Amerikali Turk

Yazarlar

Ortadoğu’da Bir (B) Planın Olmazsa Sinsi Barzani Bile Bize Akıl Vermeye Çalışır

(1 votes, average 5 from 5)
August 03, 2012 1:40 PM

ŞU ANDA Amerika ile olan ilişkilerimiz ne kadar düzenli ve iyi giderse gitsin... Beyaz Saray’dan gelecek olumsuz tavıra her an hazır olmalıyız... Karşısına ayrı bir (B) planı ile çıkmalıyız. Eğer çıkmazsak, bir daha asla çıkartmazlar.
Bunları niçin söylüyoruz?..

Anlatalım:

Amerika, son günlerde Suriye yüzünden yine Türkiye’ye karşı üstü örtülü dayılık yaparak mesaj gönderiyor. Mesajı gönderen kişi ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Patrick Ventrell. Bakın ne diyor:

– “Türkiye'nin kendi ulusal güvenlik çıkarlarını anlıyoruz. Ama şu anda durumu daha fazla askerileştirmenin ilerlenecek yol olduğunu düşünmüyoruz.”

Şimdi doğru dürüst oturup konuşalım. İlk önce Ventrell şu sorularımıza cevap versin bakalım:

1– Sınırımdaki tehlikeye karşı askeri tedbir alıyorsam sanane?..

2– Esad, birkaç hafta önce sınırımızda tatbikat yaparken Türkiye’ye karşı yapılmış bir hareket olduğunu neden belirtmediniz?..

3– Aynı düşünceyle Türk savaş uçağımız düşürüldüğünde ve aynı şekilde devamı gelecekmiş gibi Esad’ın havalı ama bir o kadar tutarsız konuşmalarına karşı, acaba siz ne yapardınız?..

4– Rusya’nın üssü ve İran gibi Baas rejimine dahil olan (dün olduğu gibi bugün de) kafası sürekli PKK ile işbirliğine çalışan Suriye gibi bir ülke ile komşu olsaydınız ne yapardınız?..

Hemen söyleyelim: Anında vururdunuz. Hem de çoluk - çocuk demeden. Zaten bunun aynısını Irak’ta yapmadınız mı?..

Guantanamo hapishanelerinde yaptığınız rezilliklerinizle ve işkencelerinizle savaş suçu işlemediniz mi?..

Bugün kalkmış Türkiye’ye “Sen kımıldama. Ben Ortadoğu’da dengeleri gözetirim. Kuzey Iraklı Peşmergeleri de bir yerlere yerleştiririm” diyerek yola çıkan Amerika’nın cinlikleri Türkiye’yi hiç mi rahatsız etmiyor?..

Elbette ediyor.

Bir defa Türkiye’ye, “Benim en iyi müttefiğim” diyorsa, Ankara’nın çekincelerini ve terör faaliyetlerini benden önce tahmin etmeli – Aslında ediyor da üstüne yatıyor. Bilmemezliğe geliyor, hatta safları oynuyor.

Fakat diğer yandan (iddia edildiği gibi) Türkiye üzerinden Suriye’ye silah yardımı yaparak muhaliflere yardım ediyor. Bunların hepsi savaş oyunlarıdır ve taktiklerdir. Ama ne olursa olsun Türkiye de oyununu kendi kurallarına göre oynamalı ve işlerliğe koymalıdır.

Örneğin:

1– Türkiye’ye karşı İran, “Suriye’ye yardım edersen seni vururum” derse...

2– Rusya, “Suriye’ye yapılacak her türlü müdahaleye karşıyız” derse...

3– Peşmergeler Kuzey Suriye’ye hareket ederse...

4– Kuzey Irak’ta bir kürdistan devleti kurma çabaları artık gün yüzüne çıkarsa...

5– Ermenistan sinsi sinsi beklerse...

6– Hürmüz Boğazı’ndaki çekişmelere karşı krize en yakın ülke olursa...

7– Arap Baharı’nın diğer Arap ülkelerine sıçraması halinde “ayrı bir Körfez krizi daha ortaya çıkacak” beklentisi kuvvetli olursa...

Acaba Türkiye, bu tehlikeler karşısında ne yapacak?..

Eli - kolu bağlı mı oturacak?..

Ne olursa olsun Türkiye’nin de kendine göre sınır ötesi politikası vardır ve olacaktır da... Yeter ki müttefikleri onu desteklesin ve kafalarındaki toprak dağılımları burnumuzun dibine gelmesin.

Ama bu gidişte gelecek gibi. Bakarmısınız gelişmelere: Amerika, “Olası bir Kürt devleti kurulursa desteğimiz Barzani’den yana” diyor. Gerçi Türk hükümeti olarak da ulusal çıkarlarımız elbette olmalı. Mesela Barzani, Iraklı Araplarla ve Iraklı bazı Kürtlerle anlaşamamakta. Çünkü Amerika’nın Irak’a girmesi için müdahalesine yardımcı olan ve politikasına destek veren Barzani’yi Maliki yönetimi hiç sevmez.

Onun için Barzani, olası bir Irak hükümetinin siyasi ve askeri saldırısına karşı kendini sağlama almak için Amerikan desteğine ihtiyacı var. Tabii bu desteği tek taraflı olarak (hele ki gündemde kriz de varken) yapamayacağını anlayan Obama yönetimi, Türkiye ile ister istemez iyi geçinmek zorunda kalmaktadır.

Ayrıca, bölgedeki Kandil canileriyle de şu aşamada geçinmesinin kendisine bir yararı olmayacağını düşündüğünden dolayı Barzani sinsisi, Ankara’ya sıcak mesajlar göndermekte.

Ama yine de bu gönderilen mesajlara inanılarak “Tamam, Ortadoğu politikamız güzel gidiyor” diyemeyiz. Çünkü bugün Barzani terör örgütünü her ne kadar istemese de... Amerika’nın olası bir İran saldırısında elinde koz olarak tuttuğu PKK, Türkiye’ye karşı hep tehdit oluşturmaktadır. Bunun etkisiyle Barzani de aynı düşünceyle hareket edebilir.

Fakat...

Bu durumda düşman değil, kendinize yandaş yapmanız için Barzani’yi diplomasinin kıvrak zekasıyla Kuzey Irak planınızı gündeme almalısınız.

Tıpkı Amerika’nın çıkarlarını düşünmesi gibi.

Bakın Amerika’nın yeni başkan adayı ne diyor: “İsrail İran’a saldırırsa tebrik ederim.”

Bu ne demek?..

Amerika’nın menfaati doğrultusunda dünya kamuoyunu bile karşıma alırım demek.

Ama bunu gelin Türkiye’deki (sözüm ona) politikacılarımıza anlatın. Daha Türkiye yolun henüz başındayken... Suriye’nin sınırımızdaki PKK kamplarını devreye soktuğu şu günlerde politikacılarımız duruma bir şey demezken... Sırf iç politika gereği birbirlerine girmelerinde Türkiye’nin menfaati hiç gözüküyor mu?..

Gözükmüyor. Gözükmediği gibi, iç siyasetle dış siyaseti aynı potaya koyarak poltika yapılıyor. Bunların hepsi yanlış. Önce iç ve dış politikanın farklı zeminlerde olduğunu... İçte yaptığınız politika gereği ne yaparsanız yapın, dışarda bunun etkilerini göremezsiniz. Etki, ancak ve ancak iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil topluk örgütleriyle, siyasi etkili ve yetkilileriyle birlikte hareket edildiğinde görebilirsiniz.

İşte Amerika bugün bunu yapıyor. Yani menfaatlerini kolluyor. Hatta Obama yönetimi, Türkiye’nin bölgedeki askeri hareketliliğini kendine tehdit görüyor ve hiçbir zaman Türkiye‘nin bölgesindeki politikasından dolayı ileri gitmesini istemiyor. Türkiye‘nin bölgesel siyasetini gerektiren her atağını geri püskürtmeye çalışıyor. “Fazla ileri gitmeyin. Ofsayta düşüyorsunuz” uyarısıyla Türkiye’yi umursamıyor.

Eğer Türkiye Kuzey Irak konusunda sinsi Barzani üstünde ağırlığını hissettirmezse...

Eğer Türkiye, Peşmergeleri, teör örgütüne karşı bir kalkan gibi kullanmayı başaramazsa...

Eğer Türkiye, İsrail’i dize getirmek için Arap Baharı’nı lehine çeviremezse...

Eğer Türkiye, “Batı, Batı” diye tutturduğu Avrupa Birliği’nin pantolonunu, ayakkabısını, gömleğini değil de... Yasalarını ve insan hakları çalışmalarındaki çağdaş hukuku günceline taşımazsa...

Eğer Türkiye, “Amerika benim düşmanım. Siz bakmayın onun dost göründüğüne” diyerek ikili görüşmelerde ve çok amaçlı diplomaside kavgacı görünürse...

İşte o zaman Türkiye, “Geçmişiyle övünen”. ama “İlerisine bir şey vaat edemeyen” konumdan hiçbir zaman kurtulamayacaktır.

ATATÜRK’ÜN DİPLOMASİ GÜCÜNE ULAŞMAK İÇİN ÇOK EKMEK YEMEK GEREKİR...

Bu gerçeklerin ışığında bir de Atatürk’ü anımsayalım. Ulu önder Atatürk neler yapmıştı?..

Emperalist güçleri tek tek yenerek medeni bir Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.

Peki bundan sonra ne oldu dersiniz?..

Bakın ne oldu?..

İnanın çok şaşıracaksınız...

Yunanlı devlet adamı olan Venizelos, tam bir Türk düşmanıydı. Her ne kadar İngiliz desteğiyle Anadolu’ya saldırsa da, bunda başarısız olmuş ve sürekli yenilgiyi ağır bir biçimde tatmıştır. Bunu ona tattıran ise Atatürk olmuştur.

Bu gerçeği kabul eden Venizelos, bakın Nobel Ödül Komitesi Başkanlığı’na şu mektubu yazmıştı (kısaltarak veriyoruz): 

“Bay Başkan, yedi asra yakın bir süre zarfında Yakın Doğu ve Orta Avrupa’nın büyük bir kısmı kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu ve sultanların mutlakiyetçi idareleri bunun başlıca amili idi.

Mustafa Kemal Paşa’nın muhasımlarına karşı yaptığı millî harekatın galibiyetle sonuçlanmasını müteakip 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması bu istikrarsız duruma son verdi. Bir milletin hayatında bu kadar kısa süre içinde böylesine köklü bir değişme nadir vuku bulmuştur.

..........Kanlı mücadeleler nedeni ile uzun yıllar Türkiye ile düşman durumunda kalan biz Yunanlılar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini alan bu ülkede vuku bulan bu köklü değişikliğin etkilerini duyan ilk kimseler olduk.

..........Anadolu faciasının hemen akabinde kendini yenileyen Türkiye’ye bir anlaşma fırsatı görerek elimizi uzattık. O, bu uzanan eli samimiyetle kabul etti. 

............Barışın medyun olduğu bu kıymetli katkının sahibi kişi, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’dır. Bu nedenle 1930 yılında Yunan Hükûmet Başkanı sıfatı ile ben, Türk - Yunan Paktı’nın imzası ile Yakın Doğu’da barışa doğru yeni bir devir başlarken MUSTAFA KEMAL PAŞA’YI YÜKSEK NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ İÇİN ADAY GÖSTERMEKLE ŞEREF KAZANIRIM.

İhtiramatı faikamın kabulünü rica ederim Bay Başkan...”

İşte Atatürk’ün düşmanına kabul ettirdiği olay...

İşte Atatürk’ün diplomasi başarısı...

İşte Atatürk’ün modern Türkiye Cumuriyeti’ni nasıl yarattığı.

Her şey ortada değil mi?..

Bir de bugün geldiğimiz duruma bakın...

Atatürk sadece yaptığı savaşlarda anlatılmamalı. Kıvrak zekasıyla gündeme aldığı her konuyu muazzam diplomasi atağıyla hasmını durdurması ve hem kendine ve hem de Türkiye’ye hayran bırakması da anlatılmalı.

Yoksa bugün Amerika’nın burnunu soktuğu her yere ve her alana “süper güç”tür diyerek geri durursanız... Zamanla kendi başınıza hareket edemeyecek duruma gelirsiniz. Onun için çıkarlarımızı... Sınırlarımızı... Düşmanlarımızı... Atatürk gibi kıvrak dipomasi zekasıyla alt edemezsek... Ortadoğu’da kapının dışında kalırız. Hatta sinsi Barzani bile Türkiye’ye akıl vermeye başlar.

Bizden söylemesi.

Ökkeş Ağaoğlu