.

Bir devlet, yetkili ve etkili mercileriyle ülkesini ayakta tutabilmek için dıştan gelen her türlü tehlikelere karşı bir (B) planı oluşturmalıdır. Bu plan, sadece iktidarın Devlet Politikası anlayışıyla değil... Muhalefetiyle... Sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla... Siyasi anlamda sivil anlayışın uğrayabileceği her türlü olasılık masaya yatırılmalı ve Devlet Politikası oluşturulmalıdır.

Halâ Türkiye’de bir Devlet Politikası göremiyoruz.

Hep söylüyoruz ve söyleyeceğiz:

1– Elin oğlu binlerce kilometreden sınırıma gelerek “Ben buradan rahatsızlık duyuyorum” derse (Ki diyor), Türkiye eli - kolu bağlı mı duracak?..

2– Ortadoğulu ülkeler, bir zamanlar terör örgütünü bize karşı tehdit unsuru olarak kullandıklarında nasıl karşı geldiysek... Bugün de sınırımızda dönen dolaplara “Dur” demeliyiz. Eğer demezsek burnumuzun dibinde Amerikan dopingli bir Kürt (terör) devleti kurulduğunu görürüz.

3– Sinsi Barzani şu anda Amerikan desteğini arkasına almışken, Türkiye de kozlarını kullanmalı ve terörü bitirmek için gelişmeleri kendi çıkarlarına göre uygulamaya koymalıdır.

Yok eğer bunları yapamazsak... Meclis’te halâ birbirimizi yersek... Sınırımızdaki gelişmelere “Banane” dersek... Atatürk’ün kemiklerini sızlatırız.

İşte buna hiç mi hiç hakkımız yok...


Ökkeş Ağaoğlu - Amerikali Turk